Süfyân-ı Sevrî

Şöyle dediği nakledilir:


- İşitip de amel etmediğim Hz. Peygamber'in [sallallahu aleyhi vesellem] bir tek sözü bile yoktur.


- Ey hadisçiler! Hadisin zekâtını veriniz, derdi. "Hadisin zekâtı nedir?" dediklerinde,


- Yirmi hadisten beşiyle amel etmeniz, derdi.

Süfyân-ı Sevrî (v. 161/778)


Din ve dindarlık tacı, zühd ve hidayet meşalesi, ulemanın şeyhi ve padişahı, eski âlimlerin dergâh hâcibi, devredip duran hareketin kutbu, imam ve âlim Süfyân-ı Sevrî [kuddise sırruhû] ululardan olup kendisine, "Emîrü'l-mü'minîn" denmesi hususunda hiç kimsenin muhalefeti yoktur. Hakk'a tâbi olmuş ve kabul görmüştü. Zâhir ve bâtın ilimlerde bir eşi daha yoktu. Beş büyük müctehidden biri olup vera' ve takvada son mertebeye varmıştı. Gayet büyük bir edebi ve tevazuu vardı. Birçok şeyhle görüşmüştü.* Baştan sona kadar işi öyle idi ki zerre kadar değişmemişti. Nitekim İbrahim b. Edhem [kuddise surruhû],


-Gel de hadis dinleyelim, diye onu davet edince hemen koşup gelmişti. O vakit İbrahim b. Edhem [kuddise sırruhû],


-Onun huyunu denememiz gerekmişti, demişti. Annesinin karnından dindar olarak doğmuştu. Nitekim naklederler ki bir gün annesi dama çıkmış, komşuya ait parmak kadar bir turşuyu ağzına koymuştu. Bunun üzerine (henüz ana rahminde bulunan) Süfyân-ı Sevrî, başını annesinin karnına o kadar çok vurdu ki yaptığı iş, annesinin aklına geldi, gidip komşudan helâllik diledi.


İlk zamanlarda hali şöyle idi: Bir gün camiye girerken dalgınlıkla önce sol ayağını attı. Bunun üzerine,


- Ey Sevr! Sevrlik yapma; yani ey öküz! Öküzlük yapma, diye bir ses duydu. İşte bu yüzden ona Sevr (öküz) demişlerdi. Bu sesi işitince, aklı başından gitti, kendisine gelince, sakalını tutup suratına bir şaplak patlattı ve kendi kendine,


-Bak, ayağını camiye edeple atmadığın için adını insanlık defterinden sildiler. Aklını başına topla ve ayağını nereye attığına dikkat et, dedi.


Naklederler ki bir kere ayağını ekine basınca şöyle bir ses duydu:


- Ya Sevr! Sünnete aykırı bir adım atmaya kadir olmayan bir kişi hakkındaki inâyetin ne (kadar muazzam) olduğuna dikkat et! Zâhirdeki kadr ü kıymeti bu olunca, bâtınına dair kim söz söyleyebilir? Yirmi yıl aralıksız olarak hiç gece uykusu uyumamıştı.


Şöyle dediği nakledilir:


- İşitip de amel etmediğim Hz. Peygamber'in [sallallahu aleyhi vesellem] bir tek sözü bile yoktur.


- Ey hadisçiler! Hadisin zekâtını veriniz, derdi. "Hadisin zekâtı nedir?" dediklerinde,


- Yirmi hadisten beşiyle amel etmeniz, derdi.


...


Naklederler ki diğer bir halife gelip tahta oturdu. Süfyân-ı Sevrî'ye [kuddise sırruhû] inanırdı. O sırada Süfyân-ı Sevrî [kuddise sırruhû] hastalandı. Halifenin gayet mütahassıs hıristiyan bir tabibi vardı. Onu tedavi için Süfyân-ı Sevrî'ye [kuddise sırruhû] gönderdi. İçinde Süfyân'ın idrarı bulunan şişeye bakan tabip, "Bu zatın ciğeri Allah korkusundan parçalanıp kan olmuş, parçalar mesaneden dökülmektedir, bir dinde böyle bir zat bulunursa o din bâtıl olamaz" deyip hemen müslüman oldu. O vakit halife,


- Biz hastaya hekim gönderdiğimizi zannetmiştik, meğer hastayı hekime göndermişiz, dedi.


...


Naklederler ki biri ona iki kese altın gönderip,


- Bunu al, zira pederim senin dostundur, bunu tamamiyle helâl yoldan çalışıp kazanmıştır, onun mirasından alıp sana yolladım, dedi. Süfyân-ı Sevrî [kuddise sırruhû], keseleri kendi oğluna verip geri gönderdi ve,


-Benim pederinle olan dostluğum Allah [celle celâluhû] içindi, diye haber yolladı. Süfyân-ı Sevrî'nin [kuddise sırruhû] çocuğu dönüp geri gelince,


Babacığım! Yoksa senin yüreğin taş mıdır? Görüyorsun ki bir ailem var ve hiçbir şeyim de yok, bana hiç mi merhametin yok, deyince, Süfyân-ı Sevrî [kuddise sırruhû] dedi ki:


- Yavrucuğum! Evet senin yemen içmen lazım ama ben Allah için olan dostluğu dünya için olan dostluğa satıp kıyamette iflas etmiş bir halde kalamam ki!


...


Bir gün biriyle itibarlı zevattan birinin kapısından geçiyordu, yanındaki kişi konağa bakınca, onu bundan menedip,


- Şayet siz bu konaklara böyle bakmamış olsaydınız, onlar konaklara bu kadar para israf etmezlerdi. O yüzden, bu konaklara bakınca şu haksız israfta, onlara ortak oluyorsunuz, dedi.


* Hal tercümesi için bk. Hilye, 6/356; Sıfatü's-Safve, 3/147: Münâvî, 1/115; Şa'rânî, 1/57: Târîhu Bağdâd, 4/151, İbn Sa'd, 6/371; Tezkiretü'l-Huffâz, 1/203; İbn Hallikân, 2/266; Tehzibü't-Tehzîb, 4/111; el-Cevâhirü'l-Mudıyye, 1/250; el-Maârif, s. 497.


Kaynak: Ferîdüddin Attâr, Tercüme: Süleyman Uludağ, Tezkiretü'l Evliyâ, Semerkand Yayınları, s. 292-295, 6. Baskı, 2018.

5 görüntüleme0 yorum
Join my mailing list