Sultan II. Abdülhamid ve Ermeni Meselesi

Sultan Abdülhamid, Ermenilerin, Batı'nın teşvikiyle çıkarttığı isyanları bastırıyor; kadın ve çocuklarına varıncaya kadar Müslümanları kesen Ermenileri cezalandırdığı için de Ermeniler ve onların hâmisi Avrupa, ona Kızıl Sultan (le Sultan Rouge) lakabını takıyordu.

Sultan Abdülhamid, Ermenilerin, Batı'nın teşvikiyle çıkarttığı isyanları bastırıyor; kadın ve çocuklarına varıncaya kadar Müslümanları kesen Ermenileri cezalandırdığı için de Ermeniler ve onların hâmisi Avrupa, ona Kızıl Sultan (le Sultan Rouge) lakabını takıyordu.* Tabii daha sonra bizim tarihçiler (!) de, Ermenilerin uydurmuş olduğu bu terimi alıp, Batıperestlik yapıları gereğince pervasızca kullanacaklardır. Bugün dahi Kızıl Sultan derken emperyalist Batı dünyasını sevindirdiğimizin farkında değiliz.


Asırlarca Müslüman devletlerin idaresi altında sakin ve itaatkâr bir hayat sürdürmüş olan Ermenilerin, 19. yüzyılda birden bire ayaklanıp, Osmanlı Devletine başkaldırması, üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konudur. Ve kanaatimize göre bu meseleye şimdiye dek bakıldığından farklı bir şekilde bakmak gerekir.


Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde başlatılıp, binlerce Müslüman'ın şehid edilmesiyle sonuçlanan Ermeni isyanlarının çıkartılmasında esas âmil nedir, onun üzerinde durmak lâzımdır. Doksan üç harbinden sonra yapılan Ayestafanos ve Berlin antlaşmalarında Ermenilere bazı siyasi haklar veriliyorsa da, Abdülhamid, Devletinin güvenliği açısından bu maddeleri çalıştırmamış ve onun bu tutumu üzerine, Ermeniler Batı'nın teşvik ve yardımlarıyla isyanlarını çoğaltmışlardır. Ermeniler, 1889'da Cenevre'de Hinçak ve 1890'da Tiflis'de Daşnak partilerini kurdular.**


Sultan Abdülhamid, 1894'de isyan eden Sason Ermenilerini sert bir şekilde bastırınca, İngiliz ve Fransız hükümetleri, olayı -sureta tetkik etmek üzere Türkiye'ye heyetler gönderdiler. Bu karışıklıkların sebebinin tamamen Ermeniler olduğu tesbit edilmesine rağmen, me sele adı geçen devletler tarafından saptırıldı ve "Abdülhamid Sason'da Ermeni katliam yapıyor" diye yaygaralar koparıldı.


30 Mayıs 1894'de Fransız Hariciye bakanlığına getirilen M. Hanataux, Sultan Abdülhamid'in Müslüman ve gayr-i Müslim reayasına çok iyi davrandığını, onların haklarını koruduğunu ilân etmesine rağmen, tarafsız konuştuğu için kâle alınmamış, bir müddet sonra da bu tutumu yüzünden görevinden alınmıştır.


Görevinden alman M. Hanataux, "Revue de Paris"nin 1 Aralık 1895 tarihli sayısında, Ermenilerin Abdülhamid tarafından katliam edilmediklerini, bilakis onun bütün vatandaşlarına adil davrandığını söylüyor ve şöyle devam ediyor:


"... Abdülhamid, esmer, soluk yüzlü, endişeli bakışlı ve güzel elleri olan bir adamdır. O bu nazik eliyle, Afrika ve Asya ortalarından Balkanlara kadar olan İslam dünyasının bütün fertlerini birbirine bağlarken, aynı nazik eliyle Kudüs ve Çanakkale boğazının anahtarını da tutmaktadır: Küçük ve nazik, ve fakat gerçekte çok meşgul olan bir el."***


O zamanlar Ermenileri hararetle destekleyen İngiltere, aslında Ermeni isyanlarından yararlanarak, Rusya ile anlaşıp, Doğu Anadolu'ya müdahale etmek istiyordu. **** Allah'ın bir lutfu olacak ki, bu konuda anlaşamadılar...


Sason, Van ve Zeytun isyanlarından sonra, 1895'de Trabzon, Erzurum, Erzincan, Bitlis, Diyarbakır, Malatya, Sivas, Mardin ve daha bir çok yerde Ermeniler isyan çıkarttılar.


Sultan Abdülhamid, Ermeni isyanlarını bastırmak için, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'dan asker toplayarak "Hamidiye" adında özel bir ordu kurdu. Bu ordunun kurulmasından sonra, Ermeniler Doğu Anadolu'da fazla varlık gösteremeyince, 26 Ağustos 1896'da İstanbul'daki Osmanlı Bankasını basarak birçok kişiyi öldürdüler, yukarıda temas ettiğimiz gibi, 1321 senesinde de Sultan Abdulhamid'e suikast dahi düzenlediler.


Fakat Sultan Abdülhamid, Avrupa'nın bütün baskılarına ve onu Kızıl Sultan" ilân etmelerine rağmen, Ermeni isyanlarını bastırdı ve onların ütopik ideallerine mani oldu.


Abdülhamid, Ermenilerin Ermenistan, Yahudilerin Filistin'de kurmayı tasarladıkları İsrail hayallerini sert bir şekilde engelleyip, karşı çıkınca, bütün bu muhalif gruplar ona karşı birleşip, müşterek faaliyet göstermeye başladılar.


Bütün bu tarihi olayların akışından anlaşılıyor ki, Ermeni meselesi, Ermenileri Müslüman seviyesine çıkarıp onlara büyük hak ve imtiyazlar bahşeden Tanzimat Fermanı ve II. Meşrutiyet Anayasasından kaynaklanıyordu.


Osmanlı Devletini ve Sultan Abdülhamid'i yıkmaya kesin karar vermiş olan bütün bu menfi gruplara karşı Sultan Abdülhamid, İslam Birliği siyasetini ortaya koydu. O, bu siyasetini gerçekleştirmek için, bilhassa siyasi yönden büyük bir ehemmiyet arz eden Hacc müessesesinden yararlanmak ve Mekke'ye toplanan binlerce Müslüman hacı vasıtasıyla kendi fikirlerini dünya Müslümanlanna ulaştırmak gayesiyle, İstanbul-Hicaz ulaşımına önem vermiş ve "Hicaz demiryolu"nu Medine'ye kadar ulaştırmıştır. Kaynaklar,***** bu dönemlerde, Abdulhamid'in senede 100 km. demiryolu yaptırmaya muvaffak olduğunu kaydetmektedirler.******


* Malcolm Mac Coll'un, Le Sultan et les Grandes Puissances (Paris, 1899), Gil les Roy'nın, Le Sultan Rouge (Paris, 1936) ve daha birçok kitap bu konuya hasredilmiştir.

** Jean-Pierre Aler, L'Armenie, Paris, 1962, s. 49.

*** Malcolm Mac Coll, a.g.e. s. 14.

**** Ay, es, s. 14

***** V. Bérard, a.g,e. s. 130.

****** Sultan Abdulhamid'in, o günkü imkânlarla Medine'ye kadar ulaştırdığı demiryolunu, bugünkü Medine idaresi dünyanın en zengin ülkesi olmasına rağmen koruyamamakta, hatta kullanılmaz hâle sokmaktadır. Öylesine ki, Medine tren istasyonu, önce İtfaiye merkezi yapılmış, şimdilerde de müzeye çevrilmek istenmiş fakat hâlâ bir neticeye varılmamıştır.


Kaynak: Sırma, İhsan Süreyya, II. Abdülhamid'in İslâm Birliği Siyaseti, Beyan Yayınları, s. 51-54, 12. Baskı, Kasım 2014.

15 görüntüleme
Join my mailing list