Günaha Düşünce Ne Yapmalı? Amellerimiz Bizi Kurtarır Mı?

Resulullah'ın (sas) buyurduğuna göre, uzun ömrünü ibadetle geçiren bir Musevi'nin bütün ibadetleri, hesap görülmesi sırasında varlık nimetini bile karşılamamıştır. Diğer nimetlerin şükrünün yapılmamış olduğu anlaşılınca da cezalandırılması emredilmiş, bu âbid ve zâhid kişi kurtulmasının ancak Cenab-ı Hakk'ın lütfu ve inâyetine bağlı olduğunu anlamasıyla kurtulabilmiştir.

Günah işleme ve hataya düşme zamanında ümidin azalması, amele güvenmenin alâmetlerindendir.


İtimâd-ı tâate oldu delîl

Mâsiyet vaktinde noksân-ı recâ


İbadet ve tâat gibi güzel amellerine güvenenler iki kısımdır: Biri âbidler ve zâhidler, diğeri müridler ve sâlikler.


Birinci kısım, cennete girerek orada sonsuz nimetlerle mutlu olmak ve ilâhî azaptan kurtulmak için ibadetlerine güvenirler. İkinci kısım ise, Hakk'ın yüzünü örten mâsiva perdesini açıp kalplerin yüz görümlüğü olan gayp keşiflerini ve ilâhî sırları elde etmek için amellerine güvenirler.


Her iki itimat da hakikat erlerince kötü sayılır. Çünkü nefsi görmekten ileri gelir ve fiil ile amelleri kendine nisbet etmekten doğar. O yüzden bu itimat makbul sayılmaz ve amellere güvenenler daima ayıplanır.


Büyük ârifler kendilerinde güvenilmeye değer bir hal görmezler. Kendilerinden çıkan fiil, hareket ve hareketsizliklerin, bütün hallerin hakiki fâili olarak Cenab-ı Hakk'ı görürler. Kendilerini Hakk'ın birbirinden farklı isim ve sıfatlarının mazharı bildikleri için bir kabahat işlediklerinde ümitleri ve emniyetleri azalmaz, ibadet ettikleri zaman havf ve haşyetleri eksilmez.


Bunlar Hak Teâlâ'nın zatında fâni olanlardır. O yüzden hallerinin ortaya çıkışını Hak'tan bilir, Hakk'ın tasarrufu olarak görürler. Onlar vahdet denizinin yüzücüleridir. Her iki halde de havf ve recâyı seyr ü sülûkta iki kanat yaparak vuslat meydanına doğru yüzer, uçar ve at sürerler.


O halde Cenab-ı Rabbü'l-âlemin'e itimad, tevhid sırrına eren âriflerin işidir. Ondan başka şeylere güvenmek ise ayrılıkçı gafillerin vasfıdır.


Maksat sülûk erbabını bu yüksek himmete davet ederek, hakikatten mahrum olmalarını önlemektir. Yoksa Hakk'a ermenin normal sebebi olan güzel amellerde ve bu amellerin kazandıracağı hallerde şüphe bırakmak değildir.


İbadet ve kulluk etmenin âlemlerden ganî olan Cenab-ı Hakk'ın lütufları karşısında değeri yoktur. Hak cemâlinin tecelli yeri olan cennet ve nimetleri; O'nun fazlının, bağışlarının sonucudur. Hak celâlinin tecelli yeri olan cehennem ve azabı, O'nun adaletinin gereğidir.


Resulullah'ın (sas) buyurduğuna göre, uzun ömrünü ibadetle geçiren bir Musevi'nin bütün ibadetleri, hesap görülmesi sırasında varlık nimetini bile karşılamamıştır. Diğer nimetlerin şükrünün yapılmamış olduğu anlaşılınca da cezalandırılması emredilmiş, bu âbid ve zâhid kişi kurtulmasının ancak Cenab-ı Hakk'ın lütfu ve inâyetine bağlı olduğunu anlamasıyla kurtulabilmiştir.


İki Cihan Efendisi Efendimizin sav), "Sana hakkıyla ibadet edemedik ey Mâbud!" buyruğu, bu bakımdan ümmetine bir hikmet dershanesi olacak kadar anlamlı ve ibretlidir.


Cürmünü mu'terif ol tâate mağrûr olma

Ki şifâhâne-i hikmette sakîm isterler


(Suçunu itiraf et, taatine gururlanma. Çünkü hikmet hastanesine suçlu olanı kabul ederler.)


Kaynak: Atâullah İskenderî, Şerh: Kastamonulu Seyid Hafız Ahmed Mahir Efendi, Hikem-i Atâiyye, Sufi Kitap, s. 17-19, 8. Baskı, Nisan 2019.

6 görüntüleme
Join my mailing list