Siyaset ve Mes'uliyet

Bize, Ümmetinin günahını kendinde bulmak, kendinde yenmek, kendisiyle fenaya erdirmek istiyen ruh dünyasının kahramanları lâzımdır.


Tarih, gözlerimizin önüne bütün bir mes’uliyet manzarası sermektedir. Bir milletin hayatı, bir medeniyetin eserleri gelecek nesillerin mes’uliyetli ellerine emanet ediliyor. Ecdadın hatasından da mes’ul olan biziz. Tarihe bir kader gibi varis olmak demek, geçen nesilleri, iyi ve fena bütün hareketlerinin mes’uliyetini omuzlarına yüklenmek demektir. Kendi mukadderatını kendi ellerine almıyan millet kaybolmağa mahkûmdur. Toprağın ve tarihin size yüklediği, maddede ve ruhta anane haline gelmiş, binbir mes’uliyet omuzlarınızda ağırlaşıyor. Bu mes’uliyeti kendinizden başkalarının omuzuna yüklerseniz vatanı ve tarihi kaybedeceksiniz. An’ane bunun için, bizimdir. Onu bir anda atmak kabil değildir. Her sahada, aile, iktisat, ilim, san’at, ahlak ve din sahasında kendimizin olanı kendi omuzlarımıza yüklenmek zamanı gelmiştir. Hakikî vatandaş, bir vatanın tarihiyle beraber bütün mes’uliyetini üzerine almak iradesini yaşatan insandır.


Bize, bir lûtuf gibi saadet bağışlıyan değil, bizde mes’uliyet şuuru yaratan insan lâzımdır. Saadet bizdeki iradenin yarattığı derunî bir aydınlık olmalıdır. Bize, kin ateşi içinde kuvvetle hak kazanan değil, hakikat aşkıyle hakkını yaşatan insan lâzımdır. Bize «Firdevsi alâdan ve bunca sevdadan» vaz geçmiş hak aşıkları lâzımdır. Hakikî saadet ve hak el elinden alınır bir matağ değildir. Bize, binbir saadetten yüz çeviren, İslâm Peygamberi Muhamme