Mahremiyet ve Sosyal Medya

‘’Görünür olmak daha fazla göz tarafından denetlenmeyi göze almak demektir’’.


Fatma Barbarosoğlu

Mahremiyet evrensel bir değerken bugün ne yazık ki bu değer hızla yok edilmektedir. “Mahrem” kelimesi samimi, içli dışlı, herkes tarafından bilinmemesi gereken, harem, gizli şey anlamına gelir. “Mahremiyet” de, kişilerin yalnız başlarına kalabildikleri ve başkalarıyla hangi koşullarda ilişki ve iletişim kuracaklarına kendilerinin karar verebildikleri özel bir alandır. Mahrem kelimesi haramla aynı kökten geliyor. Bizim dinimiz insanın mahrem alanına özel bir önem atfeder. Mahremiyet bizim perdelerimizdir. Evlerimizde pencerelerimize taktığımız perdeler bizi güvende hissettirir. Bu evlerimizin mahrem alan olduğunu da gösterir. Perdelerimiz hala var fakat evlerimizin perdeleri sosyal medya ile herkese açılıyor. Özel anlar, özel yerler, özel kişiler sosyal medyada sergileniyor. Bill Gates’in işletim sistemine WİNDOWS-pencereler adını vermesi manidar değil mi? Sosyal medya hem dışarıyı gözleyebildiğimiz hem de içeriyi rızamız dahilinde gösterebildiğimiz bir pencere. Sosyal medya mecralarında mahremiyetin tüketilmesine izin vermeyelim. İlk başta iletişim kurma, resim, fotoğraf, video ve özel bilgilerin paylaşımı olarak başlayan süreç, insanların kendileriyle ilgili mahrem bilgileri paylaşmasıyla devam ediyor.


Modern dünya mahremiyet kelimesini ortadan kaldırmaya çalışıyor ne yazık ki. Her an gözetlenebildiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg 2010 yılında kendisiyle yapılan bir söyleşi de, "Artık sıradan insanlar kendileri ile ilgili pek çok mahrem bilgiyi çevrim içi ortamlarda çok fazla insanla paylaşıyor ve bu paylaşımlardan da oldukça memnunlar. Mahremiyet artık norm olmaktan çıkmıştır." demiştir. Bugün insanlar sanal platformlarda kendilerine ait önemli bilgileri gönüllü olarak paylaşmakta ve ne yazık ki herhangi bir rahatsızlık hissetmemektedirler. Paylaşımlara yapılan olumlu geribildirimlerle de kişinin kendine güveni artarken mahremiyet başta olmak üzere birçok değer de ihlal edilmektedir. Kişiler, sosyal medyada kendisini ne kadar çok kişi takip ediyorsa o kadar meşhur olduğunu zannediyor. Şöhretin artması için kişi kendi özelini başkalarına daha fazla açar ki, ilgi görsün ve takip edilsin. İnternet ortamı özgürlük üzerine inşa edilirken ne yazık ki bu sadece kişisel hak ve hürriyetler bağlamında değil, iki kişi arasında kalması gereken özel hayatta neredeyse hiçbir sınır ve sansürün olmayacağı bir ortam sunabiliyor. Bir sınır yoksa orada kurallardan ve değerlerden de söz etmek mümkün değil. Mahrem yaşantıda sınırsız özgürlük vadeden bu mecralar, kendi anlayışlarına göre değerlerin, normların olmadığı bir hayatı insanlara empoze etmektedir. İslam’ın üzerinde hassasiyet göstererek durduğu özel hayatın mahrem olması, insanlardan gizli tutulması toplumumuzda bile artık bir norm olmaktan aşama aşama çıkarılıyor. “Haya imandandır’’ hadis-i şerifi herkes tarafından bilinmesine rağmen sanal dünyada ihmal edilir oldu.


George ORWELL’in 1984 isimli kitabında her şeyi gözetleyen, takip eden bir ‘’Büyük Birader’’ vardı. Bugün ise gözleyen sadece Büyük Birader değil, gelişen teknoloji ile artık herkes herkesi gözleyebiliyor. Peki gözlemek bir tür röntgencilik midir? Gözlenmeye izin vermek bir tür teşhircilik midir?


Toplumun değer yargıları internet ve sanal dünya ile çok hızlı bir şekilde değişime uğramaktadır. Örneğin eskiden kişinin eşi veya nişanlısı ile olan özel gün ve kutlamalardaki fotoğraf veya videoların insanlara gösterilmesi ayıp olarak algılanmaktayken, artık her sezon değiştirdiği kız/erkek arkadaşıyla fotoğraf paylaşımı normal kabul edilmektedir. İslam dini evlilik dışında bir erkek ve kızın samimi ortamlar oluşturmasını yasakladığı gibi bunu poz olarak da neşretmesini onaylamamaktadır. Ayrıca ölülerin mahremiyeti de dinimizde ve toplumumuzda önemli iken artık ölü mahremiyetini hiçe sayan ve naaşları yanında canlı yayın yapan insanlar bulunmaktadır. Hatta sosyal medya paylaşımı bireylerin hayatına o kadar girmiş ki hasta mahremiyeti ihlal edilerek ağır hastalarla yapılan öz çekimlerde iyi niyetle de olsa ağlarda paylaşılıyor. Örneğin tesettürlü bir anne ameliyattan çıkarken oğlu resmini çekip(saç baş açık) sosyal medyaya koyuyor ve altına da annem için dua edin yazabiliyor... Tesettürlü kaç anne böyle bir paylaşımı ister sizce?


Toplumumuzda hasetlik, ayıp arama, başkalarının açığını bularak insanlara zarar vermede sosyal medya ortamlarında her geçen gün artmaktadır. Sosyal medya ortamlarında kişilerin paylaştıkları özel durumlar, ikili ilişkilerin bozulmasıyla itibarsızlaştırmak, küçük düşürmek isteyen kıskanç dostları tarafından yayınlanmakta ve tehdit olarak kullanılabilmektedir. Özellikle gençler arasında çok yaygınlaşan sosyal medya üzerinden şantaj yapılması, pek çok hayatın kararmasına sebep olabilmektedir. Bununla ilgili şu olayı paylaşmak istiyorum. 17 yaşındaki bir kız danışanım ağlayarak odaya girdi. "Hocam çok kötü bir şey yaşadım diyerek anlatmaya başladı. 2 aydır internette tanıştığım ve görüştüğüm bir erkek arkadaşım vardı. Kısa bir süre önce benden vücudumun üst tarafının açık olduğu bir resim istemişti. Ben de göndermiştim. Tartıştık ben ayrılmak istedim. Şimdi resmi babama göstermekle tehdit ediyor. Benden asla ayrılamazsın seni rezil ederim diyor" dedi. Ne yazık ki bunun gibi çok fazla örnekle karşılaşıyoruz.


“Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilin ki o ısrarla hayâsızlığı, çirkin ve kötü işleri yapmayı emreder." (Nur Suresi 21.ayet)


Rabbim çok açık şekilde uyarmış bizi ama ayetlere kulak tıkayarak kendi ellerimizle hayatımızı mahvediyoruz. Olumsuzluk yaşanmaması için mahremiyetin önemini anlamalı ve mahremiyetin korunması için elimizden geleni yapmalıyız.


Unutmayın; mahrem anlar, mahrem duygular, kişisel veriler internet aracılığıyla paylaşıldığı andan itibaren internetin veri tabanına ait olmaktadır. Yani mahrem olan her şeyimiz bize sorulmadan kamuya açılabilir.


Kaynak: Cebeci, Semra, Mahremiyet ve Sosyal Medya, Bâciyân Dergisi, sayı 68, Ocak 2021.

11 görüntüleme0 yorum
Join my mailing list