Paha Biçilmez Bir Hazine

Ayet bizlere “istikamet üzere” bir hayat yaşadığımızda bu dünyada da meleklerin dostluğunu hissedeceğimizi, yalnızlık, terk edilmiş duygusundan kurtulacağımızı ifade ediyor.



İnsanoğlunun ruh dünyasını huzursuz eden iki husus vardır: Birisi geleceğe yönelik kaygı ve endişeleri, diğeri ise geçmişe dair üzüntü ve elemleridir.


Ahirete iman etmiş kimseler olarak hepimiz hem bu dünya için hem de ahiret için, çok çeşitli kaygılar taşırız. Ahiret kaygılarımız, nasıl öleceğimizden, kabirde ne yaşayacağımıza; mahşerde nasıl haşrolacağımızdan, sırat köprüsünü geçip geçemeyeceğimize kadar uzanır.


Bir de dünya kaygılarımız var; çoğu zaman ahireti bile bize unutturan dünya kaygıları. Her insan geleceği düşündüğünde kendisi, ailesi ve sevdikleri adına bir takım kaygılar taşır. Dermansız bir hastalığa yakalanma; deprem, sel gibi bir felakete maruz kalma; yangın, kaza gibi tehlikeler atlatma; akıl-beden ve ruh sağlığını yitirme, iflas etme, işini kaybetme, fakir düşme gibi kaygıları hangimiz taşımıyoruz ki? Üstelik bu kaygıları kendimiz adına değil çoluk-çocuğumuz, eşimiz-dostumuz, ahbap ve yarenimiz hakkında da taşıyoruz.


Çerçeveyi daha geniş tuttuğumuzda ülkemiz, milletimiz, ümmetimiz ve tüm insanlık adına kaygılandığımız şeyler de var. Dış güçlerin oyunları, bizi bölme planları, ümmete yönelik toptan saldırı ve soykırım hesapları…


Bir de geçmişe yönelik hüzünlerimiz, pişmanlıklarımız, “keşke”lerimiz var ve geçmişi geri döndüremeyeceğimizi bilmenin yüklediği katmerli bir pişmanlık. Hepimizin geçmişe döndüğümüzde orada kendisini hüzünlendirecek yeterli sayıda hatırası vardır.


Kaygıları gidermenin yolu


Şimdi bu konuda Kuran’ın sesine kulak verelim. Rabb’imiz şöyle buyuruyor:


“Şüphesiz, ‘Rabb’imiz Allah’tır!’ deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: ‘Korkmayın, üzülmeyin, size vaat olunan cennetle sevinin!’ derler. Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Orada sizin için canlarınızın çektiği her şey var ve istediğiniz her şey orada sizin için hazırdır. Gafûr ve rahim olan Allah’ın ikramı olarak.” (Fussilet, 30-32)


Bu üç ayet bizim hem geleceğe yönelik korkularımız, hem de geçmişe yönelik hüzünlerimiz için bir ilaç sunuyor. Bu ilacı aldıktan sonra, ne geleceğe yönelik korku ne geçmişe yönelik hüzünler kalıyor. Sanki karanlık bir mekanda, bir düğmeye dokunarak her şeyin aydınlanması gibi hayat aydınlanıyor, güzelleşiyor, berraklaşıyor. Korkular yerini emniyete, hüzünler yerini sevince bırakıyor.


Tabii ki bunun bir bedeli var!


Ayet diyor ki: “Rabb’imiz Allah’tır!’ deyip sonra da istikamet üzere dosdoğru olanlar var ya…”


İşte derdimize deva olacak iki ifade: “Rabb’imiz Allah’tır!” deyip sonra da “istikamet üzere dosdoğru olmak”.


“Rabb’imiz Allah’tır!” sözü, kuru bir söz değildir. Şirkin her çeşidini hayatından kaldırmanı gerektiriyor. “Rabb’im Allah’tır!” dedikten sonra hayata dair bütün değer ölçülerini, bakış açılarını, yaşam standartlarını O’ndan alacaksın! Hem “Rabb’im Allah’tır!” deyip hem de başkalarını Rab edinircesine bir hayat sürmeyeceksin.


“İstikamet üzere dosdoğru olmak” demek hem “Rabb’imiz Allah’tır!” sözü konusunda istikameti korumak, şirkten uzak durmak hem de

Rabbimiz olan Allah’ın çizdiği yol, belirlediği sınır üzere yürümek demektir.


“Rabb’imiz Allah’tır!” sözünü söylemek kolay da “istikamet üzere bir hayat sürmek” kolay mı? Niceleri söze gelince “Rabb’imiz Allah’tır!” der ama farkında olarak ya da olmayarak başka Rabler edinir. Niceleri namazın her rekatında “sırat-ı müstakim üzere” olmak için dua eder de namaz bitince sağa-sola yalpalar.


İşte müjde “Rabb’imiz Allah’tır!” dedikten sonra yaşantısına bunu yansıtarak istikametini koruyanlara geliyor.


“Cennet size çok yakın, sevinin!”


Melekler onların üzerine iniyor. Tefsirlerde bunun ölüm esnasında olacağı belirtiliyor. Hani en çok korktuğumuz, “Acaba son nefeste mümin olarak can verebilecek miyim?” dediğimiz an var ya, işte o zaman. Tam o esnada melekler gelip diyor ki: “Artık geleceğinize bakarak korkmayın, endişelenmeyin, kaygı duymayın. Geçmişinizi düşünerek hüzünlenmeyin, kederlenmeyin. Size vaat olunan cennet artık size çok yakın, sevinin!


Biz nasıl ki dünya hayatında sizin hep yanınızdaysak artık bundan sonra da sizi hiç yalnız bırakmayacağız, hep yanınızda dostunuz olacağız. Bundan sonra da siz öyle bir cennete gireceksiniz ki orada her istediğiniz olacak. Rabb’iniz size nice ikramlarda bulunacak. Siz ki evinize gelen bir misafire gücünüz yettiğince iyi davranıp ikramda bulunuyorsunuz, hazineleri sonsuz olan Alemlerin Rabbi size sonsuz olan cennette ikramda bulunmaz mı hiç? Öyleyse artık sevinin!”


Eğer bugünden sonra geleceğe dair kaygılarınızı azaltmak, geçmişe dair hüzünlerinizi dindirmek istiyorsanız “Rabb’im Allah’tır!” sözünün ne anlama geldiğini bir daha düşünün. Bu sözün size yüklediği sorumluluğa layık “istikamet üzere” bir hayat yaşayıp yaşamadığınıza bakın. Dilinizle “Rabb’im Allah’tır!” dediğiniz halde istikametinizi de O’nun tayin edip etmediğine iyi bakın!


Ayet bizlere “istikamet üzere” bir hayat yaşadığımızda bu dünyada da meleklerin dostluğunu hissedeceğimizi, yalnızlık, terk edilmiş duygusundan kurtulacağımızı ifade ediyor.


Ne diyelim?


Allah Teala bize can-ü gönülden “Rabb’imiz Allah’tır!” deyip bu söze sahip çıkarak “istikamet üzere” bir hayat yaşamayı, böylece hem geleceğin korkuları hem geçmişin hüzünlerinden kurtularak sonsuz saadet diyarında mübarek resulü ile birlikte cemaline nazar edip müştak olmayı nasip eylesin.


Kaynak: Duman, Soner, Paha Biçilmez Bir Hazine, Fikirname Dergisi, Sayı 19, Sayfa 30-32, Ocak-Şubat 2020.

2 görüntüleme
Join my mailing list