Müslüman Olarak Yaşayabilmek için Hadislerin Gerekliliği

En son güncellendiği tarih: Eyl 7

Öncesinde kendi çocuğunu öldürmüş ve zinasının haddi hesabı olmayan sahabiler, bizim yatacak yerimiz yok, dememişlerdir. Bunu hiçbir sahabi söylememiştir. Amellerinin kabul olmamasından korkmuşlar ancak basit görmemişlerdir. Çünkü onları eğiten Resûlullah Efendimiz, İsrailoğullarından alenen zina etmiş bir kadının düştüğü bataklığa rağmen bizim gözümüzde beş kuruş etmez bir işle cennete nasıl girdiğini örnek vermişti ve onlar da bunu bir masal gibi dinlemediler.

Ebu Hureyre rivayet ediyor: Resûlullah (sav) buyurdular ki: "Alenen zina yapan bir kadın mağfiret edilmiştir. O kadın, bir kuyunun başında susuzluktan dilini sarkıtmış bir köpek görmüştü. Hayvan susuzluktan neredeyse ölecekti. Kadın ayakkabısını çıkardı, başörtüsüyle onu bağladı. Kuyudan su çıkarıp hayvana içirdi. Bu davranışı sebebiyle Allah onu mağfiret buyurdu."*


Bu hadisten yedi madde çıkaracağız:


1-Bu hadis, eski ümmetlerden bir hatıra naklediyor. Eski ümmetlerden naklediş önemli bir noktadır çünkü insanların zina işliyor olmaları, kullukla ilgili emir-yasaklara muhatap olup olmadıkları hususunda onlarda da bizdeki gibi bir gidişat olduğunu öğreniriz. Onlarda da zina harammış ve Allah'ın mağfireti açıkmış kullarına.


Hadis, "zinayı alenen yapan" buyuruyor. Yani meslek olarak zina yapıyor. Burada tefekkürümüze malzeme olsun diye şunu da not edebiliriz: Kadın ayakkabısını başörtüsüyle bağlıyor. Zinayı meslek edinen bir kadın ve başörtüsü. Bu örnek üzerinden söyleyebiliriz ki, başörtüsü tek başına ahlak simgesi olmayabiliyor.


2-Kadın alenen zinakâr ve zina, büyük bir suç. Cinayetten sonraki en büyük suç. Bu kadar büyük bir suç işliyor ve mağfiret edilebiliyor. Hacca gitmiş, camiler yaptırmış diye değil; susuz kalmış bir köpeğe su içiriyor. Matematiksel olarak bunu düşünmek, anlamak, yorumlamak mümkün değildir. Zinanın ağırlığıyla bir köpeğe su içmenin ağırlığı arasında baskül fark var. Bilemediniz iki bardak su içirmiştir kadın ve suçundan kurtuluyor.


Bundan ashab-ı kiramın anladığı: Bu dünyada beraber yaşadığımız hayvanlara davranışımız da hesap ediliyormuş demek. Kedinin kuyruğuna teneke bağlayıp dolaştırmak da meleklerin gördüğü şeydir evde beslediğin kediyi sırf sana zarar vermesin diye kısırlaştırmak da hayvancağıza evden artırdığın bir dilim yemeği götürüp vermek de. Artısı olan her şeyin eksisi de var.


Efendimiz hiçbir zaman kürsüye çıkıp 'hayvan hakları' konusunu işlemedi. Zinayı meslek edinmiş bir kadının köpeğe su verdiği için Allah tarafından affolunduğundan ashab-ı kiram, 'hayvan hakları' dosyasını çıkardı. Müslümanlık da budur. Yoksa Kur'an-ı Kerim'i baştan sonra tarasanız bu konuyu bulamazsınız, 'hayvan hakları' diye bir konu yoktur.


3-Hadisin ifadesinde kadının, köpeğin durumuna karşı çok telaşlı veya endişeli olduğuna dair bir bilgi yok, açıldığına dair bir işaret var. Normal de recmedilmesi gerekiyor ama merhamet ve iman ölmemiş kadında henüz -çünkü kâfir olsa merhamet edilmezdi. Öyleyse iman ve merhamet gibi değerlerin yüzeysel ölçülerle değil, kalp ve beyinle ölçülebileceğini öğreniyoruz bu hadisten.


Başörtüsü, Allah'ın emridir ama başını açıp gezen biri için içinde imanın kalmadığını söyleyebilir miyiz? Ashab-ı kiram söylememiştir. Çünkü bu kadının da dışarıdan bakıldığında kurtarıcı hiçbir değeri yoktu.


4-Ashab-ı kiramın bu hadis-i şeriften çıkarıp istifade ettikleri diğer bir ders, Allah'ın terazisini görmektir. Bu terazinin tartma kapasitesini görmek. Şöyle: Ortada bir köpeğe su içirme işi var. Bunu, mesela anneler-babalar için kullanalım: Bir anne-baba, çocuğunun yaptığı onlarca yaramazlığı değerlendirirken "geçen sene de misafirlere tatlı bir hürmet göstermişti" diyebiliyorlar mı?


Anne-baba sinirlendiği zaman çocuğun hiçbir iyiliğini tartmıyor terazi bir daha. Kaynana-kaynatalar, gelinlerinin ilk günkü 'babacığım-anneciğimlerini teraziye bir daha koyuyorlar mı? Öğretmenler ve patronlar, bir süre önce yapılan güzel işleri hatırlıyorlar mı? Halbuki Allah, Ağrı Dağı'ndan büyük dosyası olan bir kadını, gramaja gelemeyecek bir iş sebebiyle mağfiret etti. Bu, Allah'ın terazisinin bedenlerimizi değil nefeslerimizi bile tartabileceğini gösterir.


Ashab-ı kiram bunu anladı ve böyle de iman ettikleri için çıkıp televizyonlarda, sırat köprüsünün 'kıldan ince kılıçtan keskin' oluşuyla alay etme cesareti göstermediler... Çünkü böyle terazisi olan Allah, öyle sırat da kurabilirdi.


5-Bu kıssayı Peygamber'den dinleyen ashab-ı kiram, o kadınla sınırlı bırakmadı olayı. Kesinlikle şunu da anladılar: Bir işi Allah için yapıyor ve Allah'ın seni gördüğünü biliyorsan, o iş küçük değildir hiçbir zaman. Küçüklük-büyüklük kullar içindir; Allah böyle ayrım yapmaz ve kendisi için yapılıp yapılmadığına bakar bir işin.


6-Bu hadiste geçen eylemleri çıkarıp nesneleri toparlayalım: Köpek, zinakâr kadın, ayakkabı, kuyu, su. Kuyu ve su, orada sabitti. Oraya sonradan gelenler: Köpek, zinakâr kadın, ayakkabı. Köpek, necis bir hayvandır ve zinakâr kadın da öyledir, ayakkabı da aynı kadınındır: Üç necis-pis şey var ve bu üç pis şeyden mağfiret kelimesi doğmuş, yani Allah'ın affı.


Peygamber bu hadisi ashabına niye anlatmıştır diye bir anket yapsak cevapların tamamına yakını şu olacaktı: Köpeğe su içirmenin ve hayvana merhametle muamelenin sevap olduğu.


Bunu Kur'an kursundaki talebe de camideki vatandaş da böyle anlar. Ama ashab-ı kiram böyle anlamadı: Bu üç necisten tertemiz bir mağfiretin doğduğunu anladılar. Bu formül onlar için umut oldu. Eğer Allah, üç necis şeyden tertemiz bir mağfiret çıkarıyorsa; cami, abdestli bir mümin ve ağızdan yayılan dualardan sonra ne sonuç çıkar acaba? Müminin niyeti ve uygulamaya döktüğü duyguları canlı ise, Beytullah'ın örtülerine dokunmakla bir tekke-camide namaz kılıp dua etmekle elde edilecek mağfiret ve dolayısıyla cennet umudu, net bir şekilde ashabın zihnine yerleşti.


7-Ashab-ı kiramın bütün dünya Müslümanlarına kıyamete kadar örnek oluşturacak tavırlarını derli toplu iki cümlede özetleyebiliriz: 1. Köpeğe su içirmek ve Allah'ın rahmeti. 2- Bir ömürde işe yarayacak tek bir şey yapmak ve Allah'ın rahmeti.


Bunlar nasıl birleşti? Koca bir ömürde tek bir iş ve o da zaten basit bir iş. Bunu tefekkür ettiği bu hadisi ders aldığı için ashab-ı kiram; Peygamber Efendimiz, "bir kere 'sübhanallahivebihamdihi' diyen gökler dolusu sevap kazanır" dediğinde "yahu bir cümleyle bu kadar sevap nasıl olur?" demediler.


İhlas suresi, Kur'an'ın üçte birine denktir ve üç kere okuduğunda Kur'an'ın bütününü okumuş olursun diye buyrulduğunda kıs kıs gülmek ashab-ı kiram ve ne denmek istendiğini çok iyi anladılar.


Öncesinde kendi çocuğunu öldürmüş ve zinasının haddi hesabı olmayan sahabiler, bizim yatacak yerimiz yok, dememişlerdir. Bunu hiçbir sahabi söylememiştir. Amellerinin kabul olmamasından korkmuşlar ancak basit görmemişlerdir. Çünkü onları eğiten Resûlullah Efendimiz, İsrailoğullarından alenen zina etmiş bir kadının düştüğü bataklığa rağmen bizim gözümüzde beş kuruş etmez bir işle cennete nasıl girdiğini örnek vermişti ve onlar da bunu bir masal gibi dinlemediler.


Peygamber'lerinin onlara dersiydi bu ve kendi günahlarını değerlendirirken de bunu düşündüler, "Ey büyük Allah'ım, o kadını affettin de beni affetmez misin..." dediler.


Kıyamet gününe kadar bütün müminler de negatifte ve pozitifte bundan ders alacaklardır.


*Buharî, 3321; Müslim, 2245.


Kaynak: Yıldız, Nureddin, Sünnet Neden Garip?, Tahlil Yayınları, s. 50-54, Kasım 2017.

3 görüntüleme
Join my mailing list