Takva Sahibi Genç

"Takvaya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler" (A'râf 7/201)

Dünyanın fâniliğini bilen, ölümü ve ölümden sonraki hayatı ve hesap verme gününü düşünen gençler, arzu ve heveslerine değil Allah Teâlâ'nın ve O'nun resûlünün emirlerine kulak verirler. Duygularını kontrol altına alır; hayatı meşru dairede geçirir, çevresine zarar değil, fayda sağlarlar.


Resûlullah [sallallahu aleyhi ve sellem] bir hadis-i şeriflerinde buyurmuşlardır ki: "Bir genç şu dünyanın aldatıcı zevk ve eğlencelerini terkeder ve gençliğiyle Allah Teâlâ'ya taat ve ibadete yönelirse, Allah ona yetmiş iki sıddıkın ecrini verir ve sonra Allah o genç için şöyle buyurur: Ey gençliğinde benim rızam için şehvetleri terkeden genç! Sen benim yanımda bazı meleklerim kadar değerlisin."*


Evet, takva sahibi olmak, hayatın her döneminde güzeldir ancak gençlik çağında bir başka güzeldir. Delikanlılığa, güce, kuvvete, güzelliğe rağmen günahlardan sakınanların mükâfatının ebedî mutluluk olduğunu Peygamber Efendimiz [sallallahu aleyhi ve sellem) müjdelemiştir.


Hz. Ömer'in [radıyallahu anh] halifeliği dönemin de ibadet ehli, son derece takva sahibi bir genç vardı. Hz. Ömer'in [radıyallahu anh] hayret ve takdirle izlediği bu gencin kalbi, Allah ve Resûlü'nün sevgisiyle doluydu. Vakit namazlarını daima cemaatle kılar ve namazdan çıkar çıkmaz evine döner ve ihtiyar babasının hizmetini görürdü. Bu gencin evine giden yolu, bir kadının kapısının önünden geçiyordu. Kadın her defasında gencin yoluna çıkarak çirkin tekliflerde bulunuyor fakat genç, Allah korkusundan ona iltifat etmiyordu.


Yine bir gün yatsı namazını kıldıktan sonra evine giderken, kadın tekrar karşısına çıktı ve genci kandırmayı başardı. Fakat genç, kadının ardı sıra eve girerken birden bire Allah Teâlâ'yı hatırladı ve korkuyla dilinden şu âyet döküldü: "Takvaya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler" (A'râf 7/201). Hemen ardından da bayılarak düştü. Kadın hizmetçisini çağırdı. Genci tutarak evinin önüne koydular. Sonra da kapıyı çalarak babasına haber verdiler. Babası dışarı çıkınca, oğlunu baygın bir vaziyette kapının önünde buldu. Komşulardan birkaçı genci tutup eve taşıdılar. Uzun bir müddet baygın kalan genç kendine gelince babası,


- Evladım neyin var, ne oldu, diye sordu. Oğlu,


-Bir şeyim yok, dedi. Babasının ısrarı üzerine oğlu başından geçenleri anlattı. Babası,


- Hangi âyeti okumuştun, diye sordu. Genç, âyeti okudu ve tekrar kendinden geçti ve ruhunu teslim etti. Bunun üzerine genci yıkadılar ve gece vakti göz yaşlarıyla defnettiler. Sabah olunca olay Hz. Ömer'e (radıyallahu anh) bildirildi. Hz. Ömer [radıyallahu anh), gencin babasına gelerek başsağlığı diledi ve,


Bana niye haber vermedin, diye sordu. Gencin babası,


- Ey müminlerin emîri, vakit geceydi, dedi. Hz. Ömer [radıyallahu anh],


- Bizi onun kabrine götürün. dedi. Hz. Ömer [radıyallahu anh] ve beraberindekiler gencin kabrine geldiler. Hz. Ömer [radıyallahu anh],


- Ey filan kişi! "Rabb'in makamında durmaktan korkanlara iki cennet var"(Rahmân 55/46) dedi. Genç kabirden,


- Yâ Ömer! Rabbim cennette bana onları iki defa verdi, dedi.**


*Ali el-Müttakî, Kenzü'l-Ummâl, ne. 43106

**Süyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr, 9/368, İbn Kesîr, Tefsîrü'l-Kur'âni'l Azîm, 3/534.


Kaynak: Okur, Hüseyin, Asr-ı Saadet Gençliği, Semerkand Yayınları, s. 25-27, İstanbul 2013.

6 görüntüleme
Join my mailing list