Tünel açma makinesi üretebilen 8 ülkeden biri Türkiye

Yerli ve milli tünel açma makinesi LALE, Türk mühendisler tarafından tasarlandı. Türkiye, dünyada bu makineleri üretebilen 8 ülkeden biri. Tünel açma makineleri "köstebek" olarak da adlandırılıyor. E-Berk AŞ'nin ürettiği Türkiye'nin ilk yerli ve milli tünel açma makinesi, 2017 yılında tanıtıldı. Makine, 3,25 metre çapında, 92 metre boyunda, 175 ton ağırlığında ve 800 KVA gücünde. Makinenin diğer özellikleri ise şöyle: Tork: 534- 981 kNm, İtki Kuvveti: 10680kN. Türk mühendisler tarafından tasarlanan makine, TÜBİTAK desteğiyle ortaya çıktı. Kara yolları ve raylı sistemlerin yapımı, havzalar arası su transferleri için bu makinelere ihtiyaç duyuluyor. [Grafik: Nursel Cobuloğlu] "Türkiye, dünyada

Makbul Olan

Evet, Müminlerin Emir'i, içinde bulunduğu durumu -çok haklı ve isabetli olarak- etrafında kimsenin bulunmamasına bağlamaktadır. Bu, "etraf"ın önemi kadar, yukarıda zikrettiğimiz "terbiye"yi almış kimselerin teşkil ettiği kadronun neyi ifade ettiğini, İslam'ın geldiği noktada o kadronun sahip bulunduğu payı da vurgulamaz mı? Allah'ın Resulü. "Bedir" mevkiinde. Savaş için ordugahını kurmak üzere. Askere yerleşmesi için emir verilmiştir. Tam o sırada, Munzir oğlu Hubab yaklaşıyor, Allah'ın Resulüne bir sual yöneltiyor: "Buraya Allah'ın vahyi ile mi konaklıyoruz, yoksa senin rey ve kanaatin ile mi? Allah Resulünün cevabı "Rey ve kanaat ile" şeklinde.. Bunun üzerine Hubab'ın suyun başına konaklam

Göğü Delen Adam

Mabetsiz yaşamak mümkün olabilir belki; ama dinsiz, yani bütün zevk ve acısı, heyecan ve memnunluğu, incelik ve kabalığı ile olağan hayat düzeyinin fevkindeki Yüksek Kademelerle temas kurmanın ve onlara doğru gelişmenin sistemli çalışması içinde olmaksızın yaşamak mümkün değildir. Modern dünyanın dinsiz yaşama deneyimi başarısızlıkla sonuçlandı ve bir kez bunu anladık mı Modernlik-sonrası görevlerimizin neler olduğunu anlarız. Çalışma hayatına adım atarken hep 33 yaşında "emekli olmayı" düşlerdim. Çalıştığım bankada bir yıl içinde "Ekonomik Araştırmalar Müdürü" ünvanını kazanmama rağmen mutsuzdum. Haydi daha cesur olayım, kendimi satmakta olduğum duygusuyla yaşıyordum. Yıllar sonra Thoreau v

Zuhruf Sûresi 79-89. Ayet Tefsiri

Zuhruf sûresi Mekke döneminde nazil olmuştur ve 89 ayettir. Sûre ismini 35. ayette geçen "Zuhruf" kelimesinden almıştır. Zuhruf; yaldız, mücevher, dünya hayatının geçici menfaati anlamlarına gelir. Sûrede başlıca tevhit, iman ve vahyin getirdiği hakikatler ile insanların bu hakikatlere ters düşecek şekilde sırf geçici dünya menfaatlerine bağlanarak sergiledikleri çelişki vurgulanmakta, batıla karşı çıkan ve hakkı tutan şahsiyetler olarak İbrahim, Mûsâ ve İsa Peygamberlerden söz edilmektedir. ﴾79﴿ Onlar bir şeye kesin karar verdilerse biz de vermişizdir. ﴾80﴿ Yoksa onlar bizim, gizlediklerini ve fısıldaştıklarını işitmediğimizi mi sanıyorlar! Hayır! Doğrusu şudur ki onların yanındaki elçi mel

Abdulkadir es-Sufi'nin Arayışı

Bugün sizlere Seferber Dergisi'nin Mayıs-Haziran sayısının kapak dosyası olan Şazeliyye tarikatı (Darkaviyye kolu) Şeyhi Abdülkadir es-Sufi'nin hayat hikâyesini istifadenize sunuyoruz. İyi okumalar. Türkiye'de, çeviriler yoluyla tanıştığımız mühtedilerden biri, 90'ların ortalarından 2000'lerin başına kadar şöyle ya da böyle etkili isimlerden biri olan Ian Dallas yani Şeyh Abdülkadir Sufi'dir. 1938 yılında İskoçya'nın Ayr şehrinde doğan Sufi, 1967'de Fez'deki Karaviyyun Camii'nde şehadet getirerek Müslüman olmuştu. Gençlik yıllarında BBC için oyun ve drama yazarlığı yapan, sanatçı yanı güçlü bir isimdi. Onu diğer mühtedilerden farklı kılan yönlerinden biri, Eric Clapton, Federico Fellini, Edi

Salâtü Selâm Şefaat Vesilesidir

Yüce peygamberin şefaatini talep etmenin yollarından biri de ona salâtü selâm getirmektir. Bu sebeple her mümin salâtü selâmı vird edinmelidir, her gün ona salavat okumalıdır. Zira bu, Resûlullah Efendimiz'in şefaatini ve şahitliğini kazandırır. Nitekim, "Sabah akşam bana on defa salât getiren kimseye şefaat ederim"* buyrulmuştur. Şu müjdeyi de unutmayalım: "Cuma günü ve gecesi bana çokça salavat getirin. Kim böyle yaparsa ben kıyamet günü ona şahitlik yapar ve şefaat ederim."** Bana Salât Getirenin Yardımına Koşarım! Süfyân- Sevrî anlatıyor: "Kâbe'yi tavaf ediyordum, her adımda Resûlullah'a (sallallahu aleyhi vesellem) salâtü selâm getiren bir adam gördüm. Ona, Be adam! Sen gerekli duaları

Libya, Türkiye için neden önemli?

Libya-Türkiye işbirliğiyle hem bölgedeki Arap ülkelerinin hem de Akdeniz’e kıyısı olmayan ve yıllarca Libya’da bulunan birçok batılı ülkenin artık bölgede istedikleri gibi at koşturamayacaklarını söyleyebiliriz. Doğu Akdeniz’de yeni bir enerji denkleminin oluştuğunu ve bu denklemde Türkiye’nin stratejik ve değişmeyen bir aktör olduğunu yazılarımda sürekli dile getirmeye çalışıyorum. Ancak bu süreçte atılan birçok adıma rağmen Doğu Akdeniz’de sürekli bir biri ardına karşı hamlelerin geldiğini gördük. Doğu Akdeniz’de bulunan aktörlerin Türkiye’siz Doğu Akdeniz Gaz Forumu oluşturmaları, kendi aralarında yaptıkları münhasır ekonomik bölge anlaşmaları ve Türkiye’nin dışlanarak oluşturulduğu alter

Hasan-ı Basrî (r.a.)

"Ey insanlar! İşin önü de sonu da şu çukurdur! Bakınız dünyanın sonu mezardır, yine bakınız ahiretin başlangıcı da mezardır! Kabir, ahiretteki menzillerden ilk menzildir. Bir âlem ki sonu budur, neden ona güveniyor ve naz ediyorsunuz? Bir âlem ki başı şudur, niçin ondan korkmuyorsunuz? Ey gaflet ehli! Başlangıcınız ve sonunuz bu olunca, evvel ve âhirdeki iş için hazır yapınız!" Nübüvvetin perverdesi, fütüvveti huy edinen, ilim ve amel kâbesi, vera ve hilim kıblesi, sahib-i sadr, sadr-ı sünnet (Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi ve sellem]) nezdinde baş olan Hasan-ı Basrî'nin [kuddise sırruhû] menkıbeleri çok, meziyetleri hadsiz hesapsızdır. İlim ve muamele sahibi idi. Hakk'ın havf ve hüznü dâi

Başka Milletlerin Tecrübesi

Fuzuli'nin ve modern şiirimizin önemli isimlerinden Ahmet Haşim'in doğduğu ve yaşadığı diyarlarda yani Irak'ta bugünün edebiyatçıları neler yazar, neler söyler, bilmiyoruz. Büyük tarihimizin en önemli tarih yazıcılarından Halepli Naima'nın memleketi artık harabe. Milli şairimiz Mehmet Akif'in memleketi Kosova'da hangi edebiyatçılar, düşünürler neler yapıyorlar, ne üretiyorlar, doyurucu bir malumata sahip değiliz. Tercümeyi alırken tecrübeyi de alıyor muyuz? Bir çeviri cennetine sahibiz. Hatırı sayılır miktarda Fransız şairinin, Alman filozofunun, Güney Amerikalı romancının eserleri zihnimizin dinamiklerini belirliyor. Son zamanlarda okuduğum her tercümeden sonra aynı soruyu sorarak Tanpınar'

Muhafazakârlık

Bizim muhafazakarlığımız, liberal, sosyalist ve muhafazakâr gruplandırması içinde yerini alan ve yeni veriler ve değişimler karşısında direnen "mevcut-statükocu" mânâda muhafazakârlık değil, ölçüden kıl kadar taviz vermeme mânâsına muhafazakârlıktır ki sonsuza açık bir tekâmülcülüğü belirtir. Muhafazakârlığın mânâsı ve değeri mevzuuna göre değişir... Bellibaşlı üç husus çerçevesinde hülâsa edersek: Birincisi... Bir toplumdaki sosyal-siyasi (liberal-sosyalist-muhafazakârlık) gruplama içinde, ne olursa olsun değişimlere direnen ve her yeni durumda "mevcutta-statükoda" kalan. İkincisi... Aynı düşünce içinde, değişimler karşısında tekâmülcü ve ihtilâl-inkılâpçıya karşı mevcutçu kafa. Üçüncüsü...

Türkiye kazandıkça Libya'da uluslararası rekabet kızışıyor

Libya ile imzalanan anlaşmalardan sonra Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Libya’da attığı adımlar çok net sonuçlar doğurdu ve Yunanistan, GKRY, İsrail ve Mısır’ın Türkiye’yi devre dışı bırakan anlaşmaları neredeyse tamamıyla akim kaldı. Türkiye ile Libya hükümeti arasında 27 Kasım 2019’da imzalanan anlaşmaların Türkiye açısından iki temel amacı vardı. Birincisi Doğu Akdeniz’deki jeopolitik kuşatılmışlığı yarmak ve enerji alanlarının güvence altına alınması, ikincisi ise Libya hükümeti için de darbeci general Halife Hafter güçlerinin Nisan 2019’da Trablus’a yönelik başlattığı harekâtın durdurulması idi. Bu anlamda ilk hedef ise Libya’da sahadaki çatışma dengesinin Libya hükümeti lehine şekillenmesi

Diş Bilemek

Zavallı Haçlı askerinin giysisi gibi kalbi de kararmış olmalı ki diş temizliği gibi bir medeniyet emaresini, kendi içinde bulunduğu vahşetle tevile kalkıyor ve zihninde mağlubiyeti kabul ediveriyor. Husumetleri anlatmak için kullandığımız bir deyimimizdir, "diş bilemek." Hani şöyle, öfkenin insana yaptırabileceği bütün kötülükleri içine alır bu deyim. Açığını yakaladığı anda mahvetmeye, hayatını söndürmeye, rızkını kesmeye hazırdır birine diş bileyen kişi. Oysa deyim, hiç de öyle kötü bir hatırayı yansıtmaz. Bir hadis-i şerifte, "Eğer ümmetime ağır gelmeyeceğinden korkmasaydım, her namazda onlara misvak kullanmayı emrederdim," buyurulmuştur. Diş sağlığının ne derece önemli olduğunu her fırsa

Niyet Okuma Hastalığı

“Niyet okuma” insanlarla ilişkilerimizde uyguladığımız bir olumsuz otomatik düşünme biçimidir. Niyet okumada kişi, söylenen cümlelerin gerçek anlamını öğrenmeye çalışmaz. Cümle, kelime hatta bazen bir bakıştan bile farklı anlamlar çıkararak yorumlar. Düşünce dediğimiz kavram kafamızda bir an da oluşan bir şekilde olabileceği gibi planlı, sistematik bir şekilde de olabilir. Bunlardan ilk guruba dahil olan, ‘otomatik düşünce’ denilen bir kavram var. Otomatik düşünceler kafamızda bir an da beliren, davranışlarımızı ve duygularımızı derinden etkileme gücü olan düşünme tarzıdır. Bu yazının genel konusu otomatik düşünme biçimlerinden olan olumsuz otomatik düşüncelerdir fakat otomatik düşüncelerimi

Afrika'nın Gerçek Dostu Türkiye

Kıtada barış ve istikrarın kurulmasına katkıda bulunmayı; siyasi, ekonomik ve sosyal kalkınmaya yardımcı olmayı hedefleyen Türkiye’nin Afrika ile kazan-kazan ilişkisi her iki tarafın da menfaatinedir. Ve her iki tarafı yakın gelecekte hak ettiği mevkiye taşıyacaktır. Türkiye uzun zamandır Afrika kıtasıyla tarihi ve kültürel ilişkileri sürdürüyor. Türkiye'nin son yıllardaki ekonomik gelişmesine paralel olarak kıtaya olan ilgisi artmış, 2003 yılında Afrika ülkeleriyle ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi stratejisinin hazırlanmasından bu yana ticaret hacmi dört katına ulaşmıştır. Türkiye'nin "kazan-kazan" yaklaşımı sayesinde taraflar arasındaki ilişkiler ivme kazanarak hızla gelişiyor. Bu ilişk

İslâmiyet ve Hümanizm

Herşey Allah’tan gelip, tekrar ona dönmektedir. Mademki Allah, dünya nimetlerini kullarına helâl kılmıştır, bu nimetlerden en iyi şekilde, münasip miktarda, kendini kaptırmadan faydalanmak, Müslümanların vazifesi. Nitekim, bolluk içindeyken Allah’a şükretmek, mihnetlere sızlanmadan katlanmak da dinin icaplarıdır. … Sünni itikadına göre bizim din dışı saydığımız sanatlar ve ilimlerin hepsi peygamberlerden kaynaklanmaktadır. Vahy yoluyla gelen kanunları kendilerine bildirilen peygamberler olmasa, insanlar cemiyet halinde yaşamayı beceremeyeceklerdi. İnsanların cemiyet içinde şu veya bu işi yapmaları, zenginin dilenciye para vermesi Allah’ın iradesiyle olduğu gibi, ülkede olup biten herşeyin te

28 Şubat Sürecinde Neler Yapıldı?

28 Şubat sürecinde Türkiye'de İslamî değerlere ve Müslümanlara yönelik çeşitli operasyonlar yapıldı. 28 Şubat 1997 tarihinde toplanan MGK ve sonrasında kurulan Batı Çalışma Grubu üzerinden askerler, parlemontaya, medyaya, sivil toplum kuruluşlarına, yargıya kendi isteklerini dayatmış, buna karşı çıkanları da hapishaneye tıkmış, sürgün etmiş veya işlerinden etmiştir. Bu süreçte kısaca neler yapıldığını istifadenize sunuyoruz. ... Adına 28 Şubat dediğimiz darbe, TSK içinde illegal olarak oluşturulan Batı Çalışma Grubu örgütünün çalışmalarıyla başlamış, 28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısı ve alınan kararlardan sonra BÇG, TSK hiyerarşik yapısını kullanarak yani ordu içinde öncelikle yönetime el

Müddessir Suresi 38-48. Ayet Tefsiri

Müddesir sûresi, adını birinci ayette geçen "el-Müddesir" kelimesinden almıştır. Mekke döneminde nâzil olan sûre 56 âyettir. Sûrede Hz. Peygamber’e, ilk vahyi aldığında yaşadığı heyecana rağmen dini tebliğ görevini yerine getirmesi, inkârcıları uyarması ve bu konuda karşılaşacağı sıkıntılara katlanması emredilmiştir. Kıyamet gününün sıkıntılarından söz edilmiş, Kur’an’a sihir ve beşer sözü diyerek onu reddeden müşriklerin yakıcı cehenneme sürüklenecekleri haber verilmiştir. Meleklerden ve kitap ehlinden, cehennemin görevlilerinden söz edilmiştir. Sûrede ayrıca inkârcıların cehenneme girmelerinin sebebi hakkında müminlerle aralarında geçen bir konuşmaya yer verilmiş ve inkârcıların haktan yüz

Ayasofya açılacak!

Ayasofya'yı kapalı tutmak, Allah'a sövmeye, Kur'ana tükürmeye, Türk tarihini kubura atmaya, Türk iffetini kirletmeye, Türk vatanını satmaya denk bir suçtur. Gençler! Bugün mü, yarın mı, bilemem! Fakat Ayasofya açılacak!.. Türk'ün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphesi olanlar, Ayasofya'nın da açılıp açılmayacağından şüphe edebilirler. Gençler!.. Ayasofya üzerinde çok lâf ettik! Ama lâfta bile onu tasarruf edebilmiş, mülkiyetimiz altına alabilmiş değiliz! Bana öyle geliyor ki, yalnız mânayı anlasak, yalnız onu yerine getirebilsek, Ayasofya'nın kapıları sabır taşı gibi çatlar, kendi kendisine açılır. İsterse açılmasın; ondan sonra herşey, küçük bir tatbikat işinden ibaret kalır. Biz kimden,

İmam Gazâli'nin Hz. Mûsâ ile Konuşması

Rûhül-Beyân müellifi İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri Tâhâ sûresinin tefsirinde Râgıb el Isfahânî'nin el-Muhazarât isimli eserinden şöyle nakletmiştir: Hizbü'l-Bahr sahibi İmâm Şazeli (k.s.) şöyle demiştir: "Mescid-i Aksa'da uzandım. Ve uykumda gördüm ki Mescid-i Aksâ'nın dışında haremin ortasında büyük bir çadır kurulmuş. Ve birçok insanlar bölük bölük içine girdiler ve ben dedim ki: 'Bu topluluk nedir?' Dediler ki: 'Bütün enbiyâ ve resuller, Hallac- Mansûr'dan sâdır olan edebe mugâyir bir hareket için Hz. Peygamber'in huzuruna şefaat dilemeye geldiler. Tahta baktım, gördüm ki Peygamberimiz onun üzerinde tek başına oturmaktadır. Ve Hazret-i İbrahim, Hazret-i İsâ, Hazret-i Mûsâ ve Hz. Nûh gib

Dikiz Aynasında Kör Nokta

"Nefsânî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, soylu atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere düşkünlük insanlara çekici kılındı. İşte bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah'ın katındadır." Tarih sayfaları arasında gezinildiğinde insanın insanla, toplulukların bir diğer toplulukla yapmış olduğu sonu gelmeyen çatışmaların temelinde insanoğlunun doyurulması zor açlığının ve nefs mücadelesindeki yenilgilerinin parmağı olduğu gerçeği apaçık karşımızdadır. Birey ilkin kalbinde kendini yitirir ve kadim günah kibir, kıskançlıkla kol kola insan varlığına dair ne varsa sömürmenin yollarını arar. Bir toplum kan kayb

Join my mailing list