Kader ve Cüz'i İrademiz

“Ey kulum iradenle, meylinle ve ihtiyarınla hangi yolu istersen ben seni o yolda götürürüm. Hangi şeye meyledersen, ben kudretimle onu yaratırım. Öyle ise yaratmak ve yolun mahiyeti itibariyle şartlarını hazırlayarak götürmek bana aittir, mesuliyet sana aittir.”

Cenab-ı Hak âdetullah ve sünnetullah kaidesine binaen, o çok zaif ve "emr-i itibari" olan meyli; külli iradesinin taallukuna ve o meyli esas alarak neticeyi halketmesine şart yapmıştır. Yani âdetullah ve sünnetullah gereğince, ihtiyarî fiilerde, bir şeyin yaratılması için; kulun o şeye meyletmesi ve iradesini kullanması şarttır. Cenab-ı Hak hadisatın dili ile manen diyor ki: “Ey kulum iradenle, meylinle ve ihtiyarınla hangi yolu istersen ben seni o yolda götürürüm. Hangi şeye meyledersen, ben kudretimle onu yaratırım. Öyle ise yaratmak ve yolun mahiyeti itibariyle şartlarını hazırlayarak götürmek bana aittir, mesuliyet sana aittir.”


Üstadımız bu mevzunun iyi anlaşılması için şu harika misali veriyor:


"Teşbihte hata olmasın, sen bir iktidarsız çocuğu omuzuna alsan, onu muhayyer bırakıp 'Nereyi istersen seni oraya götüreceğim.' desen; o çocuk yüksek bir dağı istedi, götürdün. Çocuk üşüdü yahut düştü. Elbette 'Sen istedin.' diyerek itab edip, üstünde bir tokat vuracaksın. İşte, Cenâb-ı Hak, Ahkemü'l-Hâkimîn, nihayet zaafta olan abdin iradesini bir şart-ı âdi yapıp, irade-i külliyesi ona nazar eder."


Evet, çocuk babasının tasarrufundadır, onu istediği gibi yönlendirebilir. İrade-i cüz’iye de o çocuk gibi insanın arzusu ile istediği gibi yönlenebilir, istenildiği alana tevcih ettirilebilir. Bu noktada da irade-i cüz’iye o masum çocuğun tabiatına benzer.


Kudret ve ihtiyar açısından iktidarsız olan o meyelan, insanın iradesiyle yönlendirilir. Eğer insan iradesinin şerde kullanırsa, Allah o şerri yaratır, hayırda kullanırsa hayrı yaratır. Şerri tercih ettiği için mesul olur ve o çocuk gibi kader tarafından bir tokat yer ve cezalandırılır.


İnsanın masum ve günahsız olan vücudu, hücreleri ve azaları kader tarafından cezalandırılır. Mesuliyet nefisten kaynaklanmakla beraber, Cenab-ı Hakk'ın âdetullahı icabı masum olan can, vücut ve hücreler yakılmakla cezalandırılır. Mesela hırsızın elinin kesilmesi şeriatın bir hükmüdür. El masumdur, bir mesuliyeti yoktur. Zira o el, sahibinin iradesine tabidir. Helale de harama da uzanır. Mesuliyet insanın tercihinde ve meylinde olmakla beraber masum olan elin kesilmesi Cenab-ı Hakk'ın âdetidir.


İşte Cenab-ı Hak her şeye hikmetle hükmettiği için, insanın iradesini bir fiilin meydana gelmesine şart yapar ve külli iradesiyle halkeder. Burada "külli irade" denmesinin sebebi; kul irade-i cüz’iyesini meyil olarak tercih ettikten sonra her yapılan iş, fiil ve muamelat Allah’ın küllî iradesi, ilmi ve kudreti ile zuhur eder. İnsanın bu sahalara gücü yetmez. Sadece insanın elinde olan meylinin tercihini yapmaktır. Diğer kalan kısım Cenab-ı Hakk'ın külli iradesi ve kudreti ile halkedilir.


Bu veçhin “El hâsıl” kısmından sonrası kaderin farklı bir veçhesini nazara vermektedir. O da şudur:


İnsanın elinde mahiyeti itibariyle gayet zayıf, fakat seyyiatta yani günahlarda ve isyanlarda ve tahribatta eli gayet uzun fakat hasenatta, hayırda ve vücutta eli gayet kısa cüz’i ihtiyari namında bir irade mevcuttur.


Burada bu iradenin hayırda elinin kısa, şerde ve tahripte elinin uzun olması, iradenin insana verilişinin mahiyet farklılığı mânâsına gelmez. Çünkü iradenin hayra veya şerre nisbeti ve taalluku eşit olmalıdır ki, insan baskı altında olmadan tercihini iradesiyle yapsın ve mesuliyet altına girsin. Buradaki farklılık; kulun irade beyanından sonraki yaratılmalar, vücuda getirilmeler ve neticenin hâsıl olması açısından azim farklılık bulunduğudur.


Her zaman tahrip tamirden kolaydır. Bir adam bir ormanı bir kibritle bir günde yakabilir. Fakat aynı ormanı tekrar vücuda getirmek için uzun seneler lazımdır. Fakat burada ormanın vücuda gelmesinde ve yakılmasında meylin tasarrufunda mahiyet farklılığı yoktur. Ancak meylin tasarrufundan sonra ormanın yok olması veya vücuda getirilmesi açısından büyük farklar vardır.


İşte tahrip olan şerrin, günahların, isyanların engellenmesi veya affedilmesi için tövbe, istiğfar, hacalet ve nedamet etmek gerekir. Hayırda ve vücutta eli kısa olan o iradenin sahasını genişletmek ve hayrını artırmak için de dua ve iltica silahını istimal etmek gerekir.


Dua, iltica, yalvarma cennete olan gidişatı hızlandırdığı gibi, tövbe, nedamet ve istiğfar da cehenneme giden yolları kapatır. Demek ki dua ve tevekkül meyelan-ı hayra büyük bir kuvvet verir. İstiğfar ve tövbe dahi meyelan-ı şerri keser tecavüzatını kırar.


Cenab-ı Hakk'ın rahmeti gadabını geçtiğinden, bütün ikramlar, iltifatlar ve hassaten cennet O’nun lütfundan ve fazlından başka bir şey değildir. Cehennem ise O’nun adaletinin icabıdır.


Kaynak: sorularlarisale.com

5 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
Join my mailing list