Abdulkadir es-Sufi'nin Arayışı

Bugün sizlere Seferber Dergisi'nin Mayıs-Haziran sayısının kapak dosyası olan Şazeliyye tarikatı (Darkaviyye kolu) Şeyhi Abdülkadir es-Sufi'nin hayat hikâyesini istifadenize sunuyoruz. İyi okumalar.

Türkiye'de, çeviriler yoluyla tanıştığımız mühtedilerden biri, 90'ların ortalarından 2000'lerin başına kadar şöyle ya da böyle etkili isimlerden biri olan Ian Dallas yani Şeyh Abdülkadir Sufi'dir. 1938 yılında İskoçya'nın Ayr şehrinde doğan Sufi, 1967'de Fez'deki Karaviyyun Camii'nde şehadet getirerek Müslüman olmuştu.


Gençlik yıllarında BBC için oyun ve drama yazarlığı yapan, sanatçı yanı güçlü bir isimdi. Onu diğer mühtedilerden farklı kılan yönlerinden biri, Eric Clapton, Federico Fellini, Edith Piaf, Ernst Jünger, Jean Cocteau gibi şöhretli bir çok isimle olan tanışıklığının yanında radikal entelektüel duruşuydu.


Bir Sufi


Sufi, Müslüman olduktan sonra bir arkadaşıyla kendisine bir mürşid aramak için tekrardan yola çıktı. Fez'de aradıkları gibi bir mürşidin olduğu haberini aldılar. O sırada arkadaşıyla birlikte Tanca'daydılar. Fez'e doğru yola çıktılar. Yol üstünde Şeyh'in Meknes'deki zaviyesine uğradılar.


Şeyh, onlar gelmeden önce Kazablanka'ya gitmek için yola çıkmıştı. Tekrardan yola koyuldular. Şeyh'in bir müridinin evinde gecelediler. Bir gece önce aynı evde Şeyh kalmıştı ama onlar gelmeden biraz önce ayrılmıştı. Biraz zaman geçtikten sonra evin önüne bir araba geldi. İçerisinden Şeyh Muhammed İbnü'l-Habib, yani peşinde oldukları şeyh iniverdi.


Böylece Sufi, Şeyh Muhammed İbnü'l-Habib'in eliyle Şazeli-Darkavi tarikatına intisap etmiş oldu. Şeyh, Abdülkadir'i Meknes'deki büyük zaviyeye götürdü. Ona bir Divan (içerisinde tasavvuf esasları anlatan kasidelerin toplandığı kitap) ve seccade vererek onu mukaddemi yani İngiltere'deki temsilcisi yaptı. Mukaddem Abdülkadir'in, bir dahaki Fas'a gidişinde yanında bu sefer 4 tane yeni İngiliz Müslüman vardı.


Mukaddem Abdülkadir, Londra'nın batısında terk edilmiş bir binayı onararak içerisine yerleşti. Zamanla orası Londra'daki cemaatinin merkezi haline geldi. Her hafta sonu Londra cemaatindeki Müslümanlar Hyde Park'ta öğle namaz kılmaya başladılar. Dönemin Londra'sında dikkat çeken bir topluluk olmuşlardı.


1971 yılında mukaddem Abdülkadir, Şeyh Muhammed İbnü'l-Habib ile Hacc'da görüşmek için sözleşmişlerdi. Fakat Şeyh, Hac yolunda Cezayir'de vefat etti. Sufi için bu beklenmedik vefat, manevi eğitiminin yarıda kalması anlamına geliyordu. Çünkü şeyhi, yerine herhangi bir ismi bırakmamıştı. Şimdi ne yapacaktı?


Sufi ve arkadaşları yeni bir rehber arayışına girdiler. Londra'daki tebliğ hareketlerinden haberdar olan İngiltere'nin Libya büyük elçisi onu Libya'ya davet etti. Libya'da, Şeyh Ahmed el-Alavi'nin halifelerinden Şeyh Fayturi ile tanıştı. Şeyh Fayturi, onun yarım kalan eğitimini tamamlamasına yardım etti ve kendisine nihayetinde irşad izni verdi.


Yeni dönem


Sonrasında ise bu mühtedi İngiliz cemaat genişleyecek ve Norwich'te bulunan İhsan Camii'ni inşa edecekler ve bir süre devam edip sonrasında dağıtılacak olan Müslüman komün köyünü kuracaklardı. Yanı sıra basın yayın alanında da çalışacaklar ve Diwan Press. Madinah Press gibi yayınevlerinin kurulmasına öncülük ederek Muvatta, Şifa-i Şerif gibi birçok İslam klasiğinin İngilizce'ye tercüme edilmesini sağlayacaklardı. Sufi'nin etrafında toplanan cemaat, onun fikirlerinden ve tasavvufi geleneğin öğretilerinden beslenen, geniş bir topluluğa dönüşmüştü.


Murâbitûn Hareketi


Sufi'nin hayat eğrisinde Murâbitûn döneminden bahsetmenin sırası geldi. Abdülkadir es-Sufi'nin Sufi ismi yerine artık Murâbıt ismini kullanmaya başladığı bu evre bazılarınca yanlış olarak onun tasavvuftan kopması olarak yorumlanmıştı. Oysa aslında olan, onun aktivist bir sufi grup kurma girişimiydi.


Murabut kelimesi ribat kelimesinden geliyor. Ribat ise sınır boylarındaki kale, gözetleme merkezi ve aynı zamanda ilim öğrenilen yer demek.


Murâbitûn hareketi 5 temel üzerine kuruluydu.


Birincisi: İslam toplumunun yeniden tesisi. Bunu sağlamak için bireysel ibadetlerle birlikte kafir sistemle mücadele etmek.


İkincisi: Emirliğin yeniden tesisi. Müslümanlar siyasi olarak yerel düzeyden başlayarak kendilerini temsil edecek emirler seçilmeli ve onları izlemelidir. İslam'ın beş şartından zekat unutulmuştur. Zekat emirler tarafından toplanmalıdır.


Üçüncüsü: Faize karşı cihad. Bugün dünyadaki sömürü sisteminin temeli faizdir. Faiz sisteminin temelinde ise kâğıt para sistemi yatmaktadır. Zekat dışında hiçbir verginin alınmadığı, her çeşit tekelleşmenin önüne geçilmeli ve ticaretin serbest olarak yapıldığı Medine Pazarı sistemi kurulmalı.


Dördüncüsü: Asr-ı Saadet döneminde Medine ehlinin ameline tabi olmaktır. Medine ehlinin yaşantısını esas alan Maliki mezhebi ve İmam Malik'in derlediği hadis kitabı olan Muvatta esas olmalıdır.


Beşincisi: Allah'ı zikretmektir. Her türlü korkudan ve endişeden ancak Allah'ın zikriyle kurtulunur. İlahi emirler ve emanetlerin sorumluluğu ancak Allah'ı zikrederek taşınabilir.


Bu hareket, "dava" yani İslamiyet'i tebliğ etmek ve yeniden inşa etmek için çeşitli davet çalışmalarında bulundu. Kitapçıklar, broşürler hazırlayıp insanların bireysel ve toplu şekilde İslamiyet'e davet edildiği, konferanslar, kongreler düzenledi. Bu faaliyetlerine hâlâ kısmen devam ettiği söylenebilir.


Murâbıtûn Hareketi'nin ön plana çıkan politik karakteri içerisinde iki mesele daha çok dikkat çekiyor: Kağıt parayı bırakıp yeniden altın ve gümüş paraya dönüş ve zekatın yeniden ihyası. Bugün ise kağıt paradan altına tekrar dönüş hareketini İspanyol müridlerinden Umar Vadillo yürütmektedir.


Kaynak: Yeşilyurt, Eren, Abdulkadir es-Sufi'nin Arayışı, Seferber Dergisi, s. 6-8, sayı 20, Mayıs-Haziran 2020.

5 görüntüleme
Join my mailing list