"Altın Çağ" mı, müsriflik mi?

İl başına ortalama 2,5 üniversite ile sonuçlanan yükseköğretim seferberliği, yüzyıllardır hasreti çekilen fırsat eşitliğinin sağlandığı Altın Çağ mı? Yoksa, 21. yüzyıl filistinizmi ve popülizm doğrultusunda, gençlerimizi günümüz dünyasının en mütekâmil söylem ve eylemlerinden uzak tutan, reel gelişmelerden kopuk, buna karşın, ne bilgi yetersizliğinin ne de kültürel yoksulluğunun umursandığı müsrif bir süreç mi?

21. yüzyılın düşünce ve duygu biçimi (zeitgeist) "postmodernizm" ile ifade edilir. Akademik dünyanın başat felsefe olarak benimsediği postmodernizm, hakikat diye bir şeyin olmadığını, "hakikat" denilen şeyin beyaz Avrupalı erkeklerin yıllar yılı başarıyla dayattıkları "tasavvur"larından ibaret olduğunu iddia eder. Postmodernist anlayışa göre, bir vakıanın diğer bir vakıadan daha değerli olduğu söylemi, elitist/seçkinci bir söylemdir; zira tek bir hakikat yoktur ve münevverlerin/entelijensiyanın hakikatın peşinden koşuyor olmaları demode bir faaliyetten ibarettir.


Nitekim, Tony Blair kabinesinin Eğitim ve Zanaatlar Bakanı (Secretary of State for Education and Skills) Charles Clarke (d. 1950) "eğitimin bir araç değil, kendi içinde başlı başına bir amaç" olduğu düşüncesinin "hayli şaibeli" olduğunu, İşçi Partisi hükûmetinin "doğruyu arayan akademisyenler' şeklindeki ortaçağdan kalma bir kavramı desteklemek" gibi bir düşüncesinin olmadığını söyleyebilmiştir.