Kalbimizin Kör Olduğunun Delili

Ey sâlik, senin rızkını Allah Teâlâ üzerine almış ve buna kefil olmuşken, ezelde takdir edilmiş rızkın için çalışıp çabalaman ve senden istenen amel ve ibadetlerde tembellik ve gevşeklik göstermen, kalp gözünün körlüğüne delâlet eder.

Rızk-ı mazmunda gayretle ibadette kusur

Oldu kör olduğuna dîde-i kalbin burhan


(Kefil olunmuş rızkın için çabalamanla, ibadet etmekte kusur etmen; kalbinin kör olduğunun burhanıdır.)


Hûd suresinin 6. ayetinde belirtildiği üzere rızık, bağış ve ihsan suretiyle Cenab-ı Hakk'ın kefilliğindedir. Kulluk ve amel etmek, var olmanın gereğidir. Zira "İnsanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zâriyat/56) ve "İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur." (Necm/39) buyrulmuştur. Virdlere, zikirlere, ibadete ve taate devam etmek insanın yaratılış sebebidir.


Kula lazım olan Hakk'a hizmet ve kulluk etmek, Hakk'a düşen de karşılığını verip yardım etmek olduğu halde, istenen vazifeyi bırakıp gerçek âmirin işlerine karışmak, lâzım olanı bırakıp lüzumsuzla uğraşmak, basiret nurunun kaybolduğunu göstermez mi?


Basarın gözle görülenleri idrak ettiği gibi aklî ve manevî işleri de idrak eden kalp gözüdür. Onun nurunun kaybolması, Rab sırlarını müşahededen ve mârifet nurlarını mükâşefeden mahrum kalmaktır. Buna sonsuza dek süren kalp körlüğü denir. Bu körlük, geçici olarak maddi halleri görmemekten ibaret olan göz körlüğüne kıyas olunamaz. O yüzden Kur'an'da: "Gerçekten gözler kör olmaz fakat asıl sinelerin içindeki kalpler kör olur." (Hac/46) buyrulmuştur. Yani hakiki körlük, görme nimetinden mahrumluk değil, Hakk'ın isteği olan taati bırakmakla basiretin kapanmasıdır.


Hadis-i kudsîde şöyle buyrulmuştur:


"Ey kulum, bana itaat et de, senin hakkında hayırlı olan şeyi bana öğretme! Yani onu ben bilirim."


Gerçi işlerin düzeltilmesi Allah Teâlâ üzerine gerekli değildir ama her fiilinde binlerce ıslah sebebi ve hikmet olduğu da âşikârdır. Bu yüzden kulları hakkındaki her takdiri pek çok faydalar ihtiva eder. Bu yüzdendir ki Seyyidü'l-Enbiya Efendimiz buyurmuşlardır:


"Şunlar nasıl insanlar ki, bozguncuları saygın ve şerefli sayarlar; ibadet edenleri hor görürler. Kur'an'ın arzularına uygun olan hükümleriyle amel ederler de heva ve heveslerine ters gelen hükümlerini bilmez ve görmezden gelirler. Allah'ın kitabının bir kısmına mü'min, bir kısmına kafir olurlar. Takdir edilmiş kader, belirlenmiş ecel ve ayrılmış rızık gibi çalışmaksızın idrak olunacak işler için gayret edip çabalarlar da çalışmaya bağlı olan; karşılığı bol, makbul ve çok kârlı şeylerde çalışmayı bırakırlar."


Hikmetin neticesi kulları geçinme sebeplerine yapışmada tembel davranmaya davet değildir. Onları Hak Teâlâ'ya ibadet etmeyi bırakıp da bütün vakitlerini geçim için harcamaktan alıkoymak, bu suretle gafleti gidermektir. Şu halde sıkıntı çekmek, Allah'ın emirlerinde kusur etmeksizin geçinme sebepleri istemek basiret körlüğüne delâlet etmez, şeriata aykırı gelmez, tarikata ters düşmez. Fakat belli olan rızıklarını elde edenlerin artık Hakk'ın kullarının kapısına varmaları gerekmez. Dünya işlerinde rızık için çabalayanlar, Hakk'ın rızasını kazanmaya da çalışsalar hem rızkı, hem Rezzak'ı elde ederek iki yönlü olsalar, daha fazla mutlu olmazlar mı?


Aşağıdaki kıssa buna güzel bir örnektir:


Bir gün Harun Reşid cariyeleri toplayarak hazinesinden en kıymetli mücevheri almalarını emretti. Bunlar mücevherleri paylaşırlarken cariyenin biri halifenin önünde durdu. Harun ona;


"Sen niçin beğendiğini almıyorsun?" diye sordu.


"Benim beğendiğim ancak zatınızdır, ben de efendimizi aldım!" diye cevap aldı.


Böylece o cariye, halifenin gönlünü kazanıp has odasına girdi ve bütün hazineyi elde etmiş oldu.


Ne çare ki şimdiki dünyayı bırakıp geleceği (ahireti) kazanmaya çalışmak kısa görüşlüler için tabiat hükmüne aykırı görülür. Bu yüzden bazı ârifler; "Cenab-ı Hak bizim için ahireti kendi üzerine alıp, bizden dünya için çalışmamızı isteseydi ne olurdu?" diye temennide bulunmaktan çekinmemişlerdir.


Kaynak: Atâullah İskenderî, Şerh: Kastamonulu Seyid Hafız Ahmed Mahir Efendi, Hikem-i Atâiyye, Sufi Kitap, s. 24-26, 8. Baskı, Nisan 2019.

25 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Tufan Öncesi