Hayvan Severiz, Ama...

Müslüman dengeli insandır. Düşünce dünyasında, kalp istikametinde, bakışında, yorumunda, sevgisinde, nefretinde, ilgisinde, boşverişinde... Kısacası her hareketinde denge ve kıvam vardır. Bu dengenin ölçüsü de modern telakkiler veya moda akımlar değil, Kur'ân ve Sünnet'in çizdiği dosdoğru sınırlardır.

Eskilerin, hepsi de derin tecrübelere yaslanan, yüzyılların ötesinden damıtıla damıtıla nesilden nesile aktarılan ve içinde yaşadığımız zamanları daha iyi anlamamızı sağlayan hikmetli sözleri pek çok. Onlardan bir tanesini, fıtratın en tenha köşelerinden birine tuttuğu güçlü ışıktan dolayı özellikle severim: "Haddini aşan şey, zıddına inkılâp eder." İlk söyleyenini tespit edemediğim bu sözün "Bir şey haddini aştı mı, zıddına döner" şeklinde daha güncel bir Türkçe versiyonu da yaygın. Fark etmez, ikisi de aynı anlamda: "Herhangi bir şey, haddi aştığı zaman hem içeriği hem de tesiri tam aksi istikamette ilerlemeye başlar. Haddini aşan şey, manasını yitirir, hedefini şaşırır, kötü maksatlara malzeme olmaya başlar." İslâm'ın en temel emirlerinden "dengeli hareket"e işaret eden bu prensibin sürekli ispatlarını, hayatımızın her alanında devamlı tecrübe ederiz. Had kavramının ehemmiyetini tekrar tekrar hatırlayarak...


"Haddini aşan şey, zıddına inkılâp eder" sözünü, hayvan sevgisi bağlamında menfi bir örnek olarak kullanacağım bu yazımda. Zira, günümüzde yaygın bir haddi aşma hali de bu konuda yaşanıyor.


İslâm'ın, etrafımızdaki her şeye olduğu gibi, hayvanlara karşı muamelelerinde de Müslümanca davranmamız gerektiği yönündeki emirleri malum. Örneğin, bir kediyi aç-susuz bıraktığı için Allah'ın gazabına uğrayan kadının hikâyesini hepimiz biliriz. Veya kötü bir yolun yolcusu iken, susuzluktan dili dışarı sarkmış bir köpeğe merhametinden ötürü Allah'ın rahmetine mazhar olup halini ıslaha muvaffak kılınan kişiyi de. Rasûlullah (s.a.v.) Efendinimiz, çok sayıda hadisinde hayvanlara yumuşak ve şefkatli davranılmasını, yük taşıtılırken onlara eziyet edilmemesini, onların da bizim gibi Allah'ın yarattığı kullar olduğunu, bu nedenle hayvanlara yapılacak her bir iyilikten de ecir kazanacağımızı vurgulamış, hayvanlar boğazlarken bile özenli hareket etmemizi, kesim işlemini iyi bileylenmiş bir bıçakla ve hızlıca halletmemizi istemiştir. Hayvan sevgisiyle meşhur çok sayıda sahabe bulunduğu gibi, İslam tarihinin sonraki dönemlerinde de Müslümanlar hayvanlara şefkat, muhabbet ve merhametin en seçkin misallerini sergilemişlerdir. Bilhassa Osmanlı medeniyeti bu noktada zirveye ulaşmış, bakış açısı, göç eden leylekler den yaralananların tedavisi için hastane kuracak kadar incelmiştir. Yani, şimdiki gençlerin ağzındaki meşhur kalıpla söyleyecek olursak: "Hayvan sevgisini, sizden öğrenecek değiliz!"


Ancak aynı İslâm, varlık âlemi içinde hayvanlara bir konum da belirlemiş, hayvan cinsini insanoğlunun emrine ve kullanımına tahsis etmiştir. Yenmesi yasak olanlar dışındaki her türlü hayvanın eti caiz ve helâl kılınmış, iki dini bayramdan biri et yeme ve yedirme eylemine hasredilmiş, hayvanlar savaşlarda sahaya sürülmüş, yeri geldiğinde ve gerektiğinde hayvan itlaf edilmesine dair emirler verilmiş, köpek gibi bazı hayvanların evlerin içine sokulması da kesin biçimde yasaklanmıştır. Bir fıtrat ve makuliyet dini olan İslâm, hayvanlarla ilişkiler noktasında insanla hayvan cinsini birbirine denk tutmadığı gibi, insanları hayvanlara hizmetçi ve köle de kılmamıştır. Hayvanlar bizim sırdaşımız, dostumuz, dert ortağımız vs. de değildir. Severiz, okşarız, görmekten hoşlanırız, şefkat gösteririz, besleyip bakarız... Ama hayvan, nihayetinde yalnızca hayvandır. Hayvanlara insan gibi muamele etmek ve bu anlamda aşırı duygusal misyonlar yüklemek, kişinin kalbî istikametinin bozulmasına ve kendisine verilen muhabbet potansiyelini israf etmesine yol açar.


Günümüzde, “hayvan sevgisi" adı altında, İslam'ın çizdiği bu sınırların ve varlık alemi hiyerarşisindeki insan-hayvan sıralamasının epey ötesine taşan bir tavrın -bir tür "hayvan fetişizmi"nin giderek yaygınlaştığı görülüyor. Şu ve benzeri hadiselerin hepsini, hayvanlara bakış noktasında haddi aşmaya örnek olarak gösterebiliriz: Kurban Bayramı'nda usulüne uygun biçimde Allah için kesilen hayvanlara acımak, kurban ibadeti yerine "fakirlere yardım" türünden öneriler getirmek, kapı komşusu açken evini kedilerle doldurmak, insanlar için yardım istendiğinde burun kıvırdığı halde elinde su kabıyla sokaklarda köpeklerin peşinde koşmak, baktığı hayvana yaptığı harcamaları lüks ve israf boyutuna taşımak, tabiatın dengesini bozacak şekilde çoğalan bazı hayvan türlerinin itlaf edilmemesi için sözüm ona 'duyarlılık kampanyaları düzenlemek, bir köpek insanı ısırdığında köpekten yana tavır almak... Misaller çok, bu kadarla yetinelim.


Müslüman dengeli insandır. Düşünce dünyasında, kalp istikametinde, bakışında, yorumunda, sevgisinde, nefretinde, ilgisinde, boşverişinde... Kısacası her hareketinde denge ve kıvam vardır. Bu dengenin ölçüsü de modern telakkiler veya moda akımlar değil, Kur'ân ve Sünnet'in çizdiği dosdoğru sınırlardır.


Kaynak: Kılınç, Taha, Hayvan Severiz, Ama..., Genç Dergi, s. 12-13, sayı 169, Ekim 2020.

0 görüntüleme
Join my mailing list