Gönüllerde Büyümek

Kendini büyük görmek (kibir) ve kendini beğenmek (ucub), bir insanın hamlığı ve ilahi rahmetten uzaklığı anlamında iki büyük işaret olduğu gibi tevazu da kişinin Hak katında ve sâlih gönüllerde yer edecek yüce itibarının ve büyüklüğünün bir habercisidir. Fakat bu güzel hasletten nasipli olmak öyle kolay değildir. Zira tevazu öyle bir haldir ki kibrin kokusundan bile uzak olmayı gerektirir.

Görüntü, kimi zaman hakikatten haber verse de çoğu zaman işin gerçek yüzünü gösteren bir ayna değildir. Her şeyin bir dışı bir de özü vardır. Görünüşü çekici, özü itibariyle itici nice kimseler vardır! Yine görüntüde öyle büyük görünenler vardır ki, hakikat aynasında cücedirler. Halk gözünde muteber zannedilen ve fakat Hak katında ve gönüllerde kıymet verilmeyen, kabuktan ibaret nice cesetler vardır. Özellikle büyük görünmek için büyüklenmeyi yol olarak seçen kimseler, kendilerini aldatan ve bu aldanışına başkalarının gözünde meşruiyet arayan zavallılardır.


Kur'an-ı Kerim'de anlatılan her bir kıssa, doğru okunabilirse nice sırlar ve işaretler taşır. Şeytanın bulunduğu mevkiden aşağıların aşağısına (esfel-i safiline) indirilmesinin tek sebebi, Hakkın emrini beğenmeyip kendini büyük görmesidir. Bu sebeple denilmiştir ki, kimde kibirden bir pay varsa, Hak katından ve makbul kulların gönüllerinden o kadar uzaktır. Âlim, ârif, hakîm ve samimi gönüllerde büyütülen ve büyüklüğü hiçbir zaman küçülmeyen kimselere bakıldığı zaman, bu kimselerin büyük görünme illetinden uzak son derece mütevazı kişilikler olduğu görülür.


Anlatılır ki, Hanbelî mezhebinin imamı olan Ahmed b. Hanbel, Bağdat'ta pazardan dönüyordu. Onu elinde pazar çantasıyla gören biri, koşarak gelip çantasını alıp taşımak istedi. Vermek istemeyince de ısrar etti:


"Efendim, büyüklerimize hizmet etmek, bizim vazifemizdir!"


Ahmed b. Hanbel şu karşılığı verdi:


"Biz kendimizi çantası taşınacak büyüklerden bilirsek, bu kibir olur, küçüklüğümüzün delili sayılır. Bu sebeple bizi çantası taşınacak büyüklerden bilmek size sevap kazandırsa da bize günah getirir. En iyisi, kendi yükümü kendim taşımalıyım. Çünkü mahşerde de herkes kendi yükünü kendisi taşıyacak, kimse kimsenin yükünü yüklenmeyecektir!"


Kendini büyüklerden bilmek duygusu, kişiliği besleyen alıcıların kapanmasıdır. Bu ise terakki ve tekâmülün durmasının bir işaretidir. Fikir ve eserleriyle bir neslin yetişmesinde öncülerden biri olan Nureddin Topçu'nun, dönemin âriflerinden biri olan Abdulaziz Bekkine Hazretleri ile ilgili anlatılan bir hatırasını ilk duyduğumda çok etkilenmiştim. Doğrusu burada paylaşmak isterim.


Ticaret erbabından biri olan Sırrı Tüzeer, Nurettin Topçu'nun okul arka daşıdır. Zaman zaman oturup halleşirler ve kimi zaman da dertleşirler. Topçu, beğendiği birkaç kişi dışında kimseyle görünmez. Bir çeşit inziva hayatına kendini hapsetmiş gibidir. Bir gün Sırrı Bey'e der ki:


"Yahu Sırrı! Ben perişanım; papaz da adam aldatıyor, hoca da adam aldatıyor." Sırrı da der ki:


"Dur bakalım, böyle deme. Uzun yıllar Avrupa'da kaldığın için sen bizim hocaları pek tanımıyorsun. Benim ta tanıdığım birçok hoca efendi var, onlar senin dediğin gibi değiller. İstersen seni onlardan birine götüreyim. Belki fikrin değişir"


Topçu, bu teklife hemen evet diyemez. Çekinir, mütereddit davranır. Sırrı Bey'in israrları ile nihayet Abdülaziz Bekkine Hazretlerine gitmeye razı olur.


Sırrı Bey, Bekkine Hazretlerine Nurettin Topçu'nun kendisi ile görüşme isteğini iletir. Aldığı cevap şaşırtıcıdır:


"Evladım! Kafiri getir, kibirliyi getirme." Bunun üzerine: "Efendim, bu arkadaşımız öyle değil, Avrupa'da altı sene felsefe okumuş, zeki ve samimi biri" deyince, "Öyleyse getir" diyerek davet edilir.


Gidiş o gidiştir. Topçu, hoca efendinin hayranı, sohbetlerinin müdavimi olur.


Yine Abdulaziz Bekkine Hazretlerinin sıkça tekrar ettiği bir cümle de şu imiş:


"Kendini günahkâr kabul eden birinin, tövbe ve istiğfar edip nefsini ıslah etmesi ve yola gelmesi kolaydır. Lakin kendinin beğenen (ucub ehli) ve kibirli birinin yola gelmesi hiç de kolay değildir. Öyleleri şeytan tabiatlı ve Ebûcehil mizaçlıdır. Bu sebeple biz müminin günahından değil ücubunden korkarız."*


Kendini büyük görmek (kibir) ve kendini beğenmek (ucub), bir insanın hamlığı ve ilahi rahmetten uzaklığı anlamında iki büyük işaret olduğu gibi tevazu da kişinin Hak katında ve sâlih gönüllerde yer edecek yüce itibarının ve büyüklüğünün bir habercisidir. Fakat bu güzel hasletten nasipli olmak öyle kolay değildir. Zira tevazu öyle bir haldir ki kibrin kokusundan bile uzak olmayı gerektirir. İbn Ataullah el-İskenderînin konuyla ilgili şu tespiti tam bir hikmettir:


"Kendi gözünde kendinin mütevazı olduğuna inanan kişi, hakikatte kibirlinin biridir. Zira tevazu gösterdiğini düşünmek, kendinde var olan büyüklüğünü göstermediğini ve kendisinin esasen halkın gördüğünden daha büyük olduğunu ifade etmektir."


Faziletlerde dereceler olduğu gibi rezailde de derekeler (çukurluklar) farklı farklıdır. Kendini büyük görmekle ilgili âlim ve âriflerimizin dikkat çektiği bir sır da şudur:


"Hakk'a ve O'ndan gelene karşı kibir küfürdür; halka karşı kibir ise masiyet ve büyük günahtır.


İbni Mes'ûd'dan (ra) rivayet edilen şu hadis-i şerif, kibrin bu iki çeşidine de işaret eder. Resûlullah (sav) şöyle buyurmuşlardır:


"Kalbinde zerre kadar kibir olan kimse cennete giremez."


Bunun üzerine bir sahâbî:


"İnsan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasını arzu eder", dedi. Resûli Ekrem de şöyle buyurdu: "Allah güzeldir güzeli sever. Kibir ise, hakkı kabul etmemek ve insanları hor görmektir.” (Müslim, İmân 147)


Bir baba, evladından; bir öğretmen, öğrencisinden; bir yönetici, emrinde çalışan personelinden ve bir patron, işçisinden herhangi bir meselede bir hakikati işittiğinde sosyal konumu gereği kabul etmekte zorlanıyorsa, içinde kibir ve ucub illetinden oluşan ciddi bir hastalık var demektir. Sosyal konumu gereği astlarından gelen hakikati kabul etmeyi kendisi için zül sayan birinde gerçek izzetten nasip yoktur. Onun izzeti kendi gözünde ve gerçek kişiliğini henüz fark etmemiş gafiller nazarındadır. Halbuki esas olan Hakk'ın katında aziz olmak ve gönüllerde itibar bulmaktır.


*Emin Işık, Nurettin Topçu Çağdaş Bir Dervişin Dünyası, sh. 907-102.


Kaynak: Ergül, Adem, Gönüllerde Büyümek, Genç Dergi, s. 34-35, Ağustos 2020.

0 görüntüleme
Join my mailing list