Sarıkamış Gerçeği

Yorgun askerin gece taarruzuna alışık olmadığını öne sürerek taarruzun durdurulmasını istiyorlardı. İlk başta bu istekleri geri çeviren Enver Paşa, sonunda taarruzun durdurulmasını emretti. Taarruza arkadan gelen birliklerle beraber ertesi gün devam edilecekti. Rusları en zayıf oldukları anda yakalayan Türk kuvvetleri o gece taarruza devam etselerdi büyük ihtimalle bugün Sarıkamış bozgununu değil, Sarıkamış zaferini yazıyor olacaktık.

...


Enver Paşa kış taarruzuna özgür iradesiyle karar vermişti. Öyle ki, Türkiye'deki Alman askeri heyetinin başında bulunan General Liman von Sanders'in karşı çıkmasına rağmen bu fikrinden vazgeçmedi. Kafkas cephesindeki kuvvetlerinin önemli bir kısmını Almanlara karşı Lehistan cephesine kaydırmış olan Rusları, en zayıf oldukları bir zamanda ve hiç beklemedikleri bir anda baskına uğratarak yok etmek istiyordu. Harekâtın en önemli hedefi ise Sarıkamış'tı. Aras vadisindeki Rus birliklerinin gerisinde yer alan bu küçük kasaba, Rus ordusunun lojistik üssü durumundaydı. Rus Kafkas demiryolu hattının ulaşabildiği son nokta olduğundan Rus ordusunun cephe gerisiyle bağlantısını sağlayan en önemli noktaydı. Rus ordusunun levazım ve erzak depolarıyla büyük kışlaları hep bu kasabadaydı. Daha da önemlisi, stratejik değerine rağmen çok zayıf bir savunmaya sahipti.


Buna karşılık Türk ordusunun da önemli eksikleri vardı. İstanbul'dan Kafkas cephesi için 100 bin takım kışlık giyim ve çeşitli harp malzemesi taşıyan vapurlar Rus filosunun 6 Kasım 1914'te gerçekleştirdiği saldırıda batırıldığı için kışlık donanım eksikti. Yolların ve ulaştırma vasıtalarının yetersizliği yüzünden erzak ve cephane naklinde yaşanan sorunların üstesinden bir türlü gelinemiyordu. Ancak "başarının dış görünüş ve elbiseyle değil, her bir askerin kalbindeki yiğitlik ve cesaretle kazanılacağına" inanan Enver Paşa bu durumu fazla önemsemiyor, eksiklerin düşmandan alınacak ganimetle giderilebileceğini düşünü yordu. Zaten harekât planı da buna göre hazırlamıştı.


Planın özü gizlilik ve hızlılığa dayanıyordu. Üç kolordudan oluşan ordunun 11. Kolordusu düşmana cepheden göstermelik bir taarruzda bulunurken sol kanattaki 9. ve 10. Kolordular dağlar üzerinden iki kol halinde hızla ilerleyerek düşmanın Kars Kalesi'yle bağlantısını kesecek, Sarıkamış'taki erzak ve levazım depolarını ele geçirerek Rus ordusunu ya teslim olmak ya da açlıktan yok olmak zorunda bırakacaktı.


22 Aralık'ta başlayan harekât ilk günlerde planlandığı gibi başarıyla uygulandı. Baskına uğrayan Ruslar hazırlıksız yakalanmışlardı. Ağır kayıplar vererek çekilirken bir kuşatma harekâtıyla karşı karşıya kaldıklarını bile anlayamamışlardı. Sarıkamış'ı korumak için geriye doğru kuvvet kaydırmak yerine tam da Enver Paşa'nın istediği gibi tüm güçleriyle cepheden yapılan Türk taarruzuna karşı koymaya çalışıyorlardı.


Hızla ilerleyen 9. Kolordu'nun öncü birlikleri 26 Aralık akşam saatlerinde Sarıkamış önlerine ulaştıklarında Sarıkamış'taki Ruslar panik halindeydiler. Yaşlı depo erleri, demiryolu işçileri ve istasyonda mola vermiş bazı askerler ellerine tutuşturdukları eski model silahlarla kasabayı savunmaya hazırlanıyorlardı. Karargâhıyla birlikte orada bulunan ve Sarıkamış'taki bu durumun farkında olan Enver Paşa, vakit kaybetmeden Sarıkamış'a taarruz emri verdi. Ancak başta Kolordu Komutanı İhsan Paşa olmak üzere maiyetindeki komutanlar gece taarruzu konusunda isteksizdiler.


Köprülü Şerif Bey de taarruza karşı çıkanlar arasındaydı. Yorgun askerin gece taarruzuna alışık olmadığını öne sürerek taarruzun durdurulmasını istiyorlardı. İlk başta bu istekleri geri çeviren Enver Paşa, sonunda taarruzun durdurulmasını emretti. Taarruza arkadan gelen birliklerle beraber ertesi gün devam edilecekti. Rusları en zayıf oldukları anda yakalayan Türk kuvvetleri o gece taarruza devam etselerdi büyük ihtimalle bugün Sarıkamış bozgununu değil, Sarıkamış zaferini yazıyor olacaktık.


Taarruz durdurulduğunda Ruslar depoları ateşe vererek kasabayı boşaltmaya hazırlanıyorlardı. Türk taarruzunun durduğunu görünce kararlarından vazgeçerek cepheden çektikleri birliklerle Sarıkamış'ı takviye etmeye başladılar. Buna karşılık gerideki Türk birlikleri zamanında Sarıkamış önlerine gelemediler. Harekât planına uymayan 10. Kolordu Komutanı Hafız Hakkı Bey en kısa yoldan Sarıkamış'a gelmek yerine mağlup ettiği bir Rus tugayının peşine takılarak kuşatma kolunu uzatıp birliklerini gereksiz yere Allahuekber Dağlarına doğru sürüklemişti.


Bundan sonra zaman Türkler aleyhine işlemeye başladı. Geriden sürekli takviye alan Ruslar Sarıkamış'taki kuvvetlerini artırırken, kasaba etrafındaki ormanlarda aç ve açıkta gecelemek zorunda kalan Türkler gittikçe artan donma vakaları yüzünden ağır kayıplar vermeye başladılar.


Buna rağmen inatla savaşa devam ettiler. Allahuekber Dağlarını aşan birliklerin 27 Aralık'ta Selim yakınlarında Sarıkamış-Kars demiryolunu kesmesi büyük korku yarattı. Kapana kısıldığını zanneden Rus Ordusu Komutanı General Mişlayevsky yerini General Yudeniç'e bırakarak Tiflis'e kaçtı. Böylece bütün Kafkasya'da büyük bir kargaşa baş gösterdi.


Bir ara öncü birlikler Sarıkamış'ın yanı başındaki Çerkezköy'e (şimdiki Şehitler mahallesi) kadar girmeyi başardılar. Sarıkamış sokaklarında süngü savaşlarıyla düşmana ağır kayıplar verdirerek Albay Kravçenko'yu bu sokak savaşlarının birinde öldürdüler. Ruslar bu çarpışmalarda ölü, yaralı ve esir olarak toplam 30 bin askerlerini kaybettiler. Bunların 9 binden fazlası donarak ölmüştü.


30 bin şehit, 20 bin esir


Şiddetli soğuğu, açlığı ve düşman ateşini hiçe sayarcasına verilen bu kahramanca mücadele sonucu değiştirmeye yetmedi. 3 Ocak'ta cepheden ayrılan Enver Paşa'dan komutayı devralan Hafız Hakkı Paşa ertesi gün ricat emri verdi. Zayiat Rus ordusunun uğradığından çok daha ağırdı; geri çekilen birlikler arkadaşlarının binlercesini şehit, yaralı ve esir bırakmışlardı. Askerlerin bir kısmı ise civar köylere dağılmıştı. Sarp dağlardan üzerinden bin türlü zahmetle aşırılan ağır silahlar da düşman eline geçmişti.


Geri çekilen kuvvetlerin arkasında kalan hasta ve yaralılar Ruslar tarafından toplanarak esir edilmişlerdi. Esir alınanların sayısı 20 bin üzerindeydi. Kolordu Komutanı İhsan Paşa da yanındaki subaylarla birlikte esirler arasındaydı. Şehitler ise öylece bırakılmışlardı. Ancak Nisan ayında karlar erimeye başlayınca Rus komutanlığının denetimi altında bölgenin Müslüman köylülerinden oluşturulan işçi gruplarınca toplanarak imamlar nezaretinde icra edilen dini merasimin ardından toplu mezarlara defnedildiler.


Şehit sayısı sıkça söylenenin aksine 90 bin değildi ama yine de kayıp çok büyüktü. Rusların resmî raporlarına göre defnedilen şehit sayısı 23 bindi. Naaşlarına ulaşılamayanlarla sınırın öbür tarafında şehit düşenler de bu hesaba dâhil edildiğinde toplam şehit sayısının 30 bin civarında olduğu anlaşılmaktadır.


Şehitlerin, yaralıların ve elden çıkan silahların ötesinde asıl büyük kayıp ordunun şerefini temsil eden alay sancaklarının düşman eline geçmesiydi. Bir yüzünde kelime-i tevhid (La ilahe illallah, Muhammedün Resulullah) yazılı olan, diğer yüzünde Sultan'ın tuğrasıyla bezeli Osmanlı ordusunun arması taşıyan bu sancaklardan biri bugün Moskova'daki bir müzede sergilenmektedir.


Moskof diyarındaki esareti bir asrı doldurmak üzere olan boynu bükük bu al sancak, tespit edebildiğimiz kadarıyla Sarıkamış'a ilk ulaşan öncü birlikler arasında yer alan ve orada büyük fedakârlıklar ve kahramanlıklar gösteren 29. Tümen'in 87. Alay'ına aittir. Kanlı çarpışmalar dan sonra Çerkezköy'e giren ve orada düşman tarafından kuşatılan 87. Alay Komutanı Binbaşı Lütfullah Bey, şehit düşmeden önce ilk olarak bu sancağı kurtarmayı düşünmüş ve iki askerine emanet ederek gece karanlığında düşmana görünmeden ormanlar içindeki tümen karargâhına ulaştırmayı başarmıştı.


Rus ordusunun tehlikeli bir kuşatma harekâtı başlattığını gören Enver Paşa'nın 1 Ocak 1915'te alay sancaklarının güvenli bir şekilde Erzurum'a gönderilmesini emretmesi üzerine bu sancak da tümenin diğer sancaklarıyla birlikte 29. Tümen Komutanı Albay Arif Bey (Baytın) tarafından gözyaşları içinde muhafızlarına teslim edilerek yola çıkarılmıştı.


Arif Bey'in anılarına göre 87. Alay sancağı hasta ve yaralı olduğu halde cepheden ayrılmak istemeyen Yüzbaşı Fazıl Bey'e, 85. ve 86. Alay sancakları ise Tevfik Bey'e emanet edilmişti. O sırada kendisi de Ruslara esir düşen Arif Bey, daha sonra Tevfik Bey'e emanet edilen sancaklarının Erzurum'a ulaştığı haberini almış fakat 87. Alay sancağının akıbetini öğrenememişti. Şimdi anlıyoruz ki 100 yıldır Moskof esaretinde bulunan al sancak, uğrunda nice kahramanların can verdiği işte bu 87. Alay sancağıdır.


Fakat ne yazık ki büyük fedakârlıklarla geri gönderilen diğer sancaklar da düşman eline düşmekten kurtulamayacaklardı. Nasıl bir ihmalin sonucudur bilinmez ama 1916 baharında Erzurum'a giren Ruslar oradaki depolarda dokuz adet alay sancağı daha ele geçireceklerdi.


Oysa bu sancaklar orduya manevi kuvvet versin diye Erzincan'ın Cihadiye Meydanı'nda düzenlenen görkemli törenlerle alaylara teslim edilmişti. O gün gözleri okşayarak, gönülleri kabartarak dalgalanan bu sancakların böyle bir hazin sonla karşılaşacağını hiç kimse aklının ucundan bile geçirmemişti.


Rus generallerinden Sarıkamış övgüsü: "Cüretkâr bir taarruzdu”


Cephenin karşı tarafında Rus ordusunda Harekât Şube Müdürü olarak görev yapan General Maslofski ile bu konuda Rus belgelerine dayanarak değerli bir eser hazırlamış olan General Nikolski'nin Sarıkamış Harekâtı hakkındaki görüşleri Türkiye'deki algıdan hayli farklıdır. Onlara göre Sarıkamış Harekâtı başarı şansı oldukça yüksek, cüretkâr bir taarruzdur. Rus ordusu için ciddi bir tehlike oluşturmuştur. Kahramanca çarpışan Türk askerleri harekâtın ilk günlerinde galip gelme şansını yakalamışlardır. Ancak kolordu komutanları da dâhil olmak üzere üst düzey birlik komutanları Enver Paşa tarafından kendilerine verilen büyük ve cesaret gerektiren görevleri başaramadıkları için bu şansı değerlendirememişlerdir.


Kaynak: Öğün, Tuncay, Sarıkamış Gerçeği, Derin Tarih Dergisi, s. 104-108, 34. Sayı, Ocak 2015



14 görüntüleme0 yorum
Join my mailing list