Kim İcat Etti Bu Ortadoğu'yu?

Ortadoğu mefhumunun (kavramının) ne zaman ve ne için üretildiğini Ortadoğu Uzmanı Nicholas Danforth'un (The Washington Post, 19 Mayıs 2016) ve Amerikalı Gazeteci Karl E. Meyer'in (The New York Times, 13 Mart 1991) yazıları üzerinden okuyoruz.



Osmanlı Yıkılınca Yakındoğu Ortadoğu Oldu

Nicholas Danforth


1. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupalı imparatorlukların Ortadoğu'yu nasıl yeniden şekillendirdiği hakkında çok şey yazıldı. Bu dönüşüm 100 yıl önce, Fransa ve Britanya Sykes-Picot Antlaşması'nı imzaladığında başlamıştı. Ancak çok az insan, savaş sonrası Avrupalı emperyalistlerin modern Ortadoğu haritasını çizmelerine ilaveten aslında bu kavramı da icat ettiklerini fark etmiştir. Bugün Ortadoğu olarak bildiğimiz bölge kabaca Türkiye'den Mısır'a, oradan İran'a uzanmaktadır; ancak Osmanlı İmparatorluğu'nun sona ermesi ve eski, şimdi demode görünen “Yakın Doğu" teriminin ortadan kalkmasından sonra gündeme gelmiştir. 1. Dünya Savaşı öncesinde İngilizler şimdi Ortadoğu olarak bilinen bölgenin önemli bir kısmını teorik olarak 1) Yakın doğu (Balkanlar ve Doğu Akdeniz), 2) Ortadoğu (İran ve İran Körfezi'nin etrafı) şeklinde bölmüştü. Bu bölünmenin belli bir coğrafi ve stratejik mantığı vardı. Yakındoğu aynı zamanda Ortadoğu'dan daha yakındı ve Ortadoğu, Yakın ve Uzak Doğuların ortasında yer alıyordu. İngiliz sömürge yöneticileri için Ortadoğu, Hindistan'ın savunulması için hayati önem taşıyan bir bölge iken, Yakındoğu büyük ölçüde Osmanlı İmparatorluğu'nun kontrolü altındaydı.


Bir asır önce Osmanlı İmpa ratorluğu çöktüğünde işler tamamen değişti. Balkanlar ve sonra da modern Türkiye daha Batılı kabul edilirken, Yakındoğu'nun diğer kısımları İngiliz kontrolü altındaydı ve imparatorluğun bürokratik Asya olarak adlandırılması yeniden sömürgesinin kurbanı oldu. Sömürgelerden sorumlu bakan Winston Churchill yeni ele geçirilen Filistin, Ürdün ve Irak topraklarını kapsayan bir "Ortadoğu Departmanı kurdu. Artık bu bölge de Britanya'nın Süveyş Kanalı'nın doğusunda kalan her yeri savunma planlarının parçası olmuştu. Tarihçi Roderic Da vison'ın çarpıcı ifadesiyle "bu moda çerçevesinde Ortadoğu Akdeniz kıyısına dönüştü".


20-30 yıl boyunca bu yeni kullanım İngiliz hükümetinin gizli birimleriyle sınırlı kaldı. Ancak 2. Dünya Savaşı esnasında İngilizce konuşan kamu kurumlarına da yayıldı. Çünkü bu dönemde insanlar bölgedeki askerî gelişmeler hakkındaki günlük haberleri okumaya başlamıştı. Sonra Amerikalılar Soğuk Savaş'ın başlamasıyla bölgeye yeni bir ilgi göstermeye başladıklarında o dönemde yaygın olan İngiliz terimini benimsediler.


Bazıları "Ortadoğu" teriminin problemli olduğunu, çünkü kaçınılmaz olarak Batılı bakış açısını yansıtan bir Batılı terim olduğunu savunmakta. Hindistan'ın ilk başbakanı Jawaharlal Nehru bir defasında bu bölgenin gerçekte Batı Asya olarak adlandırılması gerektiğini söylerken, zaman zaman akademik çevrelerde bölgenin Güneybatı Asya gibi terimlerle adlandırılmasına ilişkin öneriler söz konusu olmuştur.


Günümüzde pek dikkat etmesek de isimleri nispeten bir coğrafyayı ima eden birçok ülke bulunmakta. Mesela Norveç (kuzey) ve Avusturya (doğu). Arapça konuşan milletler uzun süredir Kuzey Afrika'yı -Batı anlamına gelen kelimeden hareketle-Mağrib olarak adlandırmıştır. Çünkü bu bölge Arapça konuşan ülkelerin batısında yer almaktadır.


Kavramın anti-emperyalist eleştirmenleri bir emperyalist olmasına rağmen Churchill'in de oluşumuna yardım ettiği bu terimden pek hoşlanmadığını bilmek isteyeceklerdir. 1950 yılında şöyle yakınıyordu: "Mısır, Akdeniz, Suriye ve Türkiye'yi içeren bölgeye "Ortadoğu' denilmesinin yanlış bir tercih olduğunu düşünmüşümdür hep. Burası Yakın Doğu idi".


“Ortadoğu’nun İlk Tasarımcısı Lord Kitchener’dır”

Karl E. Meyer


Bu yüzyıla kadar kimse Ortadoğu’dan söz etmiyordu. Çünkü ne terim, ne de bölgedeki devletler ortadaydı. Her ikisi de 1. Dünya Savaşı’nın galiplerinin eseridir. Bu galipler hâlâ öfkeye neden olan kızgınlıkları doğuran atalar. İlginçtir, çok kafa karıştırıcı bu tarihçeyi anlatan çok az eser bulunmakta. Okunmaya değer bir istisnası, New Yorklu bir savcı olan David Fromkin’in yazdığı A Peace to End All Peace (Bütün Barışları Bitiren Barış) adlı eseridir. Anlatımı berrak, zamanlaması doğru ve ihtiyatlıdır.


“Ortadoğu” terimi ilk defa 1901 yılında, deniz gücünü savunan ünlü Amerikalı amiral Alfred Thayer Mahan tarafından kullanılmıştı. İngiliz parlamento üyesi Sör Mark Sykes tarafından ise 1916 yılında konuşmalarda sık sık kullanılarak popülerleştirildi. Sykes kısmî zamanlı diplomat olarak ayrıca kısa süre sonra parçalanacak olan Osmanlı İmparatorluğu’nda nüfuz alanlarını tanımlayan gizli Sykes-Picot Antlaşması’nın da müzakerecisidir.


Ortadoğu’nun ilk tasarımcısı, İngilizlerin emirlerini uygulayan yerli krallar ve emirlere dayanacak dolaylı sömürge egemenliğini öneren, Britanya’nın gözüpek savaş bakanı Lord Kitchener idi. Kitchener’in İngiliz ajanı olarak görev yaptığı, Hidivine “danışman” olduğu Mısır’daki uygulama bu yöndeydi. Sykes’in ifadesiyle “emir kipini terk ettik; dilek, hatta istek kipini tercih ettik”.


Rus Çarı 1. Dünya Savaşı’nda Britanya ile işbirliği yapsa da, İngiliz Hindistan’ını Rusların arzularından korumak Kitchener’in ana endişesiydi. Britanya’nın kâbusu, Rusya’nın İstanbul’u ele geçirmesi ve Müslümanları özellikle Hindistan’da İngilizlerin aleyhine çevirmesiydi. Britanya’nın karşı saldırısı ise kendi Müslüman manevi liderinin, yani Mekke’nin Haşimî lideri Şerif Hüseyin’in iddialarını savunmaktı.


Kitchener 1916 yılında torpido isabet eden bir gemide hayatını kaybedince onun yayılmacı amaçlarını yeni İngiliz Başbakanı David Lloyd George üstlendi. Çürüyen Osmanlı İmparatorluğu’nda baskı altındaki halkları özgürleştirmek, bu Gallerli liberale duygusal açıdan cazip geliyordu. Aynı şekilde çekici gelen diğer hedef de Siyonistlerin Yahudileri kadim yurtlarına yeniden yerleştirmekti. Sonuç şu oldu: İngilizlerin Filistin’de Yahudiler için bir “anavatan” kurması sözü verilmesi; diğer taraftan Irak, Ürdün, Kuveyt, küçük İran Körfezi devletlerinin, Suriye ve Lübnan’daki kukla devletlerin bir araya getirilmesi. Son ikisi homurdanarak da olsa Fransız kontrolüne verildi. Ancak yeni devletler genel olarak birer milletten çok, Batılı sahiplerini küçümseyen, hoşnutsuz insanların oluşturduğu birer girdaptı. Meşruiyetten yoksun yeni düzene isyanlarla meydan okundu. Seferberliği sona ermiş Britanya kabile ordularına hava gücüyle karşılık verdi. 1922’ye gelindiğinde imparatorluk toprak bakımından zirveye ulaşırken, Kipling tarzı emperyalizm coşkusu sönüyordu ve Lloyd George iktidardan düşmüştü. Ortadoğu’daki İngiliz egemenliği sahip olduklarını elde tutma operasyonuna dönüştü ve parça parça geri çekilmeyle sonuçlandı.


Woodrow Wilson’ın sırdaşı Albay Edward House’un kasvetli ifadesi geleceğin habercisiydi: “Bu ülkeler geleceğin savaş üretecek topraklarını oluşturuyorlar”. Yine de kumlarda çizilen sınırların bir değeri vardır: Bunlar hâlâ yerinde duruyor. Her türlü radikal değişim yalnızca yeni kargaşaları doğuracaktır. Günümüz barış yapıcılarının görevi, bütün mevcut taraflar için ortaklaşa tanımayı sağlamak, düşmanca sınırları yeniden çizmek yerine ortadan kaldırmaktır.


Kaynak: "Kim İcat Etti Bu Ortadoğu'yu?", Derin Tarih Dergisi, Sayı 98, Sayfa 90-91, Mayıs 2020.

4 görüntüleme
Join my mailing list