"Süper İnsan" Geliyor

İnsanların genetik kodunu çözümlemeyi amaçlayan İnsan Genom Projesi 2003 yılında sonlandırıldı. Genetik haritanın çıkarılmasıyla hastalıkların tedavisinde büyük yol alındı. Tıbbi açıdan kimsenin reddetmediği proje kapsamında elde edilen bilgilerin hangi amaçlarla ve kimler tarafından kullanılacağı konusunda potansiyel riskler, soru işaretleri ve itirazlar var. Genetik haritalarımızdan elde edilen bilginin biyolojik silah olarak kullanılabilme riski en önemli tehlikelerden biri olarak görülüyor. Peki, bundan sonra ne olacak? Bilim insanları araştırmalarını ne yönde sürdürecek?

İnsan Genom Projesi, 1990 yılında başlayan ve 2003 yılında sonlandırılan insanların genetik kodunu (DNA) çözümlemeyi amaçlayan bir proje. DNA çevresel faktörlerle birlikte bizi biz yapan saç rengi, göz rengi, hatta bazı hastalıklara yakalanma olasılıklarımız da dahil tüm kişisel özelliklerimizi belirliyor. Projeyle, insan DNA’sındaki genlerin tanımlanması ve DNA’yı oluşturan kimyasal baz çiftlerinin dizilerini belirlemek hedeflendi. DNA’da hangi baz çiftinin nerede yer aldığı, hangi hücreleri etkilediği ve bunun insanın yaşamındaki önemini öğrenmek için çalışmalar yapıldı. DNA’nın yapısal ve işlevsel özelliklerine dayanılarak, günümüzde tedavisi olmayan pek çok genetik hastalığa yatkınlığı belirlemek, ilgili genlerin yerlerini, yapılarını aydınlatarak tanı ve tedaviyi sağlayabilmek amacıyla yürütülen proje 13 yıl sürdü. ABD Enerji Bakanlığı (DOE) ve Ulusal Sağlık Enstitüleri tarafından başlatılan projeye daha sonra İngiltere, Japonya, Fransa, Almanya, Çin ve başka ülkeler de katıldı. Toplam 18 ülke destekledi.


İnsan Genom Projesi’nin yaşamamızda önemli değişiklikler yapması bekleniyor. Hastalıklara bakış açımız ve değer yargılarımız bu değişikliklerin başını çekecek. Elde edilen veriler veri tabanlarında saklanacak. Teknoloji ve bilgi birimi arttıkça verilerin ne işe yaradıkları çözülecek. 13 yılda proje için toplam 2,7 milyar dolar harcandı. 2003’te sona eren projeyle 1800’den fazla hastalık geni keşfedildi ve hastalıklara yakalanma riskini değerlendirmek için 2000’den fazla genetik test geliştirildi. DNA’nın sırlarının çözülmesi bilimsel açıdan çağın en büyük buluşu olarak görülüyor. Canlı yaşamın tüm geçmişini detaylarıyla çözebilmenin kapısı aralandı. Yapılacak analizlerle DNA’da insana zarar varan mutasyonları düzeltme olanağı sağlanabilecek. Kişiye özel tedavilerle hastalıkları çözeceğiz. Kaliteli ve uzun yaşam hedefine ulaşılabilinecek. Ancak etik açıdan ortada bir sorun var. Bu da DNA’daki bilgilerin kötü amaçlı kullanımı nasıl önlenecek? Bilim insanları ne kadar çok insanın genetik haritası çıkarılırsa o kadar çok bilgi elde edileceğini, bu sayede de hastalıkları tedavi edebileceklerini, yaşam kalitesi ve süresini uzatabileceklerini düşündüler. Günümüze kadar 60 binden fazla insanın genetik haritası çıkarıldı. Bu veri tabanındaki genetik kod yazılımlarla analiz ediliyor. Bunu gerçekleştiren bilim dalı 'biyoinformatik', tıbbi araştırmalarda yoğun olarak kullanılıyor. Farmakogenetikle ise genetik inceleme sonunda doğru tedavi doğru ilaç kullanımı için çalışıyor.


En önemli sorunlardan bir tanesi veri tabanı bilgilerinin çoğunluğunun Avrupalı beyaz insanlardan geliyor olması. Diğer gruplardan az bilgi var. Etnik kökeni benzer insanlardaki pek çok gen benzer. Yanıltıcı sonuçlar çıkabiliyor. Hastalığa yol açıyormuş gibi görünen genetik değişikliğin hastalıkla ilgisi olmayabiliyor. Bu ancak farklı etnik kökenli insanlarda aynı değişikliğin sağlıklı insanlarda olduğu görülünce saptanabiliyor. Öte yandan tek etnik grup baz alınarak geliştirilen ilaç farklı gruplarda çok farklı etkilere neden olabiliyor. Uzmanlar, bu sorunun da çözülmesi için farklı etnik kökenlerde insanların veri tabanında artması gerektiğine dikkat çekiyor. Genetik haritalar ve elde edilen veri tabanıyla yapılan analizler kanserle savaşta da önemli bir kazanım oldu. Daha net teşhis koyabilmek ve daha doğru tedaviyi bulmak için kullanılıyor. Genetik bozuklukların tümör oluşumuna yol açtığını, bu nedenle her tümörün birbirinden farklı olduğunu belirten uzmanlar her tümörün tedavisinin de ayrı belirlendiğini söylüyor. Doğru tedaviye, kullanılacak ilaca tümörlerin genetik haritasına bakılarak karar verilebileceğine çünkü ilaçların farklı genlere etki ettiğine dikkat çekiliyor.


Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Esra Sağlam, “Genetik farklar, bizi tek ve biricik bireyler haline getiriyor. Ancak tıp, tüm insanları gruplara bölerek tanımlıyor. İlaçları kullandığımızda da hastaların yüzde 70’i standart tedaviye yanıt veriyor. Geriye kalan yüzde 30’u ise ya yanıt vermiyor ya da hastada yan etki ortaya çıkıyor. Bazı durumlarda her ikisi birden söz konusu oluyor” diyor. Genetik biliminin ilerlemesi ve insan genomunun çözülmesi; bazı insanların bazı ilaçlara neden beklendiği gibi veya hiç cevap vermediğini, bazılarında ise neden yan etkilerin görüldüğünü ortaya çıkardı. Artık uygun ilacı, uygun dozda ve uygun zamanda vererek hastanın ilaçtan üst düzeyde faydalanması ve yan etkinin de en alt düzeyde ortaya çıkmasının amaçlandığını belirten Sağlam, geleneksel tıpta ilacın hekimin tıp bilgisi ve tecrübesine göre hastaya verildiğini ancak genetik testlerin ise hastaya en uygun ilaçları ve dozu verdiğine dikkat çekiyor.


İnsan Genom Projesi'nin yararlarını tıbbi açıdan kimse reddetmiyor. Ancak bireyler ve toplum açısından elde edilen bilginin hangi amaçlarla ve kimler tarafından kullanılacağı konusunda potansiyel riskler, soru işaretleri ve itirazlar var. Genetik haritalarımızdan elde edilen bilginin biyolojik silah olarak kullanılabilme riski en önemli tehlikelerden biri olarak görülüyor. Toplumsal açıdan cinsiyet ayrımcılığı, genetik kodlardan hastalıkların öğrenilmesinin insanlarda yaratacağı psikolojik ve iletişim sorunları, ayrımcılık da projenin sonuçları açısından sorgulanıyor.


Projeyi destekleyenlerin de karşı çıkanların da en önemli odak noktalarında biri gen yazılımının değiştirilmesi uygulamalarıyla ortaya çıkabilecek sonuçlar. İnsan Genom Projesi'nin 2013'ee sona erdirilmesinden üç yıl sonra bilim insanlarının gen yazılımını değiştirerek süper akıllı, güzel ve yetenekli insanı ortaya çıkaracağı proje üze rinde çalıştıkları haberleri çıkmaya başladı. 2016 yılında Harvard Üniversitesi'nde gerçekleştirilen "Sentetik insan geni" toplantısına farklı ülkelerden yüzü aşkın bilim insanının katıldığı biliniyor.


DNA'yı oluşturan "Adenin, Sitozin, Guanin, Timin" adlı bazları temsil eden A, S, G, T harflerinin yerlerini değiştirerek sentetik gen oluşturulması bu süreçte tartışılmaya başlandı. Tartışılmaya başlayan projeye göre laboratuar ortamında üretilen üç milyar harf daha DNA'ya eklenebilir. Bu yöntemle kansere dayanıklı hücreler ve organlar üretilebileceği gibi değiştirilmiş DNA kodlarının embriyoya yerleştirilmesiyle süper insana ulaşılabileceği de konuşulmaya başlandı.


Ancak bu sürecin farklı sorunları ortaya çıkartma riski de var. Evet, kansere çare bulunabilir ama gen değişikliğiyle daha önce bilmediğimiz hastalıklarla karşı karşıya kalır mıyız sorusunun yanıtı ürkütücü. Etik açıdan DNA bilgilerinin kötü amaçla kullanılabilmesi riski de bilim insanlarını düşündürüyor. Genetik üstünlükler talebinin içerisinde hastalıklı ve kusurlu genleri ortadan kaldırmaya yönelik uygulamaların yanı sıra, daha zeki, daha uzun, daha güçlü olması için istekler de ortaya çıkacaktır. Adı ister "Süper insan" ister "Ayrıcalıklı İnsan" olarak isimlendirilsin, bu isteğin hastalıklı genler olmadan, saç ve göz rengi, zeki olarak doğmak gibi talepler sonunda genetik olarak insanların birbirlerine ayrımcı davranışlar içine girmesine neden olabileceği endişesi var. Parası olanın genlerle ilgili tedaviden yararlanması, maliyeti yüksek bu teknolojiden bedelini ödeyebilenler yararlanarak sağlıklı çocuklar dünyaya getirebilecek, diğerleri soydan gelen genleriyle devam edecek. Genlerle ilgili mutasyonların gerçekleştirilmesi sonucu insanların ayrıcalıklı psikolojisine girmesi de doğal bir sonuç olacak gibi. Bilim dünyası da tüm bu öngörüleri tartışıyor. Peki, projenin genetik ayrımcılık için kullanılmasına karşı çıkan bilim insanları araştırmalarını sürdürecek mi? Bekleyip göreceğiz.


Kaynak: Bolulu, Utku, "Süper İnsan" Geliyor, Science Up Dergisi, s. 58-61, Aralık 2020.

10 görüntüleme0 yorum
Join my mailing list