Türk dış siyasetinin üç parantezi!

Yunanistan-Türkiye görüşmelerinin sonucu ile ilgili olarak Kıbrıs’ta Rumlarla-Türk tarafının neredeyse 40 yıldır sürdürdüğü müzakerelerin seyrine bakarak fikir sahibi olabiliriz. Kırk yılın özeti: Sıfıra sıfır elde var sıfır! Türkiye Yunanistan’la bu kadar uzun süre müzakereye tahammül edemez. Türkiye için kendi açtığı parantezi kapamaktan başka çözüm görünmemektedir.

Yunanistan’la “istikşafî görüşme”ler, bilmem kaç yıl sonra başlamış… Günümüzde “istikşaf” kelimesini bilen pek yoktur, ama keşif kelimesi hâlâ biliniyor. Bu görüşmeler meselenin keşfedilmesi, araştırılarak bilinmesi maksatlıdır. Bunun ardından çözüme yönelik müzakerelere geçilmesi beklenir. Peki Yunanistan’la böyle görüşmeler yapılır ve bir sonuca varılabilir mi?


Türkiye’nin dış siyaseti, ikisi 19. Yüzyılda, biri 20. Yüzyılda açılan parantezler arasında doğru olarak okunabilir.


Türkiye coğrafî olarak stratejik mevkii, milletinin tarihten gelen görünür-görünmez güçleri ile, 19. Yüzyıldan itibaren dizginlenmesi gereken bir ülke olarak görülmüştür. Geçici sürelerle Rus ve Sovyet tehlikeleri üzerinden oluşturulan batılı stratejiler Osmanlı’nın, Türkiye’nin ayakta kalmasına cevaz vermek şeklinde çizilmiştir. Türkiye ölmesin, fakat onmasın!

İlk parantez Yunanistan’dır. 1820’li yıllarda Mora’da başlayan Rum isyanı ile batılı güçlerin sentetik bir Yunan milleti oluşturma yönündeki çabaları Yunanistan’ın istiklali ile sonuçlandırılmıştır. Yeni bir Yunan milleti yaratılmaktadır, ama bu milletin kıralı “Yunan” değildir. Alman hanedanından, daha reşit olmamış bir prens bulunur, bir süre naibler Yunanistan’ı idare eder.


Yunanistan tarzı küçük devletlerin kendi başlarına hükümranlıkları yoktur, ancak dünya hükümranları adına hareket ederek bir varlık gösterebilirler.

İkinci parantez Ermenistan’dır. Ermenilere batılı emperyalistlerin ilgisi 19. Yüzyılda yükselmiştir. Türkiye’nin doğusunda en azından özerk bir bölge oluşturulması, daha ötesi müstakil bir devlet kurulması yönünde beyanlar olmuştur. Ermeni komitacılar bu beyanları ciddiye alarak Osmanlı’ya karşı isyan etmiş ve bu da çok acı sonuçlar doğurmuştur. 1. Dünya Harbinde işgalci Rusya ile işbirliği yapan Ermeni komitacılar, doğu ve güney doğumuzda büyük katliamlar yapmışlardır, bunun önüne geçmek için tehcire (göçürme) baş vurulmak zorunda kalınmıştır. 1. Dünya savaşından sonra batılı devletlerin Ermeni davasına destekleri sönerken, Sovyetler Birliği içinde bir Ermenistan’a vücut verilmiştir.


Bunu şöyle yorumlayabiliriz: Batılı devletlerin Türkiye’yi Ermenistan parantezine almaları imkânı Sovyetler tarafından ortadan kaldırılmış, böylece Ermenistan bir Sovyet parantezi olarak Türkiye sınırında yaşatılmıştır.

Üçüncü ve son parantez, İsrail parantezidir. İsrail’in Osmanlı devleti yıkılmadan kurulması imkânsız olduğu için, Araplar kullanılarak Filistin’den Osmanlıların el çekmesi sağlanmış, akabinde Yahudi nüfus İngiliz sömürgeciler tarafından sistemli olarak bölgeye yerleştirilmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da İsrail’in kuruluşu sağlanmıştır. İsrail parantezi en güçlü parantezdir.


Türkiye’nin batıya veya kuzeye doğru nüfuzunu genişletme ihtimalinin zayıflığı yanında, güneye doğru böyle bir genişlemenin zemini her zaman vardır. İsrail parantezi, emperyalistlere bir taraftan bölgeyi kolaylıkla baskı altında tutma ve sömürme imkânı sağlarken, diğer taraftan Türkiye’nin sınırlanması açısından da büyük önem taşımaktadır.


Türkiye’ye karşı bu küçük nüfuslu kavimlerin devletleri her zaman bir şekilde kullanılmaktadır. Bu her zaman savaşla olmaz, fakat nihai olarak savaşa da başvurulur. Nitekim İngiltere, 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti’ni istediği şartları kabule zorlamak için Yunanistan’ı bir vekalet savaşına sokmuştur. Yunan kuvvetlerinin 14 Mayıs 1919’da İzmir’e çıkarılması, daha sonra ileri harekata izin verilmesi, buna karşı Kuva-yı Milliye hareketinin başlaması, Anadolu’da Yunan işgaline karşı sürdürülen mücadelenin askerî bir harekat olmaktan çıkıp siyasî bir harekata dönüşmesi, İngilizlerin eline bu siyasi çok başlılıkla oynamak fırsatı vermiştir. Neticede ağır mağlubiyete uğrayan Yunanistan’a bu vekalet savaşı pahalıya mal olmuştur. Yine de savaş sonrasında Yunanistan gücünden fazlası verilerek ödüllendirilmiştir.


Son yıllarda Yunan parantezinin aktif hale getirilmek istendiğine dair ciddi belirtiler vardır. Avrupa ve ABD, Türkiye’nin artan gücünü sınırlamak için Yunanistan’ı yeni bir vekalet savaşına yöneltebilir. Yunanistan’ın Adalar Denizi (1940’lardan beri Yunancadan alınma “Ege” deniliyor) ve Doğu Akdeniz/Kıbrıs konusundaki uzlaşmaz tutumu böyle bir ihtimali kuvvetlendirmektedir. Buna rağmen Yunanistan’ın masaya oturuyor görüntüsü vermesini zaman kazanmaya mahsus bir taktik olarak görebiliriz. Yunanistan’ın, Akdeniz’in enerji kaynaklarının aslan payını sahiplenme yönündeki tavrına karşılık Türkiye’nin haklılığının ve güçlülüğünün görülmesi böyle bir barışçı taktikle dengelenmek istenmektedir.


Şunu peşin olarak söyleyebiliriz: Yunanistan masaya kendi açısından taviz vermek için oturmamaktadır. Müzakerelerle konuyu uzatmak, Türkiye’nin atacağı adımları engellemek için bu yola girmektedir. Yunanistan bu meselenin sürmesi, dallanıp budaklanması, öylece Avrupa ve Amerika’nın meseleye fiilen el atması beklentisi içindedir. Buradaki esas çatışma Yunanistan-Türkiye çatışması değil, batı emperyalizmi ile Türkiye hesaplaşmasıdır.


Türkiye’nin kendini savunması yanında haklarını koruma amaçlı çabaları, ABD tarafından reddedilmektedir. ABD güneyde büyük İsrail parantezine Suriye’de küçük parantezler ekleyerek Türkiye’yi sınırlama tavrını sürdürmektedir.


Yeni ABD Başkanının bir önceki başkana göre Türkiye’nin sınırlanması konusunda daha kararlı bir tavrı olduğu bilinmektedir. Seçim sırasında bu tavır birçok kereler ortaya konulmuştur. Türkiye’nin hava savunmasını güçlendirmek için Rusya’dan teknoloji alması görünür bir sebep olarak öne sürülmektedir. Böylece ülkemizin hava savunmasını güçlendirme yönünde adım atması, alternatif göstermeden engellenmek istenmektedir.


Rusya, Karabağ meselesinin çözümünün yolunu açarak batı için Ermeni parantezini neredeyse ortadan kaldırmıştır. Rusya böylece Türkiye sınırlarına askeri olarak da dönmüş, Ermenistan siyasetinin sınırlarını da böylece çizmiştir.


Doğu Akdeniz meselesinde Türkiye’ye karşı Batı’nın elindeki koz Yunanistan’dır. Bu kozun nereye kadar, nasıl kullanılacağı önümüzdeki günlerin meselesidir. ABD-Batı stratejisi Türkiye’yi de içine alan bir şekilde mi olacaktır, Türkiye’yi dışlayan bir yapıda mı? Türkiye’nin dışlanması demek Rusya’yı ABD-Batı stratejisine dahil etmek demektir. Bu büyük bir strateji değişikliği anlamına gelir ki, bugünün şartlarında ABD’nin böyle keskin adımlar atma ihtimali zayıftır.


Yunanistan-Türkiye görüşmelerinin sonucu ile ilgili olarak Kıbrıs’ta Rumlarla-Türk tarafının neredeyse 40 yıldır sürdürdüğü müzakerelerin seyrine bakarak fikir sahibi olabiliriz. Kırk yılın özeti: Sıfıra sıfır elde var sıfır!


Türkiye Yunanistan’la bu kadar uzun süre müzakereye tahammül edemez. Türkiye için kendi açtığı parantezi kapamaktan başka çözüm görünmemektedir.


Kaynak: Doğan, Mehmet, Türk Dış Siyasetinin Üç Parantezi, s. 38-39, 1057. sayı, 1-7 Şubat 2021.

2 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
Join my mailing list