Sevelim, Sevilelim

Yunus Emre ve bütün Anadolu erenleri. İslam îmânın Türk'ün inanma üslûbuyla birleştiren büyüklerdir. Onlar Türk ruhuna derin bir Allah sevgisi ve o ölçüde büyük bir insan sevgisi, bir insanlık aşk ve gurûru işlemişlerdir.

Gazâ, îmân nurundan mahrum ve karanlıkta kalmış ülkelere bu îmânın ışığını, aydınlığını götürmek için yapılan savaş demektir. Atalarımız Türkiye topraklarında bir gâziler ordusu hâline dönüşüp bir şehitler ordusu hâlinde ölerek, bize baştanbaşa evliyâ türbesi bir vatan bırakmışlardır. Bugünkü Türkiye topraklarının iklim ve manzarasında görülen manevi güzellik, onun yerinde, semâsında böyle ilâhî çizgiler bulunmasındandır.


Yalnız Osmanlı tarihinde Ertuğrul Gazi, Osman Gazi, Orhan Gazi, Murad Hüdâvendigâr Gazi gibi isimler hâkandan Mehmetçiklere kadar Anadolu fâtihlerinin birer gaziler ordusu olduğunu gösterir. İşte bu savaş ve îmân asırlarında düşmanla döğüşen askerlerimize düşmanlarına bile insanca ve şefkatli davranış yolunda derin bir ruh ve vicdan terbiyesi veren Anadolu Erenleri'nin başında Yunus Emre'nin büyük hizmeti vardır.


Yunus Emre ve bütün Anadolu erenleri. İslam îmânın Türk'ün inanma üslûbuyla birleştiren büyüklerdir. Onlar Türk ruhuna derin bir Allah sevgisi ve o ölçüde büyük bir insan sevgisi, bir insanlık aşk ve gurûru işlemişlerdir. İnsan denilen fâni vücudun ruhunda gizlenen ilahî kudreti bilmek, onu bulmak ve onunla ancak ona lâyık insanların yapabileceği büyük işler yapmak kudret ve heyecânını, o devir Türkleri, böyle bir duyuş, düşünüş ve inanış kaynağından aldılar.


Bir dine inanan milletler, o dine kendi üsluplarıyla inanmaz ve ona kendi sanat ve vicdan dünyalarından yeni hamleler katmazlarsa dinler canlılıklarını kaybedip yaratma ve yükselme kudretlerinden uzaklaşırlar. Anadolu erenleri, Türk milletine körü körüne inanışın değil, düşünerek, arayarak; aşkı ve hicranı gönüller dolduran Allah'ı, kendi vicdanlarında bularak inanmanın sırlarını öğretmişlerdir.


Yunus Emre, Anadolu'daki Türk düşünüş edebiyatının ilk büyük şâiridir. Onun zamanımızdan 700 yıl öncesi için, inanılmayacak kadar güzel bir Türkçe ile söylediği "Tasavvuf Düşünüşü" milletinin vicdan ve imân târihine çok uygun bir duyuş, düşünüş ve heyecan sistemi idi. (...) Bu heyecan, insanlara Allah'ın yarattığı her güzel şeyi ve bunların en güzeli olan her cinsten, her mezhepten, her insanı sevmek yolunda sonsuz olgunluk verir. Bu mesleğin inanmışları, insanı, her insanda Allah'tan bir parça bulunduğuna inanarak severler. Yunus Emre'nin bütün hayatını ve hayatının bütün gayesini, bizzat söylediği "Sevelim, Sevilelim" kelimelerinin derin mânâsında toplaması bundandır.


Aynı şâir ve o devrin baştan başa derviş kesilmiş Anadolu Türklüğü bunun için:


Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan

Halka müderris olsa hakikatte âsidür


diyebilmenin seviyesine yükselmişlerdi.


Aynı yükseltici heyecanın diğer güzel tarafı, beşerî olduğu ölçüde millî ve medenî vasıflar taşımasıdır. Çünkü Yunus Emre ve onun yolunda yürüyenler, bütün büyük duygularını millî nazım şekilleriyle, sâde ve güzel bir Türkçe ile, tamamıyla millî şiirler, ilâhîler hâlinde söylüyorlardı. Onları, yine millî bir musiki ile besteleyerek, İslam inanış ve ibadetine musiki sanatının, duyan ve duyuran kudretini ilâve ediyorlardı.


Kaynak: Banarlı, Nihad Sâmi, Tasavvuf Düşünüşü, Kubbealtı Akademi Mecmuası, sayı 3, 1974.

18 görüntüleme
Join my mailing list