Aydınlanma Çağı 1

Birçok Orta Asyalı bilim adamı, hayret verici derecede isabetli astronomi tabloları hazırlamışlardı. Hayatı boyunca astronomiye tutkuyla bağlı olan Semerkant'ın hükümdarı Uluğ Bey yıldız yılının süresini Kopernik'ten daha doğru bir şekilde hesaplamıştı ve tespit ettiği dünyanın eksen eğikliği öylesine isabetliydi ki bugün bile kabul görmektedir. Uluğ Bey'in talebesi Ali Kuşçu kuyruklu yıldızların hareketlerinin dün yanın döndüğünün ampirik bir kanıtı olarak kabul etmiş ve astronomiyi "doğa felsefesinden" tamamıyla bağımsız kılan ilk isim olmuştu.

Orta Asya'nın Aydınlanma Çağı'na doğru uzun ve dolambaçlı bir yola çıkmadan önce Goethe'nin Faust'unu takip edip bazı ana aktörleri sahneye davet edelim. Hepsini beraberce davet etmek yerine, üzerine çalıştıkları bilim sahalarına yapmış oldukları katkıları göz önünde tutarak teker teker çağıralım. Ancak oyuncuları sahneye almadan önce iki önemli hatırlatma yapmamız gerekmektedir.


Birincisi, bu dönemin, bilginin ansiklopedik yapılarını titizlikle biriktiren ve sonrasında en az altı sahada katkı sunan bir hezarfenler¹ (polymath) ve ferdî düşünürler çağı olduğunu unutmamak gerekir. Aslına bakılırsa, daha sonrasının ve uzmanlaşma çağının bir ürünü olan her disiplinin münferit olması bu düşünürlere yabancı bir fikirdi. Bahsedilen çağlarda tüm bilinenlerin ansiklopedilere toplanması ve mantıklı kategorilere ayrılması fikri öne çıkıyordu. Benzer bir dürtü antik çağ yazarı Büyük Plinius'u M.S. 77'de bir ansiklopedi yazmaya sevk etmiş ve altıncı asrın ortalarında Sicilyalı Cassiodorus da bu yolu takip etmişti. Ancak üretilenin adedi ve çeşitliliği bakımından kimse, titizlikle derleme ve tetkik yapma tutkuları tüm tabiatı ve insan hayatını da kapsayan Orta Asya'nın ansiklopedistlerine galebe çalamamıştı. Âdeta Orta Asya'nın Aydınlanma Çağı, Fransız Denis Diderot'nun meşhur Encyclopédie'sini derlediği ya da İsveçli botanikçi Carl Linnaeus tüm bitkileri düzenli bir şekilde tasnif ettiği on sekizinci asırdaki Avrupa Aydınlanması'ndan önce davranmıştı.


İkincisi ise ferdî düşünürlere ve bilim adamlarına yönelik değerlendirmelerin, bu isimlerin bilinen eserlerinin bütün halinde intikal etmemesinden ötürü hatalı olabileceği gerçeğidir. Entelektüel dünyanın yıldızları olarak görülen bu çalışmalar ya bütünüyle kaybolmuştur ya da sadece başka eserlerde kendilerine yapılan atıflar üzerinden bilinebilmektedirler. İbn-i Sina'nın kimisi birkaç sayfa kimisi ise birkaç cilt olan 400'den fazla kitap ve risale yazdığı bilinmektedir, ancak bunlardan sadece 240 tanesinin ise bir kısmı yayımlanmıştır. Birûni'nin ise 180 adet eser verdiği bilinmekte olup sadece 22 tanesi günümüze ulaşmıştır.² Sorun bununla da bitmemektedir. Hiç transkript edilmemiş, elden geçmemiş ve günümüz bilim dillerine tercüme edilmeleri bir yana, kendi orijinal dillerinde, yani Arapça ve Farsçada dahi yayımlanmamış çok sayıda el yazma eser arşivlerde çürümektedir. Yakın zamanlarda gün ışığına çıkmış olan eserlerin kalitesi üzerinden bir değerlendirme yapıldığında incelenmemiş ve tercüme edilmemiş olanların incelenmiş ve tercüme edilmiş olanlardan daha az önemli olmadığı kanısına varılabilir. Birûni'nin sadece 13 eseri yayımlanmıştır ki bu da tüm eserlerinin yüzde yedisine tekabül etmektedir. Çeşitli ülkelerde kendini bu işe adamış araştırmacılar olsa bile daha yapılması gereken çok iş vardır. Bu sebeplerden ötürü biz de sadece elimizdekilerle yetinmek mecburiyetinde kalıyoruz.


Şimdi kısa tanıtımlara geçilebilir. Astronomide bugünkü Özbekistan'ın batısında doğan, yeryüzünün derecesinin uzunluğunu ölçmek için çalışmalar yürüten ve enlemlere bağlı yatay güneş saatlerini yorumlamak için tablolar geliştiren Orta Asya'nın önde gelen gökbilimcileri arasındaki Harezmî ile başlanılabilir.³ Küresel astronominin sorunlarına sayısal çözümler getirmek üzere rub tahtasını (çeyrek daire sinüsü) kullandığı bir âlet geliştirmişti. Birûni astronomik araştırmalarının sonunda yeryüzü yörüngelerinin dairevi değil, elips şeklinde olduğu ve güneşin tepe noktasının (apojesinin) öngörülebilir şekilde değişiklik gösterdiği neticelerine ulaşmıştı. Bilimsel problemleri çözmekte doğa felsefesini kullanan Aristo ve takipçilerine karşı yaptığı cüretkâr çıkışta Birûni bu tarz meselelerin sadece matematiksel astronomi ile halledilebileceğini savunuyordu. Galaksimizdeki diğer güneşlerin etrafında dönen gezegenler arasındaki eliptik yörüngelerin varlığının yakınlarda anlaşılması hayatın olmadığı düşünülen "güneş sistemi dışındaki gezegenlerin" (exoplanet) tahmin edilen adedini ciddi biçimde düşürmüştü. Birûni'nin hocası ve ahbabı olan Ebu Nasr Mansur bin Irak için "İkinci Batlamyus” denilmekteydi, ancak ciltler dolusu astronomi çalışmalarından günümüze ulaşanı yoktur.


Tacikistan'ın kuzeybatısında doğan Hucendî, büyük bir duvar kadranı yapmış ve tutulma dairesinin eğimi üzerinde, yeryüzünün dünyanın eksenine dik bir şekilde yaptığı açı ve dünya ile güneşin hareketlerine bağlı olarak oluşan açı gibi o vakte kadar elde edilmemiş isabetlilikte birçok ölçüm yapmıştır. Elbette, hâlâ, güneşin dünyanın yörüngesinde döndüğünü zannediyordu, ancak ölçümleri dünya ile güneş arasındaki ilişkiye dair çalışmalarda atılmış çok büyük bir adımdı. Ayrıca astronomi problemlerinde küresel trigonometriyi kullanan bir âlet geliştirmişti.


Günümüz Özbekistanı'nda yer alan Fergâna vadisinde doğan Fergânî, daha sonra Avrupa'da çok ilgi toplayacak olan klasik dönemin en önemli astronomi âleti, usturlap hakkında bir risale yazmıştır. Astronomi sahasındaki eseri ise Avrupa'da o sahanın en iyi "Arap" çalışması olarak kayda geçmiştir. Okurlarından birisi de kendisinden beş yüz sene sonra çalışmalar yapan ve dünyanın çevre açısını Orta Asya'da kabul edilmiş hâliyle kabul eden Christopher Colombus idi. Bu hesaba göre bir derecelik meridyen yayının değeri 56 mildi. Fergânî'nin kullandığı ölçüm birimi Arap dünyasında kullanılanıydı ve Colombus Çin ile Avrupa arasındaki mesafeyi en aza indirmek için can atarken Fergânî'nin Romadaki ölçüm birimlerini kullandığını söylemişti. Bu ve bunun gibi başka hesaplama hataları Colombus'un kat edeceği mesafeyi yüzde 25 azaltmıştı. Bu yanlış hesaptan ötürü “Okyanuslar Amirali" "Cipango" veya diğer adıyla Japonya'yı Virgin Adaları ile aynı meridyende bulacağını zannetmişti. Yolun daha kısa hesaplanması maalesef ki hatalıydı ama yine de Colombus'a planının finansmanı hususunda Portekiz kralına ve İspanya hükümdarına karşı güçlü bir argüman sağlamıştı.


Birçok Orta Asyalı bilim adamı, hayret verici derecede isabetli astronomi tabloları hazırlamışlardı. Hayatı boyunca astronomiye tutkuyla bağlı olan Semerkant'ın hükümdarı Uluğ Bey yıldız yılının süresini Kopernik'ten daha doğru bir şekilde hesaplamıştı ve tespit ettiği dünyanın eksen eğikliği öylesine isabetliydi ki bugün bile kabul görmektedir. Uluğ Bey'in talebesi Ali Kuşçu kuyruklu yıldızların hareketlerinin dün yanın döndüğünün ampirik bir kanıtı olarak kabul etmiş ve astronomiyi "doğa felsefesinden" tamamıyla bağımsız kılan ilk isim olmuştu.


Matematikte, birçok aritmetik ve geometrik problemde yer alacak köklerin kullanımıyla çözülebilen bir denklemler teorisini ilk defa ortaya koyan isim Harezmî idi. Netice olarak, o alana ismini veren Algebra (Kitab'ül Cebir ve'l Muhasebe, Cebir ve Muhasebe Kitabı) eseriydi. Algoritma terimi de kendi isminin bozulmuş hâlidir. Harezmî küresel astronomi alanını daha ileriye taşımış ve Hindistan'da keşfedilen onluk sistemi kullanılır hale getirmiştir. Türkmenistan'da yer alan Merv'den dostu Mervezî tanjant ve kotanjant üzerine öncü çalışmalar yürütmüştür. Birûni de Hindistan'da bilinen sıfır kavramı ile negatif sayıları bölgeye taşıyan çok sayıdaki Orta Asyalı bilim adamından biri olup, bu ikisinin kullanımında çığır açmıştır. Birçok Orta Asyalı bilim adamı trigonometrinin geliştirilmesinde ve daha sonra yedinci asırda İtalya'da yeniden keşfedilecek olan bağımsız bir alan olarak tesis edilmesinde öne çıkmak için adeta birbirleri ile yarışmışlardır.


Bir şair olan (evet bir şair!) Ömer Hayyam tarafından üçüncü dereceden denklemlerin geometrik teorisinin oluşturulması, aynı aritmetik dili oranlara uyarlaması gibi dahiyane bir buluştu. Üçüncü dereceden denklemlerin on dört tipini tanımlayan, tasnif eden ve önceleri üzerinde çalışanların içinden çıkamadığı bu denklemlerin çoğuna geometrik kanıtlar sunan ilk isim Hayyam'dı. Üstelik Hayyam irrasyonel sayıları sayı olarak kabul eden, ilk olmasa bile, ilk bilim adamlarından birisiydi. Öklid'in paralel çizgilerin kesişemeyeceğine ilişkin ortaya attığı fikri kanıtlamak için yeni bir paraleller teorisi ortaya koymuştu. İki Rus bilim tarihçisi Hayyam'ın paraleller teorisindeki bazı önermelerinin kendisinden tam yedi yüz yıl sonra yaşayan "Lobachevski ve Riemann'ın Öklidçi olmayan geometrilerinin ilk önermeleri ile esasen aynı" olduğu kanaatine varmışlardı.


Optikte, bugünün Türkmenistan-İran sınırında yaşayan İbn-i Sehl ışığı odaklamak için kullanılan kavisli aynalar hakkında önemli bir risale yazmıştı. Seleflerinin yaptığı çalışmaları temele alarak ışığın bir noktaya odaklanmasında lens kullanılması problemini, daha önce hiçbir bilim adamının tutturamadığı bir isabetlilik ile çözmüştü. Bu problemle uğraşırken kırılım yasasını bulmuştu. Tıpta İbn-i Sina'nın Kanun isimli eserinde çevrenin sıhhate tesiri hususunda ve hayrete düşürecek kadar öngörülü bir şekilde, bugün koruyucu sağlık denilen tıbba dair çok önemli kısımlar bulunmaktadır. Her tür psikosomatik hastalıklar da dâhil olmak üzere yüzlerce hastalığın temel tedavileri üzerine de kafa yormuştur. İbn-i Sina'nın yanı sıra birçok diğer Orta Asyalı bilim adamı, tıbbın teorik ve pratik kısımlarıyla ilgili çok sayıda kısa eserler kaleme almışlardır. Orta Asya'da tahsil gören Muhammed ibn-i Zekeriyya er-Râzî klasik dönemin en önde gelen teşhis koyucusu ve cerrahıydı. Aynı şekilde farmakoloji de, kimisinin pratik doktorlukla hiç ilgisinin olmadığı, çok sayıda çığır açıcı bilim adamının ilgi sahası dâhilindeydi.Birûni, Hindistan ile ilgili yazdığı bir kitabında, türlerin çoğalması ve yok olmasıyla ilgili doğrudan Malthus'unkilere benzer argümanlar sunmuştur.


Bitkilerin tıbbî etkilerini araştırmaya yönelik kapsamlı tetkikler, kimyada minerallerin katılıklarını ve diğer özelliklerini tanımlama çalışmaları ile birlikte yürütülüyordu. Arşimet'in çalışmalarını esas alan Birûni bu sahada öncüydü ve minerallerin katılığını ve ağırlığını ölçen ilk kişiydi. Ters tepkileri ilk defa tespit eden Orta Asyalı bilim adamlarının İranlı bir talebesiydi. Bölgedeki madencilik faaliyetleri, kimyada öncü araştırmalar yapılmasını sağlamıştı. Birçok yerli araştırmacının başarıyla yürüttüğü bu çalışmalardan sadece bazı metinlerdeki ifadeler sayesinde haberdar olunabilmektedir.


Jeoloji ve yerküre bilimleri de bu muhteşem çağda oldukça ilerlemişti. İbn-i Sina ve Birûni sıradağların oluşumunun açıklanmasında kullanılan ve henüz birkaç asır önce kabul edilmiş olan çöküntü (sedimentation) teorisini ve kıtaların deniz tabanından yükselmiş olduğuna dair önemli hipotezleri ortaya koyan ilk isimler olarak bilinmektedir.


Kaşgarlı Mahmut'un Japonya'yı da gösteren en eski haritayı çizmesi ve çok sayıda gökbilimci ve trigonometri üstadının Hindistan'dan Akdeniz'e kadar yüzlerce yerin enlem ve boylamının tespit edilmesi için kabiliyetlerini birleştirmesiyle coğrafya ilmi de gelişmişti. Bugün, Afganistan'da kalan Belh'deki bir araştırmacının küresel geometri ve matematik kullanarak yeni bir yeryüzü haritalama yolu bulması sayesinde tamamıyla coğrafyacılardan oluşan bir ekol ortaya çıkmıştı.


Bu dönemde coğrafyada elde edilmiş en büyük başarı ise, hiç şüphesiz, Birûni'nin Atlantik ve Pasifik okyanusları arasında bir yerde yer kalan ve üzerinde hayatın olduğu geniş bir toprak parçasının var olduğunu önermek üzere astronomik veri kullanmasıydı. "Amerika'nın en erken keşfi" olan bu göz kamaştırıcı gelişme 11. bölümde detaylıca ele alınacaktır. Bu gelişme geometricilerin ve matematikçilerin metafizikçilere ve ilahiyatçılara üstün geldiğinin bir göstergesidir. Aynı şekilde, bir münzevi bilim adamının dünyanın düz olduğuna karşı çıkan korkusuz bir denizci kadar cesur olabileceğini ve rasyonel analizin keşif için deniz yolculuğundan daha etkin bir araç olarak kullanılabileceğini göstermektedir.


(devamı yarın...)


1 Metin boyunca yazarın birden fazla alanda uzmanlaşmış olma manası vermek için kullandığı polymath kelimesine karşılık olarak hezarfen kelimesi tercih edilmiştir. (ç.n.)


2 John. J. O'Connor ve Edmund. E Robertson, "Abu Ali al-Husain ibn Abdallah ibn Sina (Avicenna)," http://www-history.mcs.st-andrews.ac.uk/Biographies/Avicenna .html; E. S. Kennedy, "Al-Biruni (or Beruni). Abu Rayhan," içn. Dictionary of Scientific Biography, ed. C. G. Gillispie (New York, 1981), CI. 2, s. 152.


3 D. King yakınlarda Harezmi'nin bu çalışmaya katılıp katılmadığını tartışmaya açsa da mesele vuzuha kavuşmamıştır. Her hâlükârda Harezmî o dönemin İslam astronomisinde öne çıkan isimlerden birisiydi. D. King, "Too Many Cooks... A New Account of the Earliest Muslim Geodetic Measurements." Suhayl 1 (2000), s. 207-41.


4 Samuel Eliot Morrison, Admiral of the Ocean Sea, 2 Cl. (Boston, 1942), Cl. 1.,s. 87.


5 G. B. Nicolosi ve J. L. Berggren, "The Mathematical ciences," içn. History of Civilizations of Central Asia, ed. M. S. Asimov ve C. E. Bosworth (Paris, 1992- 2005), CI. 4, s.192.


6 A. Youschkevitch ve B. A. Rosenfeld, "Al-Khayyami (or Khayyam)." içn. Dictionary of Scientific Biography, Cl. 7, s. 330.


7 A. Dzhalilov, Iz istorii kulturnoi zhizni predkov tadzhiksgogo naroda i tadzhikov v rannem srednevekove (Duşanbe, 1973), s. 50-56.


8 Edward Sachau, Alberruni's India, 2 Cl. (Londra, 1887). Cl. 1, s. 400.


Kaynak: S. Frederick Starr, Çeviri: Yusuf Selman İnanç, Kayıp Aydınlanma Arap Fetihlerinden Timur'a Orta Asya'nın Altın Çağı, s. 47-53, 2. Baskı, Mayıs 2019.


7 görüntüleme0 yorum
Join my mailing list