Haritalar Nasıl Yalan Söyler?

Bugün kullanmakta olduğumuz küresel coğrafi çatının, temelde Avrupa'nın iktidarının haritacılık düzeyinde kutsanması (takdisi) oluşu bir tesadüf değildir. Yüzyıllar süren emperyalizmin ardından bir zamanlar egemen olan bir metropolün küstah dünya görüşü, bugün dünyanın entelektüel donanımı haline gelmiştir.

Haritalara bakmayı biliyor muyuz? Hiç önünüze bir dünya haritasını veya bir küreyi koyup üzerinde gözlerinizle saatlerce ülkeden ülkeye, kıtadan kıtaya atlaya atlaya gezdiğiniz oldu mu? Ufkunuzu, bulunduğunuz odanın duvarlarından kurtarıp yerkürenin bütününe açtınız mı?


Nedense haritaların yeryüzünün minik suretleri veya aslına sadık yansımaları olduğunu düşünürüz hep.* Onlar adeta uzaydan çekilmiş gerçek dünyanın parçaları gibidir. Bilimsel bir kesinliği haizdir haritalar gözümüzde. Çoğu zaman neredeyse birer insan ürünü olduklarını bile unuturuz. Haritalar, yeryüzünü nasılsa öyle, yani olduğu gibi tespit eden tartışmasız birer fotoğraftır kamuoyunun bakışında.


Kitap boyunca alameti farikamız haline gelen soruyu soralım yine: Acaba öyle mi? Acaba gerçekten de haritalar gerçeğin kendisi midir yoksa onun "çarpıtılmış" birer inşası (kurgusu) mu?