Deli’rtilmenin Hikâyesi


Oyun 1930 senesi İstanbul’unda geçer. Sultan Abdülhamid devrinde şuur kaybı yaşayan Mâruf Bey 1930 senesinde iyileşir. 21 senelik şuur kaybından dolayı bu zaman zarfında yaşanan hiçbir şeyi hatırlamaz. Doktoru Mâruf Bey için ailesini ikaz ederek “Her şeyi birden söylemeyin, alıştıra alıştıra anlatın. Aksi halde şoka girerek tekrar şuurunu kaybedebilir” der. Ailesi bu duruma çözüm olarak, Mâruf Bey’i evden dışarı çıkarmama kararı alır. İyileşme süreci tamamlanıncaya kadar Mâruf Bey ev gözetiminde tutulacaktır ancak bu durumda yaşayacağı şoklar aile tarafından hesaplanamaz. Tam bu noktada dikkatinizi karakterimizin yazar tarafından özellikle tercih edildiğini düşündüğüm ismine çekmek isterim. ‘Mâruf’, lügavî mânâ olarak “şeriata uygunluk, iyilik” anlamını taşıyor. Dinin hükümlerinden biri olan “Emr-i bil-mâruf nehy-i ani’l-münker” ifadesinden de vakıf olduğumuz gibi. Konumuza geri dönecek olursak duyduğu ve gördüğü her şey kendisini hayretten hayrete düşüren Mâruf Bey kız torununun saçlarının kısa olmasından dolayı Tifoya yakalandığını zanneder, torunu ise tifoya yakalanmadığını, bugünkü beşeriyetin kadınla erkeğin arasında baştan taşkın bir alametifarika istemediğini anlatır. Bunun üzerine Mâruf Bey erkeklerin artık sakal ve bıyıkları olup olmadığını sorar. Torunu ise bugünkü erkeklerin sakal bıyık bırakmadıklarını söyler ve damatlarını görüp görmediklerini sorar. Mâruf Bey ise gördüğünü ama köse zannettiğini ifade eder. Yine torununa duvarı göstererek ”Matruş [traş olmuş], yakışıklı İngiliz”in fotoğrafının niçin asıldığını sorar. Torunu ise resimdekinin İngiliz olmadığını, Gazi Paşa (Mustafa Kemal) olduğunu söyler. ‘VAY KÂFİR VAY!’ Eski arkadaşı Yakub Hoca’nın şapka taktığını duyunca “Şapka mı?” ‘Demek Yakup Hoca tanassur da etti [Hıristiyan oldu]… Vay kâfir vay!” der ve fesle, sarıkla gezmek ayıp mı’ diye sorar. Bunun üzerine Şebnur, “Ayıp değil, yasak! Adamı yakaladıkları gibi karakola tıkarlar, en aşağı üç ay hapis” der. Bunu duyan Mâruf Bey başta Şebnur’un ‘deli’ olduğunu düşünür, daha sonra ise kendinin ‘deli’ olabileceği vehmine kapılır. Bir diğer sahnede Torunu Özdemir, Mâruf Bey’e gazete uzatır, ‘harf inkılabı’ndan haberi olmayan Mâruf Bey gazeteye bakar ve ‘ben Frenkçe bilmem’ der, torunu ise gazetenin Fransızca olmadığını Türkçe olduğunu söyler. Mâruf Bey ise torununun kendisiyle alay ettiğini düşünerek gazetede tek bir Türkçe kelimenin olmadığını söyler, torunu ise “Ha sahi, siz bilmiyorsunuz, eski harflerin pabucu çoktan dama atıldı, artık Arapça hurufat kullanmak yasak! Latince! Latince!” der. Mâruf Bey iyice fenalaşarak hepsinin kendi aleyhine ittifak ettiğini düşünür. Yaşadığı hadiselerle iyiden iyiye fenalaşan Mâruf Bey bir başka sahnede Şebnur’a sonraki gün Merkez Efendi Tekkesi’ne gitmeyi ve orada bir kurban kestirmeyi teklif eder. Şebnur ise Tekkelerin 3 senedir kapalı olduğunu söyler, ardından Mâruf Bey, “Öyleyse Sultan Mahmud türbesine gider, babamızın kabrini ziyaret ederiz” der. Şebnur türbelerin de kapalı olduğunu söyler. Bunun üzerine Mâruf Bey sinirlenerek “Medrese ve camiler de kapalı mı” der. Şebnur ‘medreseler de kapalı, camilerin ise sadece büyük olanları açık’ der. Mâruf beye kalırsa bu haller kötü bir rüyanın eseridir. “Ankara, payitahtmış, hükûmet laikmiş, gramofon eşliğinde dans edeceklermiş; Suriye Hükümeti, Arnavut Kralı varmış; yok efendim müftü efendi Ayten’i denizden çıkınca alnından öpmüş… Bunlar deli saçması değildirler de nedirler! Mâruf Bey’in sıkıldığını düşünerek aile efradı Çarliston eşliğinde dans ederler: “Bacaklar eğri sakat Bel yampiri iki kat Felekten yemiş tokat Gibi beşeriyet Garip gülünç vaziyet Miyav miyav Hav hav.” Birdenbire Mâruf Bey de ayağa fırlar ve dansa benzemez bir şekilde tepinir ve sadece “miyav miyav, hav hav” sesleri çıkarır. Panikle eve doktorlar çağırılır. Doktorun kararı, Mâruf Bey’in evvel sakin, şimdi zır deli olduğudur. Bu son iktibasda Refik Halit gayet nüktedan bir yaklaşımla insanın nasıl aşağının da aşağısı yani esfeli safilin olabildiğini ortaya koymaktadır. ‘İNKILÂBIMIZI HİCVETMİYOR, TEBÂRÜZ ETTİRİYOR’ Piyesten direkt alıntılayarak verdiğimiz bu örnekler Refik Halit Karay’ın mizahî üslubuyla kitabın içerisinde fazlasıyla mevcut. Refik Halit 20 sene içerisinde yaşanan bu akıl almaz değişimi en çarpıcı şekilde anlattığı oyunla ne enteresandır ki, affedilir ve sürgün hayatı sona erer. Bu hususta Refik Halid’in nasıl affedildiği, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Gençlik ve Edebiyat Hatıraları”nda şöyle anlatılır: “Bir akşam Atatürk, sofraya oturduğumuz sırada ‘Çocuklar’ demişti, ‘size bu akşam doyum olmaz bir ‘ziyafet-i edebiye çekeceğim’ ve elinde tuttuğu cep dergisi kıtasında bir kitabı göstererek: ‘Bu’ diye ilave etmişti, ‘Refik Halid’in, yirmi yıllık akıl hastasının, şuuru yerine gelip kendini baştan aşağı değişmiş bir Türkiye içinde bulunca, tekrar delirişini gösteren bir tiyatro piyesidir’ ve gözlüğünü takarak bizzat kendisi okumağa başlamıştı… Yakup Kadri burada piyesin içeriğinden bahsederek şöyle devam eder: “…Kemal Paşa sayfalarca süren bu konuşmaları bize okurken, gözlerinden yaş gelesiye gülüyordu. Paşa, Karagöz perdesi karşısında bir çocuk gibi kahkahalarla güldükten sonra: ‘Yazık oldu şuna!’ diye söylendi ve İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya dönerek ‘Ne yapacaksak yapalım, onun bir an evvel memlekete dönmesinin çaresine bakalım’ dedi.” (İletişim Yayınları, s. 72) Bu hadise üzerine yurda dönen Refik Halid’in kitabını da hemen bastıracaktır. Kapağı açtığınızda da ne gariptir ki şu cümleler büyük harflerle kaydedilmiştir: BU ESER HAKKINDA: “İNKILÂBIMIZI HİCVETMİYOR, TEBÂRÜZ ETTİRİYOR” DİYEN LÜTFUNUN MİNNETTÂRI OLDUĞUM (ATATÜRK)’DÜR. R. H. Refik Halit Karay gibi modernist bir yazarın neden böyle bir piyes yazdığı edebiyat tarihçilerinin araştırması gereken bir konu. Piyeste “İngiliz Generali” olarak tanımladığı ve kendisini sürgüne gönderen bu kişiye sonrasında minnettar olmasının nedenlerini de siyaset tarihçilerimiz tespit etmeli. M. Kemal’in bu piyesi nereden bulduğu ve neden kahkahalarla okuduğu da ayrı bir yazının konusudur. Merhum Cemil Meriç’in “mundar bir halden muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse, her namuslu insan gericidir” sözündeki “namuslu” Mâruf’u ve Mârufları delirtmek bugün bizim anlamamızın çok zor olduğu bir keyif vermiş olabilir müelliflerine. Kaynak: Önder, Mehmet, Bizim büyük delirmemizin nedeni olarak Kemalizm, Gerçek Hayat Dergisi, Sayfa 36-37, 1019. Sayı, 4-10 Mayıs 2020

5 görüntüleme
Join my mailing list