Karlofça

Karlofça bir devrin bittiğini ve bir başkasının başladığını belirtir. Böylece, Osmanlı İmparatorluğu ilk kez, açıkça bir savaşta kesin olarak yenilmiş bir devlet olarak barış imzalamış ve uzun süredir Osmanlı yönetiminde bulunan Dâr-ül İslam'ın bir parçası sayılan geniş toprakları "kâfir" düşmana terk etmek zorunda kalmıştı.

Karlofça, klasik Osmanlı tarih anlatımında, devletin duraklama döneminin başlangıç noktası olarak kabul edilir. Bunun bir bakıma doğru olduğu söylenebilirse de, bu antlaşmalar dizisi başka bakımlardan da önem taşır. Bir kere, Karlofça, Osmanlı duraklamasının başlangıç noktası olmaktan çok, daha önceki tarihlerde başlayan ve uzun sürecek olan uzun bir sürecin içindeki noktalardan biridir. İkinci olarak, antlaşmanın tarih açısından asıl önemli göstergesi, Osmanlı devletinin artık bir "savunma davası"yla karşı karşıya bulunduğunu ortaya koymasıdır. Antlaşmalarla yıkılan kalelerin çevresindeki toprakların ve silahtan arındırılan bölgelerin ileride savunulması son derece güç olacak ve Avrupa devletleri bu durumdan yararlanarak Osmanlı devleti aleyhine daha kolay genişleyebileceklerdir.


Üçüncü olarak, Osmanlı devletinin yenilgi sonunda zorla verdiği ticari ayrıcalıklar, artık Osmanlı yöneticisinin, Türklerin pek fazla itibar etmedikleri ticaretin gelişmesi için, eskiden tek taraflı olarak verdikleri ve istedikleri zaman geri alabilecekleri ticari ödünlerden farklı niteliklere sahipti. Her ne kadar, henüz endüstri devriminin ilk aşamalarını bile gerçekleştiremeyen Avrupa devletleri Osmanlı devletini ekonomik bakımdan hırpalayacak kadar bu ayrıcalıklardan yararlanabilecek durumda değillerse de, ileride bu anlaşmalar örnek olarak değerlendirip devletin ekonomisini ellerine geçireceklerdir.


Son olarak, ileride ayrıntılarıyla görüleceği gibi, Osmanlıların son derece güç ve güç olduğu kadar da yıpratıcı bir süreç içinde, diplomatik alışkanlıklarını bırakıp Avrupa diplomasisi içine, hem de kendilerine yabancı olarak Avrupa'da gelişen uluslararası hukukun kurallarına uygun bir biçimde girmelerinin bir bakıma acıklı öyküsünün de başlangıç noktalarından biridir. Kısaca, Karlofça bir devrin bittiğini ve bir başkasının başladığını belirtir. Böylece, Osmanlı İmparatorluğu ilk kez, açıkça bir savaşta kesin olarak yenilmiş bir devlet olarak barış imzalamış ve uzun süredir Osmanlı yönetiminde bulunan Dâr-ül İslam'ın bir parçası sayılan geniş toprakları "kâfir" düşmana terk etmek zorunda kalmıştı (Lewis, 1970: 37).


Avrupa diplomasisi açısından önemi ise, Fransa ve Osmanlı devletine karşı Avrupa güç dengesinin belirli bir süre korunmuş olması ve Fransa'ya karşı Avusturya'yla birleşen İngiltere'nin, bundan böyle Avrupa sorunlarında çok önemli bir rol oynamaya başlamasıdır (Randle, 1973: 357).


Karlofça antlaşmaları, genel olarak İslam dünyası ile Avrupa arasındaki askeri dengede tam bir dönüm noktasıdır. Savaş, Osmanlı ordusunun bundan böyle yeniden düzenlenmesini, güçlendirilmesi ve yeni yöntemlere göre savaşmasının kaçınılmaz olduğunu gösterdi. Karlofça antlaşması, Osmanlıların askeri gücünün önemli ölçüde zayıfladığını ortaya koydu ve Avrupa üzerinde yüzyıllar süren Türk gücünün artık eskisi gibi olmadığını ve hatta silinmeye yüz tuttuğunu gösterdi (Uzunçarşılı, 1973: 595). Yenilgi ve barış antlaşması, yalnız Osmanlı devletinin dış ilişkilerinde, askeri zayıflığının sonucu olarak savunmada olduğunu ilan etmekle kalmamış, içeride de bu zayıflıktan yararlanan yerel yöneticilerin Osmanlı merkezi otoritesine karşı çıkmaya başlamalarına da yol açmıştır.


İlginç olan nokta, eyalet bağımsızlığının ilk göründüğü ve ileri gittiği yerlerin, Asya ve Afrika'daki eski İslam toprakları olmasıdır. Merkezden kopmaya yönelik bu hareketler, Osmanlı yönetimine karşı toplumsal ya da ulusal direnmeler değildi; ne önderleri ne de taraftarları yerliydi. Önderler ya Osmanlı ya da Memluk askeri sınıflarından geliyorlardı. Bunların çoğu, uzaklıktan ve sultanın otoritesinin zayıflığından yararlanarak eyalet gelirlerinin daha büyük bir bölümünü almak ve eyaletleri fiilen bağımsız prenslikler durumuna getirmek isteyen asi ve serüvenci paşalar ve subaylardı (Lewis, 1970: 38). Ulusal bağımsızlık yönündeki hareketler, ileride, 19. yüzyılda ortaya çıkacaktır.


Kaynak: Sander, Oral, Anka'nın Yükselişi ve Düşüşü, İmge Kitabevi Yayınları, S.132-134, 9. Baskı, Ankara, 2015.

3 görüntüleme
Join my mailing list