Meziyet ve şahsiyet

Bana kalırsa, işin sırrı, basitlikten geçiyor. Söylemiştik, yine söyleyelim: "Basit, eksiği ve fazlası olmayan demektir."


Hayatımızın da böyle olması gerekir. Necatigil, ekmek almak için bakkala gidermiş. Karakoç, daha düne kadar kirada oturuyordu. İsmet Özel"le bir halk otobüsünde karşılaşmanız mümkün.


Tam da burada, Peygamber Efendimizin özelliklerinden biri aklıma geliyor: Sıradan insanlar gibi yaşardı, fakat sıradan değildi.

Her fırsatta "meziyet ve şahsiyet" vurgusu yapıyoruz. Bu ikisi, "doğru ve dürüst" olmak gibi, bir bütündür, bölünemezler. Buna rağmen, ne hikmetse, meziyet ve şahsiyet, nadiren bir araya geliyor.


Yetenekli, fakat zaafları var. Ahlaklı, fakat yetenekleri sınırlı. Hem yetenekli, hem ahlaklı birini bulmak, gerçekten de mesele.


Meziyet ve şahsiyet bir araya geldiği vakit, ortaya, bir Mehmet Akif, bir Behçet Necatigil, Sezai Karakoç, Hasan Aycın, Ahmet Murat çıkıyor.


Bana kalırsa, işin sırrı, basitlikten geçiyor. Söylemiştik, yine söyleyelim: "Basit, eksiği ve fazlası olmayan demektir."


Hayatımızın da böyle olması gerekir. Necatigil, ekmek almak için bakkala gidermiş. Karakoç, daha düne kadar kirada oturuyordu. İsmet Özel"le bir halk otobüsünde karşılaşmanız mümkün.


Tam da burada, Peygamber Efendimizin özelliklerinden biri aklıma geliyor: Sıradan insanlar gibi yaşardı, fakat sıradan değildi.


Bunun anlamı şudur: Sırayı bozmadan da sıradışı işler yapabiliriz.


Berrak ve sade olanın peşinden gidersek, derinden daha derine ulaşabiliriz. Yunus Emre dahil, örnekler bunu gösteriyor.


Nitekim, Osman Konuk"un şu cümlesi, bütün derdimizi, meselemizi özetliyor: "Sıradan, basit ve düzgün biri olmak, bence her şeydir."


***


En kıymetlisi de, bir karakter olarak temayüz etmektir, edebilmektir.

Karakterli insan; sözünü tutar, emaneti korur, yalan söylemez, iyiliği bilir, arkadaşlarını yolda bırakmaz, yüksek bir mesuliyet duygusuna sahiptir. İnsan kere insandır.


Bir parantez açalım: Söz, insanın şerefidir. Edebiyatçılar için, daha çok böyledir.

İnancım odur ki, güzel ahlak ve yüksek mesuliyet, kardeştirler.


Karakter sahibi bir insanın mutlu olması ise zordur, çünkü "onun ruhu yaralarla doludur."


Herkesle herkes olmaz, "kendisi kalmaya özen gösterir."


"İnsan için çalıştığından başkası yoktur" ayetini iyi bilir. Bundan dolayı, çarpık ilişkilere tenezzül etmez. Karşısındakini imkân olarak değil, insan olarak görür.


***


Özellikle son üç yılda, Cemil Meriç"in şu sözünü daha iyi anladım: "Bu memlekette sağcı-solcu, ilerici-gerici yoktur. Bu memlekette namuslular ve namussuzlar vardır."

Meriç, bir de tavsiyede bulunur: "Siz namuslulardan olun."


Bir dostu ihmal etmek, bir güzelliğin hakkını vermemek, istemeden de olsa bir kalbi kırmak, yanılmak, yanlışa düşmek vs. Bunların telafisi mümkündür. Fakat bazı şeylerin telafisi yoktur, kalıcı hasar meydana getirir.


Peki, mecbur kalmamız halinde, meziyet ve şahsiyet arasından hangisini tercih edeceğiz?


Gördüm, görüyorum: Sıradan, basit ve ahlaklı insanlarla da mühim işler yapılabilir, başarılabilir. Sermayeniz, cemaatiniz, partiniz, vakfınız, derneğiniz, ağabeyiniz, hatta büronuz bile yokken, muteber bir iş yapabilirsiniz.


Nasihat ise bellidir: "Dürüst olan ile kabiliyetli olan arasında bir tercih yapmak durumunda kalırsanız, dürüst olanı seçiniz."


Kaynak: Tenekeci, İbrahim, Öbür Divan, Profil Kitap, s. 160-162, 6. Baskı, 2019.

34 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Tufan Öncesi