Çalışma Hayatı Ne Getirdi, Ne Götürdü?

İşin sonucunu niyet belirler. İhtiyaçtan çalışanın ihtiyacı giderilir. Hırs için çalışan tükenir. Allah rızası için çalışan kazanır. Üretenler, niyeti temiz olanlardır. Kazananlar kendinden başkasını düşünenlerdir. Kadınlara iş hayatı amaç olarak sunuluyor. İş hayatının amaç olabilmesi için yüksek değerler uğruna çalışmak gerekir.


Ayakları üzerinde durmak, para kazanmak, güç ve iktidar sahibi olmak, mevki makamla değer kazanmaya çalışmak, kocaya muhtaç olmamak, hayatını garanti altına almak gibi dünyevi niyetlerin sonucu pek hayır getirmez.

Batı dünyası binbir övgülerle kadınları çalışma hayatına katmıştı fakat gelinen noktada artık iş hayatının kadının nasıl tükettiğini, kişiye ve aileye ne gibi olumsuzlukları olduğunu itiraf ediyor.


Maalesef ki bizim ülkemizde ısrarla kadınlar çalışma hayatına itelenmeye çalışılıyor ve çalışma hayatının zorluklarından, fiziki ve psikolojik yorgunluklarından hiç bahsedilmiyor. "Çalışan kadın güçlü kadındır" diye topluma empoze edilince, kadınlar çalışma hayatına ateşe uçuşan pervaneler gibi koşuyorlar.


Oysa ihtiyacı olan kadına zaten "çalış" demeye gerek yok, mecburen çalışacak. Fakat çalışmaya ihtiyacı olmayan ve kadınların olması elzem olan alanlarda olmayan, herhangi bir erkeğin yapabileceği bir işi yapması için kadını iş dünyasının zorlu şartlarına itelemenin, kadınlara da topluma da faydası olmayacak.


"Kadınlar kalkınmanın öznesi olacak” deniyor. Kadınlar kalkınmanın öznesi olunca ailenin neyi olur? Aile ile bağları ne kadar devam eder.


Bağda, bahçede ve tarlada karı-kocanın birlikte çabalaması, zorluklara karşı birlikte mücadele etmeleri, müşterek elde ettikleri ürünün sevinci karı-kocayı kaynaştırıyordu. Şimdi ise birbirlerinden uzakta, yabancıların içinde geçirilen uzun saatler, akşam yorgun bir araya gelen karı-kocayı birbirlerine yabancılaştırıyor.


Çalışma hayatının kadını fiziksel ve psikolojik olarak tükettiği gözler önünde. Kadın ve erkeklerin aynı mekânda çalışmasının hem kadınlar hem erkekler üzerinde olumsuz etkileri var. Mekân enerjisi insanın psikolojisini etkiliyor. Erkeklerin çok olduğu ortamda çalışan kadınlar daha erkeksi olurken, kadınların çok olduğu ortamda çalışan erkeklerin enerjileri de kadın enerjisinden etkileniyor ve erkekler daha kadınsı olabiliyor.


Ayrıca iş ortamında bütün gün vakit geçirmek, kadın ve erkek arasında olması gereken mesafeyi kaldırıyor. En çok aldatma vakalarının iş arkadaşları ile olduğu bilinen bir gerçek.


İş ortamında herkes birbirini bakımlı ve hoş tavırları ile görüyor genellikle. Bu da karşıdaki kişiye hayranlık beslemeye sebep oluyor. Belki o kişinin ev halini görse yüzüne bakmayacak. Aldatma olmasa bile evde eşini dışarıdaki kadın da erkekler gibi görmeyen kişilerde kendi eşinden soğuma da oluşabilir.


Çalışma hayatı kadını hem bedenen hem psikolojik olarak yoruyor. Kadınlar için daha fazla istihdam açmak için uğraşmak yerine kadınlar için çalışma şartları daha iyileştirilebilir. İsteyene yarım gün mesai, isteyene çocuğunu büyütmek için istediği kadar izin kolaylığı olmalı. Kadınların en az üç yaşına gelene kadar çocuklarının yanında olmaları desteklenmeli. Çalışma ortamının çatışma ya da aldatma ortamı olmaması için yapılacak küçük düzenlemeler de pek çok sorunu ortadan kaldırabilir.


Yoksa ev hayatını aşağılayıp, çalışma hayatını allayıp pullayıp kadınları iş hayatına çekmenin acısını toplum olarak hep birlikte öderiz.


Çalışmak Var Oluş Mücadelesine Dönüştü


İnsan hayatında amaçlar ve araçlar vardır. Araçlar, amaçları gerçekleştirmek içindir. İş, insanın hayatın sürdürmek için bir araçken, kadınlara iş, erkeğe karşı var oluş mücadelesinde bir amaç olarak sunuluyor.


Kadın hiçbir ihtiyacı yokken, evinde çocuklarını kendi büyütme arzusu duyarken ve çocuklarını başkalarına bırakıp git menin vicdan azabını yaşarken yine de çalışma hayatına devam edebiliyor; çünkü bir algı şaşırtmacasının içinde çalışması gerektiğine inanıyor.


Niyetin Ne?


İşin sonucunu niyet belirler. İhtiyaçtan çalışanın ihtiyacı giderilir. Hırs için çalışan tükenir. Allah rızası için çalışan kazanır. Üretenler, niyeti temiz olanlardır. Kazananlar kendinden başkasını düşünenlerdir. Kadınlara iş hayatı amaç olarak sunuluyor. İş hayatının amaç olabilmesi için yüksek değerler uğruna çalışmak gerekir.


Ayakları üzerinde durmak, para kazanmak, güç ve iktidar sahibi olmak, mevki makamla değer kazanmaya çalışmak, kocaya muhtaç olmamak, hayatını garanti altına almak gibi dünyevi niyetlerin sonucu pek hayır getirmez.


Ben Kocamdan Para İsteyecek Kadın Değilim


"Kocana muhtaç olma, kocanın eline bakma..." diye diye kadınlar koca eline bakmamak için çalışır oldu. Eline bakmadığı kocasının yorgunluktan yüzüne de bakamaz olduğunu fark edemeyen kadınlar iş hayatını değil, kocalarını suçluyorlar.


"Ben kocamdan para isteyecek kadın değilim" cümlesi ne kadar kibir kokuyorsa o kadar da karı-koca arasını soğutacak etkiye sahip bir cümle.


Sen kocandan para isteme, o senden yemek istemesin, cinsellik istemesin, iki ev arkadaşı olarak yaşayıp gidin o zaman. Bu nasıl bir evlilik olur!


Kocaya muhtaç olmamak mümkün mü? Kadının parası olunca kocasına muhtaçlığı kalkıyor mu? Koca para için mi vardır? Kadın da erkek de her halükarda birbirlerine muhtaçtır. Kadının kocasının parasına ihtiyacı varsa erkeğin de karısının yaptığı yemeğe, ev işlerinin yapılmasına, doğurduğu çocuğa ihtiyacı vardır. Hepsi bir yana esas ihtiyaçları ise birbirlerinin sevgisine ve yoldaşlığınadır.


...


Ekonomik Özgürlük Mü, Harcama Tutsaklığı Mı?


Erkekler çalıştığında maaş ya da kazanç diye tanımlanan para, nedense kadın çalıştığında isim değiştiriyor ve "ekonomik özgürlük" oluyor. Kadının kazancının tanımına bile "Paranı kazan, kimseye bağlanma, ipini çabuk kopar..." mesajı yerleştirilmiş.


İstenen durum; kadın ekonomik özgürlük ile kapitalist sistemin hapishanesine düşsün. Çalışan kadının zaten harcamaları artar. Ev hanımına göre daha fazla giysiye, daha fazla ayakkabıya, daha fazla çantaya vb. ihtiyacı vardır. Her gün evden çıkan kadının ister istemez ihtiyaçları artar. Lüks harcama bile ihtiyaç listesi haline gelir.


Bütün bunlar kapitalist sistemi doyurmaz. Kadın aile bağlarını kopardığında çok daha fazla harcama yapacaktır. Boşanma demek; iki ev demektir. Yeni bir evin döşenmesi, yeni ihtiyaçların yanında daha pek çok harcama alanını ortaya çıkartır.


Kadın yalnızsa ve mutsuzsa daha çok harcar. Aldığı her şey onda kısa süreli bir mutluluk oluşturur fakat hiçbir alışveriş onda bağlanma arzusunun eksiğini kapatmaz, sevme ve sevilme ihtiyacının yerini doldurmaz.


Ciddi bir sebep olmadan, özgür olma, keyfine göre yaşama arzusu ile evinden ayrılan, eşten kopup eşyaya bağlanan kadını hiçbir maddiyat tatmin etmez. Bu yüzden hep yeni bir şeyler piyasaya sürülür.


Reklamlar kendini iyi, değerli ve mutlu hissetmen gibi manevi ihtiyaçlarına maddi çözümler sunar ve seni ona yönlendirir. O şampuan, bu marka kıyafet, bu firmanın ayakkabıları, bu araba, bu banka, hep senin mutluluğun için çalışıyorlardır inanırsan... Nefsin istekleri üzerinden düğüm üzerine düğüm atarlar insana.


Ekonomik özgürlük demek, harcama tutsaklığı demektir. Kapitalist sistemin zaaflarımızı tespit edip bizlerle kedinin fareyle oynaması gibi oynaması demektir. AVM'lerde ses, koku, müzik, renk gibi insan ruh halini değiştiren etmenler, gelenlere daha çok alışveriş yaptırmak için özel olarak tasarlanıp kullanılıyor. O tuzağın içine düşmemek o kapıdan girdikten sonra biraz zor.


Kaynak: Maraşlı, Sema, Güçlü Kadınlar Neden Mutlu Değil?, Motto Yayınları, s. 126-132, Kasım 2018.

6 görüntüleme
Join my mailing list