Çocuk Kitaplarına Acil Sansür

Sapıklık her yerde ama en çok çocuk kitaplarında. Artık insan çocuk kitaplarının kapaklarını bile açmaya cesaret edemez oldu. Çünkü çocukları eğitmesi ve okuma alışkanlığı kazandırması amacıyla alınan kitaplar sapkınlık aşılıyor. Din, diyanet, gelenek ve ahlâkî değerleri yıkmaya çalışıyor. Bunun son örneği, Musa Dinç’in “Gül ve Düşün” isimli masal kitabında yer alan tecavüz ve müstehcen tabirler oldu. Lakin mesele bundan ibaret değil. Musa Dinç örneği çocuk kitapları konusuna ülke olarak ihmalimizi gözler önüne serdi. Çocuklara veya ergenlik çağına hitap eden kitaplara baktığmızda sorunun birkaç kitaptan ibaret olmadığına işaret ediyor. Bakanlığın ödül verdiği yazarın kitapları bile dehşete düşürüyor insanı.

Tecavüze uğramış, ‘namusu iki paralık olmuş’, ‘mahcup’ ve ‘suçlu’ gösterilen bir ayı. Bir cezalandırma yöntemi olarak ‘ayının bekaretini bozan’ tilki. Evet, yanlış duymadınız, bütün bunlar çocuklar için Fabl türünde 15 masalın bulunduğu Musa Dinç’in ‘Gül ve Düşün’ isimli masal kitabında yer alıyor. Müstehcen tabirlerin kullanıldığı, ahlâkî sınırların aşıldığı, bir tilki ve ayı üzerinden tecavüzü meşrulaştıran ifadelerin yer aldığı, eğitimle, pedagojiyle bağdaşmayan bu kitabın 4. baskısı Arı Sanat Yayınevi’nden çıkmış.


Kitabın baskısı durduruldu, yazarı tutuklandı, Arı Sanat Yayınevi, “Kitabın editörlüğünü biz yapmadık, yazar kendisi yaptı” diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu, Musa Dinç'in 'Gül ve Düşün' kitabı ile Selma Aydın'ın kaleme aldığı 'Yolsuz Dere' kitabının, “18 yaşından küçüklerin mâneviyatı ve gelişimleri üzerinde muzır ve müstehcen tesir yapacak nitelikte” olduğuna karar verdi. Selma Aydın, “Kitap kapağında (dokuz artı dokuz ironisiyle) yayınlanmış olmasına rağmen” diyerek kitabının çocuk kitabı değil, yetişkin kitabı olduğunun savunmasını yaparken, Musa Dinç, “özür diledik, ne uzatıyorsunuz” minvalinde bir zorunlu açıklama yayınlayarak “Ben üretken bir yazarım, bunun altında bir çapanoğlu var” diyerek işi başka bir boyuta taşıma derdine düştü. Bu savunma tutuklanmasına engel olmadı.

Çocuklara yönelik sapkın içerikler bu iki örnekten ibaret olsa, konuşmaya bile değmez, gereği neyse yapılır der, geçerdik. Ancak durum hiç de öyle değil. Ülkemizde çok güzel örneklerleri olan çocuk kitapları yazılsa da, kötü içerikler minicik dimağların yakasından düşmüyor. İçerik kontrolü ise yayınevlerinin insafına kalmış.


Çocuk kitabı yazmak çocuk işi mi?


Çocuk kitabı yazmak, iki kelimeyi bir araya getirip cümlecikler kurmaktan ibaret olsaydı, herkes yazar olurdu muhtemelen. Ama maalesef bazı çocuk kitabı yazarları, en temel pedogojik kâide ve ahlâkî değerlerden bile habersiz. Veya ‘çok satma’ uğruna yahutta kasıtlı olarak tahrif için uyraşıyorlar. Tabi neticesinde ceplerini doldurmuş da oluyorlar. Basit içeriğin, ihtimamsız cümlelerin, yalan yanlış bilgilerin çocuğa katacağı hiçbir şey olmayacağı gibi, onu değerlerine yabancı ve hatta ahlâksız bir kişiliğe büründürecektir.


“Çocuk edebiyatı, ilk çocukluktan çocukluk dönemi sonuna kadar yaşanan çocukluk çağlarının duyarlılıklarını yansıtır” diyen Mustafa Ruhi Şirin, ‘99 Soruda Çocuk Edebiyatı’ kitabında, çocuk kitabında olması gerekenleri şu ifadelerle sıralar:

  1. Konuları ilgi çekici olmalıdır.

  2. Çocuğun rahatça anlayabileceği seviyede, ancak düzgün bir ifade ile yazılmalıdır. İyi bir çocuk kitabı çocuğa iyi bir dil modeli sunmalıdır.

  3. Çocukça değil çocuk için olmalıdır. Başka bir deyişle çocuk için yazılacak kitaplar da en az yetişkinler için olanlar kadar edebî yönden güçlü, estetik olarak güzele çağrıştıracak şekilde yazılmalıdır.

Faydasından geçtik


Çocuk edebiyatında beklenen edebî bir dil, estetik bir metin, düzgün ifadeler gibi olmazsa olmazların, günümüz çocuk edebiyatında maalesef yeri yok. Edebî bir dil yerine, günlük ve popüler dili kullanmak revaçta. Sorun sadece bu olsa gene iyi. Dahası düzeysiz, ahlaksız ve değerlerle savaşan bir dil ve muhteva. Öte yandan çocuk edebiyatı sorunu, tek başlıkta toplanacak bir mesele olmaktan çoktan çıktı. “Faydasından geçtik aman zararı olmasına” gelen acıklı bir durumla karşı karşıyayız artık.


"Farkındayız, sadece kitap değil, bir dünya veriyoruz" sloganını kullanan Nar Yayınları'ndan çıkan İhsan Büyükçolak'ın derlediği ‘Kahkaha Gülleri' isimli çocuk kitabının verdiği başka dünyaya bakarsak, sadece cinsellik değil, şiddetin de artış şifrelerini okuyabiliriz. Başı babası tarafından kesilen bir çocuğun kazanda pişirilmesi, ardından bu görüntüyü gören kız kardeşin hikâyesi anlatılıyor bu kitapta.


"Ağabeyinin eti asla ağzına değmesin" ve "Kemiklerinin hepsini topla, gül ağacının dibine göm" gibi ifadelerin yer aldığı kitabın yayıncısı; “Kahkaha Gülleri isimli kitap 2009 yılında yayınlanmış ve yayın kurulumuzca çocuklarımıza uygun olmadığı fark edilir edilmez derhal yayından kaldırılmış, piyasaya verilmiş olanlar toplatılmıştır. Söz konusu yayın nedeniyle kamuoyundan özür dileriz” şeklindeki açıklamayla yaptığı tahribattan sıyrılmaya çalışmış. Peki sormazlar mı bu yayınevine, “Yayınevinizin bir ‘yayın kurulu’ varsa, ‘kitap basılmadan önce neredeydiler’ diye?”


En önemli sorunumuz yayınevi


Yazar, beynindeki pisliği çocukların dünyasına boca ederken, yayınevi hiçbir yaptırıma mâruz kalmadan işin içinden sıyrılıyorsa, burada kaç yanlış var sizce? Hedef kitlesi 6-10 yaş arasında olan Puslu Yayıncılık’tan çıkan ‘Hayalci Çocuk’ kitabının da yayınevi aynı teraneyi okuyor.

Halime Erdoğan’ın yazdığı söz konusu kitapta bir çocuk ve tecavüz vak’ası yer alıyor. Sözde, çocuklar bazı konularda bilinçlensin, kendilerini korumayı öğrensin diye yazılmış. Hangi eğitim metodunda çocuklara kötülüğün detayı verilerek anlatılır? Çocuk ruhunu bilmeyen yazarlar nasıl çocuk kitabı yazar? Kitap tam 1.000 baskı yapmış, yayınevi fark edince çoğunu toplatmış. Üzgünlermiş. Galiba en önemli sorunumuz, bastıkları kitaptan haberi olmayan yayınevleri. Ucuza getirmek adına işinin ehli insanlarla çalışmamak. Yahut da niyet gerçekten çok başka...


Evet, çocuk kitaplarında skandallar bitmiyor. Bir başka kötü örnek ise Duran Yılmaz’ın ‘Keloğlan Ak Ülke’ kitabı. 1981’de basılmış kitap. Bir çocuğa tecavüz edip sonra ânîden ortadan kaybolan ‘Hızır(!)’ diye bir karakter var. Çocuklara tecavüzü öğretmesini mi eleştirsek, Hızır (a.s.)’ın adını kullanarak itibarsızlaştırmak istemesini mi ele alsak, nereden baksanız işin içinden çıkılmıyor. Kitap satışta yok ama sahaf sitelerinde hâlâ satışta.


Gülten Dayıoğlu kitapları


Bunlar yayınevlerinin ihmalkârlığı, yazarın vurdumduymazlığı üzerine inşa edilmiş, farkında olununca toplatılan ve yasaklanan kitaplar. Ya en çok satan ve öğretmenlerin de tavsiye ettiği, ama çocuklara aynı oranda zarar veren çocuk kitaplarına ne demeli? Okullarda en çok tavsiye edilen çocuk edebiyatı yazarlarından biri olan Gülten Dayıoğlu’nun kitapları da bir başka şok. Üstelik Aile Bakanlığı’ndan ödül alan bir yazar bu.


Gülten Dayıoğlu’nun ‘Yeşil Kiraz serisi’ yerli gençlik edebiyatının en çok okunan eserlerinden. Kiraz’ın kapıcılıktan “seçkinliğe” yolculuğu, bu süreçte aşk ve cinsellikle, kimlik buhranlarıyla imtihanı olarak özetlenebilecek kitap serisi, Kiraz’ın düş kırıklığı, bekâret kanıyla intikam ve kürtajla sonuçlanan ilk aşkının onda nasıl hasarlar yarattığını okuyoruz. Serinin 1992’de yayımlanan ilk kitabı bugün kırk yedinci, 1995 tarihli ikinci kitabı ise 34. baskısında.


Hikâyenin kahramanı Kiraz, Özgür adlı kişiden intikamını, ona bakire olduğunu kanıtlayarak alır. Çarşaftaki kan bunun ispatıdır. Ne de güzel örnek değil mi? Ülkemizin gerçekliği mi diyeceksiniz? Oysa çocuklar ve hatta ergenlik çağında kimlik arayışı içindeki gençler için bu ‘gerçeklik’ler, rol model yerine geçer. Ve evet, çocuklar okudukları kitapların kahramanlarının yerine kendilerini koymakta mahirdir.


Baba imajı yerle bir


Dayıoğlu’nun ‘Fadiş’ romanı da yine başka bir açıdan ‘ülkemizin gerçekliğini’ özellikle genç kızlara yansıtır. Nedense bu ülke gerçeklikleri hep kızlar üzerinden yürür. Bu tür kitaplar da erkeklere değil, kızlara yöneltilir. Erkeklere nasıl davranması gerektiği değil, kızlara nasıl olması gerektiği öğretilir.

Kâmil Bey, bir babanın evladına yapabileceği tüm kötülükleri Fadiş’e yapmıştır. Ailesine sahip çıkmamış, başka bir kadınla yaşamaya başlamıştır. Tek derdi bir an önce Cemile’den boşanıp bu kadınla evlenmektir. Bu yüzden de sadece boşanmak için kızını defalarca kaçırmış, ona şiddet uygulamıştır. Şiddete maruz kalmak Fadiş’i hayata küstürmez, aksine o, her seferinde karşılaştığı olumsuz durumlardan daha da güçlenerek çıkmayı başarır.


7 yaşındaki Fadiş kahramanlığında güçlü kadın/kız figürü özendirilirken, romandaki kötü baba, küçük yaşlardaki okurlarda babaya karşı olumsuz bir ön yargı oluşturur. Çocuk zihinlerde baba imajı, hatta koca imajı ciddi şekilde sarsılır. Bundan sonra yazar istediği kadar olumlu mesajlarla kahramanını göklere çıkartsın, olumsuz baba imajı bunun en büyük engeli olacaktır.


Bu kitap 12-15 yaş çocuklarına, tam da baba modeline olumlu veya olumsuz yaklaşma karmaşasında tavsiye edilir.


Eşcinselliğin kapısını aralayan metinler


Bütün öğretmenlerin hararetle tavsiye ettiği Dayıoğlu’nun bir diğer skandal kitabı ise siyasi cinayet ve kan davalarıyla dolu bir çocuk kitabı olan ‘Ben Büyüyünce’ isimli kitaptır. ‘Faydasından geçtik, zararından nasıl koruyacağız çocuklarımızı’ dediğimiz günlerdeyiz, tamam. Ama bu kitaplar bugün yazılmış değil. 40-50 yıl önce yazılmış olanları var. 70’lerde şiddet ve kötü figürlü erkeklerle mücadele eden genç kızlarımız, 2000’lerde artık cinselliğini kullanarak bu mücadelesine devam eder. Bunun meyvelerini ise 2020’lerde eşcinselliğe özenti şeklinde almaktayız. Erkeklerden nefret ederek yetiştirilen kızlarımızın hemcinslerine yönelmesinin altında yatan sebepleri irdelemenin zamanı gelmedi mi?


Nitekim çeviri yayınlarda bunu çok daha net görebiliyoruz. Cinsiyet değiştirme, eşcinsellik, gayrimeşru ilişkileri özendiren ve normalleştirmeye çalışan sözde çocuk kitapları, örnek kitaplar olarak ülkemizde de satılıyor. Ödüllü yazarlar Elena Favilli ve Francesca Cavallo'nun kaleme aldığı ve 100 kadının hikayelerinin masalsı bir anlatımla gözler önüne serildiği "Asi Kızlara Uykudan Önce Hikâyeler" isimli kitapta, kendisini 'kız gibi' hisseden Amerikalı Coy Mathis isimli bir erkek çocuğunun cinsiyet değiştirme süreci özendirilerek anlatılıyor. Altı yaşındaki transseksüel Coy Mathis’in hikâyesi daha önce de Netflix'te "Growing Up Coy" ismiyle yayınlandı.

Bir annenin, kitabı okuyan 8 yaşındaki kızının "anne baksana ne kadar tuhaf bir şey yazıyor" sözleri ile durumun farkına varmasıyla kitap gündeme geldi. 'Hep Kitap' isimli yayınevinin eserlerinden biri olan söz konusu kitapta yer alan skandal ifadeler sosyal medyada olay oldu. Toplumdaki anne-baba-çocuk ilişkilerini sabote etmekten, lanetlenen eşcinsel ilişkiyi normalmiş gibi sunmaktan öte hiçbir katkısının olmadığı söz konusu skandal kitap, muzır neşriyattan sayıldı. Bu karar sonrası beklenildiği gibi özgürlükçüler savunmaya geçti. Zira eşcinsellik meselesi birilerinin kırmızı noktası.


Annesinin sevgilisini anlatıyor


Çeviri kitap skandalı bununla da bitmiyor. "Epsilon Çocuk Kulübü" tarafından yayınlanan yazar Dee Shulman imzalı "Polly Price'nin Çok Gizli Günlüğü" Türk örf ve adetleriyle hiç uyuşmayan, skandal ifadelerle dolu. Yazarın kurgusuna göre; kitap, bir kız çocuğunun günlüğünden oluşuyor. Günlükte yer alan ifadeler ise "çocuk kitabı" kategorisinden çok uzak. Kitabın kahramanı olan küçük kız çocuğu günlüğünde, annesinin 22 yaşındaki erkek arkadaşını anlatıyor ve annesinin genç sevgilisi ile nasıl öpüştüğünü tasvir ediyor.


“HASSAS kişilerin bu günlüğü açması son derece tehlikeli olabilir, çünkü bu günlük içinde KORKUNÇ ŞEYLER barındırıyor” gibi merak uyandırıcı tanıtımlarla piyasaya çıkan kitabın içeriğindeki skandal ifadelerin bazıları şöyle:


“Birbirlerine yapışıp diğer herkesi (beni) görmezden gelmek.”


“Badem, anemin yeni erkek arkadaşı. Ve maalesef kendisi bir delikanlı. 22 yaşında olduğunu söylüyor ama onun annemle takılmayı bırak, tıraş olacak kadar bile büyük olduğunu sanmıyorum!”


“Ve... Annem ona benim yeğeni olduğumu söyledi. Anneme "anne" dememe izin yok! Şöyle demek zorundayım... Teyze!!!”


İpek Ongun'un medeni kızları


Genç kızların yakasından düşmeyen bir diğer yazar da İpek Ongun. Ortaokul çağındaki kızlar Ongun’un kitaplarını ayılıp bayılarak okuyor. Ongun’un onlara sunduğu dünya, tam da ergenlik çağında kaçmak istedikleri dünya. ‘Evde sorun mu var, kapını kapat, umursama. Nasılsa şehir dışında bir üniversite kazanıp kendi evine çıkarsın. Bırakın sorunlarla aileniz uğraşsın.’


Ongun’un ‘Bir Genç Kızın Gizli Defteri’ serisi, isminden dolayı çok gizli, derin bir hikâye anlattığı hissi verse de, günlük hayatın kendini tekrar eden basitliğinden kurtulamaz. Tek farkla, Serra Noyan isimli karakter, seri boyunca gençlerin yaşamlarında ve akıllarında olan normal hayat algısını yıkar.


Serra, liseye yeni başlamış, saf bir genç kızdır. Annesi ve babasının boşanmasıyla hayatı "paramparça" olur. Lise değiştirmek zorunda kalan Serra, bu büyük değişimi nasıl atlatacak diye merakla ve heyecanla okunan kitap, bir seriye dönüşecek ve Serra üniversiteden mezun olup çoluk çocuğa karışana kadar devam edecektir.


Hilton otelde beş çayı


Serra, kilolu ve gözlüklü olmaktan muzdaripti. Yeni arkadaşlar edinmeye çalışıyordu. Serra'nın başında öyle büyük problemler vardı ki! Örneğin; iyi kızlar Melis ve arkadaşları ile Hilton Otel'de beş çayına gidiyorlardı. Fakat Melis ve arkadaşları tayyör giyerken, Serra tayyör giymiyor; sıradan bir kumaş etek ve bluz giyerek gidiyordu. Rezil oluyordu!


Yazar, daha önceki kitaplarında da muhtemel kendi gençliğinde muzdarip olduğu şeyleri yazarak gençlerin zihnini bulandırmıştı. Çizdiği pespembe bir dünya ile batılı bir hayat tarzı modeli sunması ise en çok eleştirilen konu. Bu modele göre insanlar ergenlik çağına gelir, bütün ergenler gibi saçma sapan konularla ilgilenir, erkek arkadaş peşinde koşar, sonra olgunlaşır, lise biter, hemen üniversiteye girer, üniversitede mutlaka iyi bir bölüm okur, bu sırada hayatının aşkıyla karşılaşır, okul bitince hemen bölümle alakalı bir işe girer, evlenir ve mutlu olur. Evlilik dışında, batıdan özenti bir hayatı genç kızlara sunması ve bu ölçülerde ‘birey’ olmayı özendirmesi Ongun’un kitaplarında ana unsurdur.


Kızlar nasıl feminist oldu?


Genç kızlara “medenî” olmayı öğreten yazar, erkeklere de biraz öğretmiş olsaydı, belki arada bu kadar uçurum olmayacaktı. Din konusunda hep kadınların neler yapması gerektiğinin söylenmesinden şikâyet edenlerin, sadece genç kızlara medeniyet aşılayan bu yazarlara gram lafı olmaz. İşte bu kitaplarla büyüyen genç kızlar, şimdi feminizm ve LGBT lobisinin baş savunucusu.


Yazar ne yazdığını bilmez veya bilir de kasıtlı olarak yazar, yayınevi ne bastığını bilmez veya bilir de kasıtlı olarak basar. Peki bunların denetimini kim yapacak? Anneler şans eseri sosyal medyada paylaşıldığında mı bu zararlı içerikten haberdar olacak? Sansür mü demiştiniz, işte o sansür çocuk kitapları basılmadan önce acil olarak devreye girmeli. Sonra iş işten çoktan geçmiş olur. Bozmak kolay, yapmak ise en zorudur.


Kaynak: Dursun, Sevda, Çocuk Kitaplarına Acil Sansür, Gerçek Hayat Dergisi, s. 22-28, 1037. sayı, 7-13 Eylül 2020.

5 görüntüleme
Join my mailing list