Aydınlanma Çağı 2

Bu altın çağın bilginleri bilimsel gerçeklere ulaşmak için tümden gelim, mantıkî tartışma, sezgi, tecrübe ve gözlem gibi birçok yöntem olduğuna işaret ediyorlar ve böylece bilimsel teşebbüslerini hem genişletiyorlar hem de derinleştiriyorlardı. Bu alanların her birinde ihdas ettikleri kuralları eşit derecede basit ve şaşırtıcı bir biçimde karmaşık meselelerde ve dâhili nesnelerle gök hareketlerinde uyguluyorlardı. Evrensellik nosyonu genelde bilimsel devrimin ve Isaac Newton'un döneminin bir başarısı olarak kabul edilir. Ancak Orta Asya'nın Aydınlanma Çağı'nın önde gelen isimleri tarafından bir gerçeklik olarak kabul edilmişti.

Orta Asya çok sayıda başarılı tarihçi de yetiştirmiştir. Horasanlı Beyhakî, birçok büyük devletin ve Orta Doğu'dan Hindistan'a kadar fetihler yapmış olan Gazneli Mahmut'un tarihini büyük bir maharetle yazmıştı. Daha sonra Timur'un torunlarından Babür Orta Asya'daki yükselişini, Afganistan'ı fethini, oradaki idaresini ve Hindistan'da Babürlüler devletini kurmasını anlatan olağanüstü bir tarih metni kaleme almıştı. Ancak birçok Orta Asyalı tarihçinin asıl odak noktası kültürel hayatın zirve yaptığı kendi kentlerini ve tarihin seyrini değiştiren büyük liderlerini etkileyici bir şekilde anlatmaktı. Bu sebeple bir ilk olan dünya tarihi yazma işi, Orta Asya sınırlarının dışında kalan Hemedan'da yaşamış Reşidüddin Hemedanî'ye düşmüştü.¹


Orta Asya'da toplum çalışmalarının en ferasetli talebesi antropoloji sahasını kuran ve kültürler arası çalışmalarla mukayeseli din çalışmalarına öncülük eden Birûni idi.² Birûni'nin Tukididis (Thucydides) ile modern çağ arasındaki en büyük sosyal bilimci olduğunu söylemek mübalağa olmayacaktır. Karşılaştırma yapmak gerekirse Hugo Grotius (1583-1645), Thomas Hobbes (1588-1679), Samuel von Pufendorf (1632-1694) ve John Locke (1632-1704) toplumu olduğu gibi çalışmaktan çok toplumun doğasını kuramsallaştırmaya yoğunlaşmışlardı. Bugün Çin'in Sincan bölgesinde kalan Kaşgar'da yaşayan ve mukayeseli dilbilimi alanını kuran Kaşgarlı Mahmut tam anlamıyla bir Türkolog ve etnograftı. Bugün Kırgızistan sınırlarında yer alan Balasagun'da doğan Yusuf Has Hacib ile Nişaburlu Nizamülmülk ise idarecilerine sunmak üzere siyasi gerçeklik ile felsefî prensipleri harmanlayan metinler yazmakta hüner sahibiydiler.³ Bugünkü Kazakistan'ın güneyindeki Otrar şehrinde doğan ve birçok alanda eser veren Farabi ideal devletin nasıl olmasına ilişkin önemli bir kitap yazmıştı ve kitabında düşünürleri kullanmayı bilmeyen bir toplumun suçu ancak kendisinde araması gerektiğini vurgulamıştı.⁴


Orta Asya'daki düşüncenin kendisiyle iftihar etmesi gereken alanlardan birisi de sakinlerinin başka hiçbir bölgede görülmeyen ve bitmek bilmeyen bir tutkuyla peşinden koştukları felsefeydi. Yazılanlar tüm Müslümanlar ve Batı'daki Hristiyanlar üzerinde büyük tesirler bırakmıştı. Kozmopolit, bireyci ve en içten şekilde hümanist olan Orta Asya felsefesi, kendisini eleştirenlerin nazarında ise şüpheci ve dine mugayir ve hürmetsizdi. Felsefe en üst noktasına Aristo'dan sonra "Muallim-i Sâni" (İkinci Öğretmen) denilen Farabi ve birçoklarına göre akıl ile vahyi, mantık ile metafiziği ve Aristo ile Neoplatonculuğu başarıyla harmanlayan İbn-i Sina ile ulaşmıştı. Büyük Alman bilgini Adam Mez Avrupa Rönesansı hümanizminin Orta Asya'daki bu erken felsefî sorgulamanın infilakı olmaksızın vücut bulamayacağı tespitinde bulunmuştu.


Bugün pek ilgi gösterilmeyen mantık ilmi, klasik dönemin entelektüel cephelerinde mücadele verenler için vazgeçilmez bir araçtı. Farabi ve diğer Orta Asyalı mantıkçılar sayesinde hakikate ulaşabilmek amacıyla mantığın ana kaideleri ya ihdas edilmiş ya da yeniden tanımlanmıştı. İbn-i Sina ve diğerleri, mantığın matematiksel bilimlere nasıl uygulanabileceğini de göstermişti. Aynı vakitlerde Batı'da ise Aristocu mantık yerini Skolastik düşünceye bırakmıştı.


Bilim adamlarının ve bilginlerin vazgeçilmez mekânı olan kütüphaneler Orta Asya'da oldukça fazla miktarda bulunmaktaydı. İbn-i Sina'nın çalışmaları Buhara kütüphanesine girmek için izin aldıktan sonra ivme kazanmıştı. Orta Doğulu bilgin Yakut ise bugünün Türkmenistanı'ndaki Merv'de bulunan onlarca kütüphaneden istifade edebilmek için Avrasya'nın yarısını kat etmişti. Müthiş koleksiyonların bazıları kuzeydeki Ürgenç'te, bazıları güneydeki Belh'te, bazıları batıdaki Nişabur'da, bazılarıysa Semerkant'ta idi. Anlaşılan o dönemde her bir büyük Orta Asya kenti, kimi devlete kimi şahıslara ait olmak üzere, bir ya da daha fazla kütüphaneye sahipti. Ayrıca Orta Asyalılar birçok âlimin çabasıyla kurulan halifenin Bağdat'taki kütüphanesinin müdavimleri arasındaydılar. Bu dönemde, Batı'da da özellikle 780'den, yani, Charlemagne'ın önemli ya da nadir kitapların nüshalarının toplanması çağrısında bulunmasından sonra kütüphaneler oluşmuştu, ancak klasik eser adedi ve zenginliği bakımından mukayese edilecek vaziyette değillerdi. Her büyük Orta Asya kentinde bulunan kitap satıcılar ve yoğun ilgi toplayan, paralı kitap sevdalılarını çeken kitap mezatları konularında ise Batı'nın söz söylemeye hakkı yoktu.


Peki bu birbirleriyle irtibatlı düşünürlerin bir ekip olup olmadıkları hakkında ne söylenebilir? Bu altın çağın bilginleri bilimsel gerçeklere ulaşmak için tümden gelim, mantıkî tartışma, sezgi, tecrübe ve gözlem gibi birçok yöntem olduğuna işaret ediyorlar ve böylece bilimsel teşebbüslerini hem genişletiyorlar hem de derinleştiriyorlardı.⁸ Bu alanların her birinde ihdas ettikleri kuralları eşit derecede basit ve şaşırtıcı bir biçimde karmaşık meselelerde ve dâhili nesnelerle gök hareketlerinde uyguluyorlardı. Evrensellik nosyonu genelde bilimsel devrimin ve Isaac Newton'un döneminin bir başarısı olarak kabul edilir.⁹ Ancak Orta Asya'nın Aydınlanma Çağı'nın önde gelen isimleri tarafından bir gerçeklik olarak kabul edilmişti.


Diğer alanlar gibi ilahiyat da bu dönemde zirve noktasına ulaşmıştı. İbn-i Sina vahiy ve imanın açıklanamaz olduğunu kabul etmekle beraber, dini akıl zemininde ele alan çok sayıdaki düşünürden yalnızca birisiydi. Başta İslam itikadına akıl çerçevesinde yaklaşma hususunda oldukça ısrarcı olan Mutezileler olmak üzere kimisi dine akıl çerçevesinde yaklaşmaya ağırlık vermişti. Orta Asyalılar tarafından kurulmamış olsa da bu önemli ve ihtilaflı itikadî mezhep en ateşli destekçilerini Orta Asya'da bulmuştu. Üstelik bölgede Hivi el-Belhî, Ebu Bekir el Râzî ve İbn-i Râvendî gibi dine şüpheyle yaklaşan ya da açıktan açığa ateist olan düşünürler de yer alıyordu.


Öte yandan bölgede inançları sadece vahiy ya da hadislerin üzerine bina edenler de vardı. İslam'ın ikinci kaynak kitabı olan hadis külliyatı bir Orta Asyalıya, Buhârî'ye aitti ve Sünnilerce (keza Şiilerin de ekseriyetince) değişmez kabul edilen diğer altı hadis kitabının beşi de Orta Asyalılar tarafından derlenmişti.¹⁰ Sünni İslam'ın dört mezhebinden birisi burada kurulmuş, bir diğeri de en çok bu bölgede yaygınlık kazanmıştı, Sünni ortodoksinin en kuvvetli destekçisi ve medreseye de bu gayeyi ve bugünkü yapısını kazandıran Nizamülmülk'tü. Hem akılcılara hem de gelenekçilere şiddetle karşı çıkan akım ise tasavvuftu. Bu akım da kendisini ifade etme biçimi bulmuş ve büyük bir nüfuz elde etmişti. Dünyanın muhtelif yerlerinde etkili olan Necmeddin Kübra, Ahmed Yesevî, Bahaeddin Nakşibend'in pirleri oldukları tarikatlar burada kurulmuştu.


Aydınlanma Çağı sanat ve edebiyatta mükemmel başarılarla doludur. Belhli Mevlâna Celaleddin Rumî ve Ömer Hayyam gibi mutasavvıf şairlerin bugün bile dünya çapında bir okur kitlesi vardır. Erken dönem şairlerinden Rûdekî ve Escedî gibi isimler Fars edebiyat geleneğinin kaynağını oluşturmaktadırlar. İranî halkların mükemmel bir panoramasını veren ve diğer millî destanlar için bir standart oluşturmuş olan Şehnâme'nin yazarı Firdevsî Horasanlı idi ve Şehnâme'nin büyük bir kısmı bugünkü İran'da değil Orta Asya'da geçmektedir. İbn-i Sina da dâhil olmak üzere bilim adamlarının neredeyse tamamı eserlerinin en azından bir kısmını manzum hâlde yazmışlardı.


Mimarlık ve resim oldukça ilerleme göstermişti. Fırınlanmış tuğladan yapılan çok sütunlu minare 1108-09'da bugünün Özbekistanı'nda yer alan Carkurgan'da yapılmıştı ve hâlen ayaktadır. Çok defa tadilata uğrayan Selçuklu Sultan Sencer'in türbesi de 1157'de tasarlanmıştı. Her ikisi de Serahslı olan Ali ve Muhammed ibn-i Atsız adlı mimarlar tarafından inşa edilmişti. Romalı mimarlar ikinci asrın başlarında Pantheon'da iki kubbe kullanmışlardı, ancak bu teknik, anlaşılan, daha sonra unutulmuş, Sencer'in Merv'deki türbesinin ve Horasan'daki bazı daha küçük yapıların inşasında yeniden ortaya çıkmıştı. Sonrasında ise Brunelleschi'nin Floransa'daki kubbesinde, ardından da Avrupa ve Amerika'daki birçok iki kubbeli yapıda kullanılmıştı. Aynı şekilde, Buhara'daki Kalyan Minaresi'nin dış süslemesinde kullanılan baklava şeklindeki elmas deseni de Venedik'teki Doge Sarayı'nın duvarlarını süslemişti.¹¹


Bölgenin tamamında resim sanatının İslamiyet öncesi kültürlere uzanan derin kökleri vardı. Müslümanlıkta suret çizmek yasaklanmış olsa da resim İslamiyet sonrasında varlığını devam ettirmiş, hatta dönemin sonunda büyük bir canlanma göstermiştir. Geç dönem Orta Çağ'ın en büyük ressamlarından birisi Afganistan'ın Herat kentinden olan Kemaleddin Bihzâd olup zarif kitap süslemeleri ve minyatürleri bugün İslam sanatının zirvesine örnek olarak gösterilmektedir. Aslında zanaatkârlar genelde eserlerine imzalarını bırakmıyor olsalar da birçok Orta Asyalı gümüş ve bronz ustası en çok kullanılan eşyaların bile üzerine gururla imzalarını atıyorlardı. Özenle dokunmuş kumaşlar Batı'da büyük ilgi görüyor ve Avrupa katedrallerinin hazinelerine gönderiliyorlardı. Bugün hâlâ bu katedrallerde yer almaktadırlar.


Bilime, fikir dünyasına ve sanata tüm bu katkıları yapanlar köşelerine çekilip sürekli çalışmakla meşgul olan ya da her şeyden el etek çekmiş kimseler değillerdi. Aksine çokça seyahat eden, hamileriyle başa çıkmaya çalışan ve meslektaşları ile sert polemiklere giren faal kimselerdi. İslam'da haram olmasına rağmen hepsi olmasa da çoğu şarap içiyordu. Hatta öyle ki dönemin şairlerinden Enverî'nin "şiir ve yazılarının büyük çoğunluğu" fazla dünyevî olmaları sebebiyle bir günümüz Müslüman editörü tarafından tercüme edilmeye uygunsuz bulunmuştu.¹² Kısaca ifade etmek gerekirse bu kimseler yerinde duramayan, hayat dolu ve şahsiyetlerini tabii olarak işlerine ve çevrelerine yansıtan insanlar gibi her işin altından kalkmaya muktedirlerdi.


Büyük İsviçreli tarihçi Jacob Burckhardt dinamik bir dönem olan İtalyan Rönesansı'nı geride kalan Orta Çağ'dan ayıran asıl farkın, kendi ifadesi ile, "bireyin keşfi” olduğunu söylemektedir. Her ne kadar bu fikir Yunanları ve Romalıları kastediyorsa da önümüzdeki sahne de toplanmış olan Orta Asyalı düşünürler ve sanatçılar da Vinci'nin zamanından beş yüz sene evvel aynı keşfi ya da yeniden keşfi yapmış olmalarından ötürü ödülü hakketmektedirler. Bu keşif yeniliklerin en büyüğü olarak görülebilir.¹³


1 Lenn E. Goodman, Islamic Humanism (Oxford, 2003), s. 202-3.


2 Bkz. Bl. 11; ayrıca bkz. Akbar S. Ahmed, "Al-Beruni, The First Anthropologist," RAIN. Royal Anthropological Institute of Great Britain and Ireland, 60 (Şubat 1984), s. 9-10.


3 Yusuf Khas Hajib, Wisdom of Royal Glory (Kutadgu Bilig): A Turko-Islamic Mirror for Princes, tre. Robert Dankoff (Chicago, 1983); Nizam al-Mulk, The Book of Government or Rules for Kings, trc. Huburt Darke (Londra, 1960).


4 Goodman, Islamic Humanism, s. 8.


5 M. J. L. Young, J. D. Latham, ve R. B. Serjeant, ed., Religion, Learning and Science in the Abbasid Period (Cambridge, 1990), s. 395.


6 Adam Mez, Die Renaissance des Islams (Heidelberg, 1922), alıntılayan Joel Kraemer, Humanism in the Renaissance of Islam (Leiden, 1986), s. 3.


7 Rosamond McKitterick, "Eighth Century Foundations." içn. The New Cambridge Medieval History, ed. McKitterick (Cambridge, 1995), Cl. 2, s. 709.


8 Seyyed Hossein Nasr, "The Achievements of Ibn Sina in the Field of Science and His Contributions to Its Philosophy," Islam and Science 1, 2 (Aralık 2002), http://find. galegroup.com/itx/printdoc.do?contentSer-LAC-Documents&doc Type-IA C&isil.


9 Bkz. Peter Dolmnick, The Clockwork Universe: Isaac Newton, the Royal Society, and the Birth of the Modern World, (New York, 2011).


10 C.E Bosworth, "Legal and Political Sciences in the Eastern Iranian World," içn. History of Civilizations of Central Asia, Cl. 4, s. 133.


11 Bkz. Rosamond Muck, Bazaar to Piazza: Islamic Trade and Italian Art, 1300-1500 (Berkeley, 2002).


12 K. B. Nasim, Hakim Aiuhad-ud-Din Anwari (Lahore, tarihsiz), s. 167n.


13 J. Burckhardt, The Civilization of the Renaissance in Italy (New York, 1958), 143; kry. Joel L. Kraemer, Humanism in the Renaissance of Islam, s. 11-12.


Kaynak: S. Frederick Starr, Çeviri: Yusuf Selman İnanç, Kayıp Aydınlanma Arap Fetihlerinden Timur'a Orta Asya'nın Altın Çağı, Kronik Yayınları, s. 53-57, 2. Baskı, Mayıs 2019.

3 görüntüleme0 yorum
Join my mailing list