Vitrin Çağı ve Cilalı İmaj Devri

Şunun özellikle altını çizmek istiyoruz. Ne elma kötüdür, ne de ıspanak. Kötü olan çıktığın tohumdan (bilinçaltında) utanç duyman ve kendini olmadığın biri olarak maskelemendir. Elmanın kendini ıspanak olarak takdim edip, sebze olarak arz-ı endam etmesi şizofrenik bir durumdur.

Vitrin, Fransızca kökenli bir kelime. İçine konan şeylerin görünmesi için yapılmış camlı dolap. Hani şu evlerde kullanılmaya kıyılamayan fincanların, gümüşlerin yahut çerçeveletilmiş fotoğrafların da bazen içinde bulunduğu, neredeyse her evin olmazsa olmazı. Diğer bir anlamı da bir dükkân veya mağazanın, dışarıdan camla ayrılan ve mal sergilemek için kullanılan yeri.


Vitrin, içerideki malların en iddialılarının, en güzellerinin, en yenilerinin durduğu, adeta dükkân ve mağazaların içinde bulunanların küçük bir özeti bizim için; ana fikri. Kasap dükkanında çengelde asılı et, giyim mağazasında takım elbise bulunması gibi.


Üretim ve tüketim alışkanlıklarımız değiştiği gibi, diğer bir deyişle hayatımız değiştiği gibi, vitrinlerimiz de, vitrin algımız da değişti. Misallendirelim. Örneğin, genç yetenekli bir futbolcu için, bir Avrupa müsabakası onun vitrine çıkacağı, kendini daha fazla göstere bileceği bir zemin olabiliyorken; bir mankenin podyuma çıkmasından öte bir futbolcu ile aşk yaşaması (!) da onun vitrini olabiliyor. Zira mallar klasik anlamdaki vitrinlerde sergilenirken, hizmet sektörünün vitrini artık çok farklı.


21. yüzyıl kaydıyla söylersek bir de buna sosyal medya eklendi. Sosyal medya; ev hanımından öğrencisine, iş adamından sanatçısına, aşçısından şarkıcısına kadar herkes için vitrin vazifesi görüyor. Herkes ne marifeti, ne hüneri varsa orada sergiliyor. Lâkin tarihte hiç olmadığı kadar maskeli bir yüzyılın insanı, bazen içerde olanı değil de bir nevi olmasını istediğini burada vitrine çıkarıyor.


Hayatında 100 kitap okumamış biri, hiçbirini okumadan 1000 kitap paylaşımı yapabileceği gibi; yine hayatında bir tane şiir kitabına para vermemiş insanlar, sabah akşam beyitler paylaşabiliyor. Anadolu'nun bir köyünde doğmuş, eli öpülesice ana ve babası hâlâ köyde yaşayanlar, nedense eziklik olarak gördükleri bu durumu, garip bir taşra psikolojisi içinde, sahillerde poz vererek, lüks mekânların kapısının önünde rol keserek atmaya çalışıyor. Yeni bir sınıfa ait olmanın, o sınıfın tüketim kalıbından öte, kültür birikiminde olduğunu hiç düşünmeden.


Şunun özellikle altını çizmek istiyoruz. Ne elma kötüdür, ne de ıspanak. Kötü olan çıktığın tohumdan (bilinçaltında) utanç duyman ve kendini olmadığın biri olarak maskelemendir. Elmanın kendini ıspanak olarak takdim edip, sebze olarak arz endam etmesi şizofrenik bir durumdur.


Hâsılı, cüceleşmiş devlerden daha acıklı bir durum varsa, o da devgörünümlü cücelerdir. Büyük satırların küçük adamları. Büyük imajların küçük ruhları. Bu tam anlamıyla işte "cilalı imaj devri"nin alâmet-i farikasıdır. Sosyal medya da bir nevi bunun için var, genelde buna hizmet ediyor. İçimizdeki boşluğu böyle dolduruyoruz, aslımızla değil de sahte suretlerimizle. Lâkin keşke bu kadar kolay olsaydı. Üzerimize doktor önlüğü giyip, bir tıp fakültesinin kapısının önüne geçerek fotoğraf çektirmemiz bizi hekim yapmaz. Olsa olsa bunun sahtekârı yapar.


Evet, sonu başa bağlarsak, elbette vitrin önemlidir. Ama insanlar vitrine de gelseler, günün sonunda (işten anlayanlar elbette) bizi işimizle değerlendirirler. Yemek menülerinde yer alan görseller, yemeğin lezzetine bakana kadardır. Görseller ne kadar şatafatlı olursa olsun, esas mesele yemeğin ağzımızda bıraktığı tattır. Fotoğrafların zihnimizdeki yeri, bu noktadan sonra hükümsüzdür.


Dolayısıyla kendini "usta" sayan birinin derdi, işi değil, sadece vitrini olursa orada zanaat bitmiştir. Bir "üstad"ın tüm cehdi olmak ve oldurmak değil de görünmek olursa, orada da sahici fikir ölmüştür. Bir öğretmen, bir sanatçı, bir mimar, bir bilim insanı; eğitimciliğinden çok, eserinden çok, emeğinden çok, bilimselliğinden çok, salt imajla cemiyet meydanında beliriyor ise orada fikir-bilim-sanat tükenmiş, hikmet ve irfan buhar olmuştur.


Vitrin çağının putu, cilalı imajlar, imgelerdir. Ve ne diyordu Bilge Aliya: "Putları reddet, idealleri koru!"


Kaynak: Eren, S. Bilgehan, Vitrin Çağı ve Cilalı İmaj Devri, Genç Dergi, s. 35, Kasım 2020.

8 görüntüleme0 yorum
Join my mailing list