Hasan-ı Basrî (r.a.)

"Ey insanlar! İşin önü de sonu da şu çukurdur! Bakınız dünyanın sonu mezardır, yine bakınız ahiretin başlangıcı da mezardır! Kabir, ahiretteki menzillerden ilk menzildir. Bir âlem ki sonu budur, neden ona güveniyor ve naz ediyorsunuz? Bir âlem ki başı şudur, niçin ondan korkmuyorsunuz? Ey gaflet ehli! Başlangıcınız ve sonunuz bu olunca, evvel ve âhirdeki iş için hazır yapınız!"

Nübüvvetin perverdesi, fütüvveti huy edinen, ilim ve amel kâbesi, vera ve hilim kıblesi, sahib-i sadr, sadr-ı sünnet (Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi ve sellem]) nezdinde baş olan Hasan-ı Basrî'nin [kuddise sırruhû] menkıbeleri çok, meziyetleri hadsiz hesapsızdır. İlim ve muamele sahibi idi. Hakk'ın havf ve hüznü dâimî surette kendisini istila etmişti. Annesi, Ümmü Seleme'nin [radıyallahu anhâ] hizmetçisiydi. Annesi işle meşgul iken, Hasan ağladığı vakit (Hz. Peygamber'in zevcesi) Ümmü Seleme, kendisine süt emzirmek için kucağına aldığında bu esnada (sütten kesilmiş bulunan Ümmü Seleme'de [radıyallahu anhâ]) birkaç damla süt peydâ olurdu. Hak Teâlâ'nın onda vücuda getirdiği bunca bereket (kerametler ve faziletler) hep o birkaç damla sütün eseriydi. Naklederler ki Ümmü Seleme'nin [radıyallahu anhâ] evinde çocukluk döneminde birkaç gün Hz. Peygamber'in [sallallahu aleyhi ve sellem] testisinden su içmişti.


Resûl-i Ekrem [sallallahu aleyhi vesellem] sormuş:


Bu suyu kim içti?


- Hasan, dediklerinde Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi ve sellem],


- İçtiği su kadar benim ilmim ona sirâyet etsin, buyurmuştur.


Naklederler ki bir gün Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem), Ümmü Seleme'nin [radıyallahu anha] hücresinde bulunuyordu. Hasan'ı [kuddise sırruhû] getirip önüne koydular. Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi ve sellem] ona dua etti. Daha sonra ne bulmuşsa, hep bu duanın yüzü suyu hürmetine bulmuştur.


Naklederler ki o varlık âlemine gelince, Ömer b. Hattâb'ın [radıyallahu anh] huzuruna götürdüler, "Buna Hasan ismini verin, zira yüzü güzeldir" buyurdu. Bu sebeple kendisine Hasan (güzel) adını verdiler.


...


Bir gün bir savmaanın damında o kadar çok ağlamıştı ki göz yaşları damın çörteninden aşağı akmış ve bir şahsın üzerine damlamıştı. Adam, "Acaba bu su temiz midir?" diye sorunca Hasan-ı Basri [kuddise sırruhû], "Değil, değil, yıkamalısın, zira günahkâr birinin göz yaşlarıdır" demişti.


Bir kere bir cenaze götürülmekteydi. Ölüyü defnedince, Hasan [radıyallahu anh] mezarın başında oturdu ve o kadar çok ağladı ki toprak çamur oldu. Sonra dedi ki: "Ey insanlar! İşin önü de sonu da şu çukurdur! Bakınız dünyanın sonu mezardır, yine bakınız ahiretin başlangıcı da mezardır! Kabir, ahiretteki menzillerden ilk menzildir. Bir âlem ki sonu budur, neden ona güveniyor ve naz ediyorsunuz? Bir âlem ki başı şudur, niçin ondan korkmuyorsunuz? Ey gaflet ehli! Başlangıcınız ve sonunuz bu olunca, evvel ve âhirdeki iş için hazır yapınız!" Nihayet orada hazır bulunan cemaat o kadar çok ağladı ki hepsi aynı rengi aldı.


Bir cemaatle kabristandan geçiyordu. Şöyle dedi: "Bu kabristanda yüce himmet ehli o kadar zevat var ki sekiz cennete tenezzül etmezlerdi. Lâkin topraklarına o kadar çok hasret bulaşmış ve sinmiştir ki bu hasretin bir zerresi bile sema ve arz ehline arzolunsa, hepsi de şapır şapır dökülüverirlerdi!"


Küçükken bir günah işlemişti. Ne vakit yeni bir gömlek diktirse o günahı bunun yakasına yazardı, sonra o kadar çok ağlardı ki aklı başından giderdi.


Bir zamanlar Ömer b. Abdülaziz [radıyallahu anh] kendisine bir mektup yazarak, "Bana nasihat et, her zaman hatırlayabilmem ve kendime rehber yapabilmem için kısa olsun" dedi. Hasan-ı Basrî [kuddise sırruhu] ona,


- İzzet ve Celâl sahibi Allah seninle olunca, kimden korkuyorsun? (Eğer Allah seninle değilse, o vakit de kime ümit bağlayacaksın?) diye yazdı. Başka bir seferinde Hasan-ı Basrî [kuddise sırruhû], ona mektup yazarak,


- Kaderinde ölmek bulunan son kişinin de can vereceği günü (ve kıyamet vaktini) gelmiş farzet! Vesselâm, dedi. O da cevaben,


- Dünyanın asla bulunmayıp da ahiretin bulunacağı günü gelmiş farzet. Ben dünyayı hiç olmamış, ahireti daima olmuş sayıyorum.


Bir zamanlar Sâbit el-Bünânî (v. 127/744), Hasan-ı Basri'ye [kuddise sırruhû] bir mektup yazarak, "Hacca gideceğini işitiyorum. Hac yolunda sana arkadaş olmak istiyorum” dedi. Hasan-ı Basrî (kuddise sırruhû), cevabî mektupta,


- Bırak da Allah'ın örtüsü altında (setr halinde) yaşayalım, çünkü birlikte bulunmamız, yekdiğerimizin kusurlarını görmemize sebep olur ve böylece bir birimize düşman kesiliriz, diye yazdı.


...


Kaynak: Ferîdüddin Attâr, Tercüme: Süleyman Uludağ, Tezkiretü'l Evliyâ, Semerkand Yayınları, s. 83-85, 6. Baskı, 2018.

1 görüntüleme
Join my mailing list