Haritalar Nasıl Yalan Söyler?

Bugün kullanmakta olduğumuz küresel coğrafi çatının, temelde Avrupa'nın iktidarının haritacılık düzeyinde kutsanması (takdisi) oluşu bir tesadüf değildir. Yüzyıllar süren emperyalizmin ardından bir zamanlar egemen olan bir metropolün küstah dünya görüşü, bugün dünyanın entelektüel donanımı haline gelmiştir.

Haritalara bakmayı biliyor muyuz? Hiç önünüze bir dünya haritasını veya bir küreyi koyup üzerinde gözlerinizle saatlerce ülkeden ülkeye, kıtadan kıtaya atlaya atlaya gezdiğiniz oldu mu? Ufkunuzu, bulunduğunuz odanın duvarlarından kurtarıp yerkürenin bütününe açtınız mı?


Nedense haritaların yeryüzünün minik suretleri veya aslına sadık yansımaları olduğunu düşünürüz hep.* Onlar adeta uzaydan çekilmiş gerçek dünyanın parçaları gibidir. Bilimsel bir kesinliği haizdir haritalar gözümüzde. Çoğu zaman neredeyse birer insan ürünü olduklarını bile unuturuz. Haritalar, yeryüzünü nasılsa öyle, yani olduğu gibi tespit eden tartışmasız birer fotoğraftır kamuoyunun bakışında.


Kitap boyunca alameti farikamız haline gelen soruyu soralım yine: Acaba öyle mi? Acaba gerçekten de haritalar gerçeğin kendisi midir yoksa onun "çarpıtılmış" birer inşası (kurgusu) mu?


İlginçtir, haritabilimciler (kartograflar) ve coğrafyacılar hepimizin doğru zannettiği bu hükmün aslında bir efsane olduğunu söylüyorlar. Yani bizim haritalar ve dünya hakkındaki bilgilerimiz, daha doğrusu kanaatlerimiz bilimsel olarak doğru şeyler olmaktan uzak. Çünkü dünyanın kusursuz bir haritasını yapmak hiç bir kula nasip olmamış bugüne kadar!


Uzmanlar böyle diyor. Şaşırtıcı ama gerçek.


Bütün mesele de şu basit ama can sıkıcı olgudan kaynaklanıyor: Dünya, tam bir küre olmadığı, "elipsoid" olduğu için onu düz bir satıh üzerinde temsil etmek geometrik olarak mümkün olamıyor. Aslında dünya silindir şeklinde olsaydı, onu ortasından boylamasına kestiğimizde dikdörtgen şeklinde doğruya yakın bir resmine ulaşılabilirlik. Tam bir küre şeklinde olsaydı, işimiz gene kısmen kolaydı. Ama dünya, kutuplarda basık ve ekvatorda şişkin bir küre. Ekvatordan geçen çember, kutuplardan geçen çemberden 67 km daha uzun. Bu da haritacıların işini büsbütün zorlaştırıyor.


...


California, Berkeley Deki Matematik Bilimleri Araştırma Enstitüsü Müdür Yardımcısı Robert Osserman, TÜBİTAK Yayınları arasında çıkan Evrenin Şiiri adlı kitabında aynen şunları söylüyor: "Yerkürenin eğriligi yüzünden çizdigimiz haritalar ancak gerçekliğin çarpık birer resmi olur."** Haritalarımızın mahiyetinden kaynaklanan bu çarpıklığın sonucu ne oluyor biliyor musunuz? Açtığınız bir dünya haritasında kuzey yarım küredeki ülkeler, güney yarımküredeki ülkelere göre, kuzey kutbuna doğru çıkıldıkça olduğundan daha büyük görünmek durumunda.


İşin ilginci, bu durum matematiksel olarak aşılamayacak bir güçlük çıkartıyor haritacıların karşısına. Yani Kuzey Amerika kaçınılmaz olarak Afrika'dan büyük görünecek, Grönland kaçınılmaz olarak olduğundan büyük yapılacaktır. Başka bir yolu yok. (Var aslında. Mesela Peter projeksiyonu, Mercator haritalarındaki bu çarpıklıkları telafi etmek için geliştirildi. Ama haritaları Peter tekniğine göre yaptığınızda bu defa yine kaçınılmaz olarak kıtaların şekilleri çarpık olarak resmedilmek durumunda.)


Bu, işin "insan bilgisinin sınırları" diyebileceğimiz kısmıyla alakalı. Yani beşerî acziyetimizin dünyanın hatasız bir haritasını bile çıkartmaya müsaade etmemesidir söz konusu olan. Peki bir de ideolojik çarpıtma girerse devreye? (Nitekim girmiştir de.) Nasıl mı?


Neden kuzey kutbu haritaların üstünde, güney kutbu altında yapılır? Yoksa uzayın her noktasından da dünya aynı şekilde, yani haritacıların baktığı o sabit açıdan mı görünmektedir? (Böyle bir sabit açı var mıdır?) Nottingham Üniversitesi Coğrafya Şubesi hocalarından John P. Cole, bilimsel değil, sağduyuya dayalı bir haritaya bakma alışkanlığımız olduğunu ve bunun da bizi, yerküreyi belli bir açıdan görmeye zorladığını söylüyor. Evrende alt ve üst diye bir şey olmadığına göre dünyanın da altından veya üstünden söz etmek söz konusu olamaz ona göre. Haritanın tepesine kuzeyi koymak kadar güneyi de koymak mümkündür. İlginç bir örnek de veriyor kendisi. Öyleyse, diyor Cole, Kuzey Kutbu'nu göstermek üzere hazırlanmış bir harita düşünün. Bu haritada Kuzey Kutbu haritanın merkezine yerleştirilirse, haritanın "üst"ünde bu defa güneyinde kalan bölgeler yer almayacak mıdır? Bu durumda kuzey kutbunun üstte, güney kutbunun da altta yapılmasının mutlak bir bilimsel dayanağını bulmak mümkün değildir.*** Sonuç olarak büyük ölçüde bize öğretilen belli bir haritaya bakış tarzının esirinizdir.****


Haritacılar, neyi göstereceklerini ve onu nasıl göstereceklerini, dahası neyi göstermeyeceklerini de tercih eden manipülatörlerdir bir bakıma. Dünyayı parçalara ayırır, sonra da yeniden birleştirirler seçtikleri parçaları. Bu yüzden de haritaları gerçekliğin kendisi değil, gerçeklik hakkındaki izlenimler şeklinde görmeyi öğrenmemiz gerekiyor.


Demek ki, haritalarda bile vazgeçemediğimiz efsane ve dogmalar eksik etmiyor gölgesini üzerimizden. Dolayısıyla her harita, kaçınılmaz olarak şu yaman çelişkinin boynuzlarına yakalanacaktır: Ya ölçüsü çarpık olacak ya da şekli. Şeklen doğru olduğu zaman bölgelerin büyüklükleri kuzey yarımküresinin lehine olmak üzere çarpılacaktır, aksi halde yüzölçümleri doğru olacak ama bu defa da kıtalar bildiğimizden farklı şekiller alacaktır.


Nitekim haritacılığın bu yakıcı aczini aşmak isteyenler çıkmıştır (Arno Peter veya John Synder adlı haritacıların girişimleri). Ancak bu haritalar da haritalardan bildiğimiz "dünya"ya pek benzememektedir. Mesela bir haritada dünyanın merkezi, kuzey kutbu olarak tasarlanmış ve kıtalar onun uzantıları olarak tasvir edilmiştir. Matematiksel olarak doğru ama her kıtanın dilimlere bölündüğü ilginç harita yapma girişimleri de olmuştur. (Bartholomew'nun bölgesel projeksiyonu gibi.) Sonuçta haritalarımızın doğru olmaya doğru gittikçe sağduyusal dünya resmimizden, yani bildiğimiz dünya haritalarından uzaklaşacağını, hatta tanınmaz teknik çizimler hale geleceğini kabul etmek durumundayız diyor uzmanlar.


Bu, işin teknik zorluğuyla ilgili kısmı. Bir de ideolojiler devreye girerse neler olacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.


Soruların bizi özgürleştireceğini düşünüyorum. Beynimizi, bir mıknatıs gibi soruları çekmeye alıştırmalıyız; zihin selametimiz bakımından son derece gerekli bu. Soru sormayı bilmeyen bir zihin, esir düşmeye mahkûmdur çünkü.


Öncelikle şu soruları düstur olarak benimsemek ve düşüncenin kıvılcımları olarak etrafa sıçratmak zorundayız: Bu işi "kim" yapıyor? "Niçin" yapıyor? ve “Nasıl yapıyor?


İlk sorudan başlayalım: Bugünkü haritalar "kimin mamulatıdır? Elcevap: Avrupalılar ve Amerikalıların. Peki “bizim bir haritamız var mıdır? Maalesef. Peki zamanında Müslümanların yaptıkları haritalar ile Avrupalıların haritaları "aynı” mıydı? (Mesela İdrisî'nin dünya haritasında neden güney kutbu üsttedir de kuzey kutbu alttadır?) Cevabın nasıl geleceğini biliyorum: Birinciler ilkeldi, ikinciler bilimsel. Acaba?


Peki Avrupa, kendisini, her türlü coğrafi gerçekliğin hilafina, bir "kıta" olarak vasfetme cüretini nereden buluyor? Avrupa aslında Asya'nın bir alt-kıtasından, bir uzantısından, Paul Valéry'nin deyişiyle "burnundan" ibaret değil midir? Ama "Euro-Asia", yani "Avrasya" terkibinde olduğu gibi, kendisini ait olduğu Asya kıtasının "önüne" koyan bir zihniyet ne kadar bilimseldir dersiniz? Peki neden "Asyavrupa" demiyoruz da "Avrasya" diyoruz, hiç düşündünüz mü?


Kendi toprağını bir yarımada iken bir kitap olarak görüyor da Avrupalı, kendi sözde "kıtasının toplam nüfusundan çok daha kalabalık bir ülke olan Hindistan'ı neden "yarımada" konumuna layık görüyor dersiniz? Ya dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip olan Çin neden bir "ülkedir sadece de onun onda biri kadar nüfusa sahip olan Avrupa, Avrasya'nın geri kalanına denk bir "kıta" olarak resmedilir haritalarda?


İkinci olarak, Avrupalılar bu haritaları niçin yapmış olabilirler? Cevabını ben değil, biri ünlü coğrafya hocası, öbürü tarihçi iki uzman veriyor. Hem de bizim bile söylemeye cesaret edemeyeceğimiz bir netlikte:


Bugün kullanmakta olduğumuz küresel coğrafi çatının, temelde Avrupa'nın iktidarının haritacılık düzeyinde kutsanması (takdisi) oluşu bir tesadüf değildir. Yüzyıllar süren emperyalizmin ardından bir zamanlar egemen olan bir metropolün küstah dünya görüşü, bugün dünyanın entelektüel donanımı haline gelmiştir. Sömürgeciliğe karşı çıkan ve alternatif bir küresel düzen için yeni vizyonlar imal etmeye kendilerini adamış entelektüeller bile Avrasya'nın Uzak Batısından [harika! Avrupa demeye getiriyor yazarlarımız -M.A.] neșet eden dar kafalı jeo-tarihî kategorilerin koleksiyonuna saplanmış bulurlar kendilerini.


Halbuki, diyor Duke Üniversitesi'nden uzmanlarımız Lewis ve Wigen, bizim bildiğimiz coğrafi kategoriler, tamamen Ortaçağ Avrupa haritacılığının uzantısıdır ve bu haritacılık geleneği hiç bir zaman kesintiye uğramamıştır! Bir başka deyişle, modern haritalarda Ortaçağ Hıristiyan Avrupa'sının nabzı atmaya devam etmektedir.


Bunu söyleyen biz olsak, adımız çoktan gericiye çıkmıştı. Al lah'tan ki dünya üzerinde böyle dürüst ve müdakkik ehl-i ilm temsilcileri var da, Garpzedelerin zinhar telaffuz etmeye yanaş madıkları gerçekleri haykırarak gözlerimizdeki perdeleri indirmeye yardımcı oluyorlar.


Anlayacağınız, bugün imal edilmiş olan haritalar, Avrupa emperyalizmine hizmet etmesi için istihdam edilen sözüm ona "uzmanlar"ın elinden çıkmadır ve The Myth of Continents'ta da sık sık vurgulandığı gibi, "küre"yi ele geçirmeye ahdetmiş bir zihniyetin çarpıtmalarıyla ikinci kez sakatlanmış durumdadır.


Unutuyordum az kalsın. Üçüncü sorumuz, nasıl yapıldığıyla ilgiliydi. Eh, buna örnek olarak da, Avustralya'nın 1650'lerdeki erken modern haritalarda Asya kıtasına ait olarak gösterilirken, emperyalizmin değişen çıkarları doğrultusunda 1770'lerden itibaren Pasifike ait bağımsız bir kıta yapıldığını söylemem yeterli olacaktır sanırım.*****


* John Noble Wilford, The Mapmakers, s. x.

** Robert Osserman, Evrenin Şiiri, Çeviren: İsmet Birkan, Ankara 2001, Tübitak Popüler Bilim Kitapları, s. 104. Nitekim Müslüman Araplar, Yunancadan aldıkları kartografya kelimesine baslangicta "sûretü'l-arz" demişlerdi. Sonradan yaygınlaşan "harita" kelimesi de Bati dillerindeki "chart" veya "carta" kelimeleriyle aynı kökten gelmektedir.

*** J. P. Cole, Geography of World Affairs, Penguin Books, 1964, s. 19.

**** Nitekim Armin K. Lobeck bunu "Haritaların Söylemedikleri" adlı kitabında örneklerle ortaya koymuştur: Things Maps Don't Tell Us, University of Chicago Press, 1993. Modern dönem öncesi haritalarında zaman zaman güney kutbunun yukarıda, kuzey kutbunun ise aşağıda yapılmasının sebebi, o dönemlerde bugünkü gibi bir haritaya bakış eğitiminin evrenselleşmemiş olmasıdır. Örnekler için bkz. XIV-XVIII. Yüzyıl Portolan ve Deniz Haritaları, İtalyan Kültür Merkezi, İstanbul 1994.

***** Tony Ballantyne, "Empire, knowledge and culture", Hazırlayan: A. T. Hopkins, Globalization in World History, Pimlico 2002, s. 129.


Kaynak: Armağan, Mustafa, Haritalar Nasıl Yalan Söyler?, Derin Tarih Kültür Yayınları-72, s. 7-13, Ekim 2020.

2 görüntüleme
Join my mailing list