İslâm ve Dünya

Müslümanlıkta dünya odur ki, mü'min onu zaptedecek, onâ hâkim olacak, fakat onun esâret ve hâkimiyetine düşmeyecektir.

• İslâmda dünya, dünyanın en ulvî ölçüsü halinde vecizelendirilmiştir. Âhiretin ekim yeri... Dünyada ne ekilirse ahirette de o biçilecektir.


• İslâmda dünya, ebedî hayatın eşiğidir. Düşünelim; İslâmda dünya, bütün hudutlu buudları içinde ne hudutsuz bir mâna sahibi!..


• Birbirine zıt ne kadar mefhum ve hâdise varsa aralarındaki en ince kaynaşma ve kırılma noktalarını farkların en incesiyle belirten İslâm, işte böylece dünyaya birbirine zıt iki nazarla bakar; ve sonra bu bakışları tek ve en ileri bir gözde birleştirir: Biri, fânilik ve hiçlik plânı dünya; öbürü, bu en dipsiz fânilik ve hiçlikten zıplanacak ebedî hayatın basamağı, yine dünya...


• Dünyanın İslam gözündeki bu çifte ve birbiri içinde kaynaşıp tekleşen mânasından dolayıdır ki, kendimizi "Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya ve hemen ölecekmiş gibi âhirete" vermek emrini aldık. Şimdi, ezelden ebede doğru helezonlaşan kelâm dalgasının bu en zarif kıvrımı ulvî Hadîsin mânasını anlar gibi miyiz?


• İslâmda dünya, varlığın arkasından yokluk, yokluğun arkasından varlık gelen ve iki tempolu âhenk halinde bir ademi, bir de mutlak vücudu haykıran zaman; ve her ân hiçlik pası altında eriyen fanî mekâniyle, sadece ne mal olduğu ve nasıl bir gâyeye yaradığı bilinecek bir atlama taşıdır. Bir atlama taşı ki, ona gözlerin en bedbiniyle baktıktan sonra onu gözlerin en nikbiniyle süslemeye, bezemeye ve geliştirmeye memur bulunuyoruz.


• Böylece, İslâmda dünya, gerçek ve üstün mü'minler için, birtakım bâtıl itikatlarda ve inanış sistemlerinde olduğu gibi, fânîliğine inanıldıktan sonra herkesin arkasını döneceği ve kabuğuna çekileceği bir mahkûmiyet plânı değil, içyüzü biline biline bütün iş sahalariyle kucaklanacak, atom atom sayılacak, tertiplenecek ve düzenlenecek bütün bir beşeri hâkimiyet plânıdır.


• İslâm, âhiretin ve ebedî oluşun topyekûn sahipliğinden sonra, bütün oluşların ve en haşin madde hesaplariyle de topyekûn dünyanın maliki...


• Müslümanlıkta dünya odur ki, mü'min onu zaptedecek, onâ hâkim olacak, fakat onun esâret ve hâkimiyetine düşmeyecektir. Tıpkı İslâmda gerçek fakirin, mal sahibi olmamak değil, malın ona sahip olmaması ve onu köleliğe düşürmemesi demek olduğu gibi... Bu harikulade inceliği anlayan, en dakik (nüans-gamıza)lardan ibaret İslâmın dünya ölçüsünü de kavrar; ve bu vakte kadar eşya ve hâdiselere İslâm adına nasıl tek taraflı bir gözle bakıldığını ve dünyanın nasıl elden kaçırıldığını görüp ürperir.


• Allah, Kur'anında, insanı kendisine halife olarak yarattığı ve onu eşya ve hâdiseleri teshire memur ettiği emriyle, fâni ve ebedî, sahte ve gerçek dünyalara ve her ikisine karşı insanî vazifelere ait sırrı bildirmiş ve ölçüyü vermiştir.


• Sadece bu dünyaya bakıştır ki, İslâmın hak din olduğunu göstermeye yeter.


Kaynak: Kısakürek, Necip Fazıl, İdeolocya Örgüsü, Büyük Doğu Yayınları, s. 109-111, 21. Baskı, Kasım 2014.

2 görüntüleme
Join my mailing list