Çok Kitap Okuma, Bir Kitabı Çok Oku!

İşin doğrusu, yazanlar da, yazarlar da kitapları bir kez okunacak şekilde yazdılar, üstelik herkesin anlayabileceği düzeyde yazdılar. Öğretmekten çok etkilemeyi seçtiler. Etkileyerek bilgiyi yaygınlaştırmaya çalıştılar. Yaygınlaşan da bu nedenle bilgi’nin kendisi değil, etkisi oldu. Nitekim etrafınıza şöyle bir bakarsanız, ne kadar da çok etkileyici kitabın piyasada dolaştığını görürsünüz. Öğretici değil, etkileyici kitaplar var artık. Herkesin bir kez okuduğu ve bir süreliğine etkilendiği kitaplar, ister istemez birkaç ay sonra unutulan kitaplar, kitapçıklar.

Çok okumak denilince, bugün artık insanımızın aklına çok kitap okumak geliyor. Nitekim ben de yıllarca çok okumak ile çok kitap okumak arasındaki farkı farketmeden okuyup durdum, çünkü herkes gibi ben de çok bilmek için çok kitap okumak gerektiğine inanıyordum. Oysa geleneksel eğitim sisteminde çok kitap okumak marifet değildi, bilakis marifet, bir kitabı çok okumaktı, yani çok kitap okumak değil, bir metni adam gibi okumaktı aslolan!

Bu iki farklı bilme tarzı, esasen matbaanın icadıyla alâkalıdır. Matbaanın yaygınlaşmasıyla bilgi de yaygınlaştı, iyi mi oldu, bakın işte burası tartışılır. Matbaanın icadıyla bilgi’nin yaygınlaşması, bir süre sonra bilgi’nin sığlaşması anlamına geldi, tıpkı bilgisayar ve internet gibi. Her ikisi de birlikte bilgiyi yaygınlaştırdı, genişletti, genelleştirdi, ilmi malumat haline dönüştürdü. Peki derinleştirdi mi? Hayır, sadece sığlaştırdı.

Niçin?

Çünkü