Yılbaşı Kutlama Tehlikesi

"Ey Allâh'ın Peygamberi, ben bunlardan değildim, dün gece misâfir gelmiştim. Bunların eğlencelerine ortak oldum, hiçbir şey de demedim. Bunlara vuran belâ bana da vurdu.


Şimdi bunlar cehennem çukurunun dibindeler, ağızlarına ateşten gem vuruldu, konuşamıyorlar. Beni ise çengelde askıda bıraktılar, ağzımı da açık bıraktılar. Sana cevap verebiliyorum ama ben de aşağıya mı itileceğim yoksa yukarıya mı çekileceğim bilemiyorum."

...


Yetmiş bin evliyânın reisi İmâm-ı Rabbâni (Kuddise Sirruhu) şöyle buyuruyor:


"Bizim bir komşumuz vardı, Müslümandı. Fakat bazı yanlışları vardı. Vefat etmek üzereydi, komşuluk hakkı üzere beni çağırdılar. Gittim ve gördüm ki komadadır. Kendini kaybetmiş olarak onu gördüğümdendir ki teveccühte bulundum, mânevî bir yönelişle kendisine yanaştım. Kalbine mânevi bir hal üzere nazar ettim (baktım), zifiri karanlık bulutlar çökmüş, iman nuru sönecek bir mum gibi kalmış olarak gördüm. Komşuluk hakkını mülâhaza ederek ne yapabileceğimi düşündüm. Karanlıkları dağıtmak amacıyla teveccüh ettim lakin zerre kadar karanlık açılmadı, dağılmadı. Bunu bir iki kere denedim ama fayda yok.


Üçüncüde de olmayınca 'Yâ Rabbi! Acaba bende mi bir kusur var bugün' diye düşündüm. 'Bu kadar Sana müracaat ettim ama hiçbir faydası olmadı' diye niyaz ederken tam o esnada kalbime bir nida:


'Ey İmam! Eğer sen bu teveccühlerini dağlara yapmış olsaydın, senin hürmetine ve teveccühün bereketine dağları yerinden sökerdim.


Ama bu adamdan sen bir karanlık açamazsın, çünkü bunun karanlığı bazı amel noksanlıklarından değil, bazı günahları işlediğinden değil, dinsizlerin ve müşriklerin Hinduların şirk merâsimlerine katılmasındandır. Burada şirk vardır ve bu nedenle senin teveccühün burada sökmez' diye bir ilham geldi.


O zaman Hindistan'da şirk bayramlarında boyalı, renkli pilav pişiriyorlarmış ve birbirlerine bunu hediye ediyorlarmış. Bu Müslüman adam da onlardan etkilenmiş aynı günde aynı şekilde pilav pişiriyormuş, yiyor, dağıtıyormuş ve de kutluyormuş. Bakın başına gelen belaya. Son nefesinde ya senin imanın tehlikeye girerse seni kim kurtaracak? İmâm-ı Rabbâni bile bir şey yapamadı!


İmâm-ı Rabbâni (Kuddise Sirruhu) şöyle devam ediyor:


"En sonunda ümidimi kestim ve evime doğru yol aldım. Bir zaman sonra bana komşumun öldüğüne dair haber geldi.


Ne yapacağımı düşündüm. Cenazesine gideyim mi? Gitmeyeyim mi? Bu konuda şüphede kaldım.


Durum böyle olunca istihâre yapmaya karar verdim. İstihâremde buyruldu ki: 'O kişi zor da olsa îmanını kurtararak öldü, cenazesine gidebilirsin..."


Bir Müslümanın imanını kurtarması ne demektir? O kişi son nefeste çok zorlandı. Kefen mi yırtmak istiyorsunuz? Bas bas bağırmak mı istiyorsunuz? Şeytanın tasallutuna mı uğramak istiyorsunuz? Peki meleklerin gelip şeytanları defetmesini istemiyor musunuz?


Birisi de: "Efendim ben bir yere gittim, onlar da televizyonu açmışlar, özel noel programı vardı, ben de seyrettim. Ne diyebilirim ki bu durumda.


Kapatın desem de kapatmayacaklardı, ben de seyretmek durumunda kaldım" diyor.


Eğer onlar kapatmıyorlarsa sen oradan dışarı çıkarsın.


Birisi anlatıyor: "Bir yakınımız bizim evdeyken namaza durdu, biz de televizyonun sesini edep gereği kıstık. Namazı selam verip bitirdikten sonra bize yüksek bir sesle bağırdı, 'Ne kıstınız sesini ben takip ediyordum!'..."


Ona dedik ki: "Namazda değil misin?" Dedi ki: "Ben aynı anda her tarafı takip ederim." Bazısı da daha takva geçiniyor: "Uşağım ben yandaki odaya namaza gidiyorum, sen biraz sesini aç!" diyor.


Halbuki o durumda bir odadan diğerine geçmek bile hicrettir. Hicret illa Mekke-Medine arası kadar mesafe gitmekle olmaz. Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):


"Bir karışlık yer olsun dininle bir yerden bir yere kaçan kişi cenneti vâcib eder ve (hicret eden) İbrâhîm ve Muhammed (Aleyhimesselâm)ın komşusu olur" buyuruyor.


"Siz cehennem çukurunun ağzında dolanıyordunuz, düştünüz düşecektiniz, Allâh sizi çekti-çıkardı.


İslam'ı, Kur'ân'ı, Muhammed Mustafa'yı gönderdi. Allah sizi cehennemden kurtardı" buyuruyor Kur'ân. (Âli 'Imrân Suresi: 103)


Peki şimdi yeniden mi ateşe düşmek istiyorsun?


Hazreti Îsâ (Aleyhisselâm) havârileriyle beraber bir memlekete uğradılar. Herkes olduğu yere düşmüş ve ölmüş. Bakkal dükkânında, işçi tarlada, manav dükkânında yani herkes olduğu yerde ölmüş ve kimse kimseyi gömememiş.


Kimse kimseyi gömemediğinden dolayı cesetlerin hepsi ortada kalmış. Hazreti Îsâ (Aleyhisselâm) bu durum karşısında bakakalmış.


Havâriler demişler ki: "Ey Allâh'ın Peygamberi! Bunlara ne gibi bir belâ vurduğu hakkında Allâh-u Teâlâ'ya sorar mısın?"


Bunun üzerine Îsâ (Aleyhisselâm) Rabbimize müracaat etti. Mevlâ buyurdu ki: "Yâ Îsâ! Şimdi git, hava karardığında bu kasabaya gel ve sonra onlara seslen. Kendileri sana cevap verecekler."


Hava karardı ve Hazreti Îsâ (Aleyhisselâm) geldi.


Havârîler arkasında dikildiler, "Ey karye ahâlisi!" diye seslendi. Bir tek kişi den ses geldi: "Ey Allâh'ın Peygamberi buyur!" dedi.


Îsâ (Aleyhisselâm): “Durumunuzu merak ediyoruz, ne oldu size?” dedi. O cevaben:


"Geçtiğimiz gece sıhhatli, âfiyetli bir şekilde yedik, içtik, eğlendik, dedik, güldük haramlarla lezzetlendik, sabah kendimizi cehennemin dibinde bulduk” dedi.


Îsâ (Aleyhisselâm): “Peki günahınız neydi?” dedi. Adam hemen cevap verdi: “Dünyayı sevmekti.” Îsâ (Aleyhisselâm): "Peki dünyayı nasıl sevdiniz?” dedi. Adam cevap verdi: "Ey Allâh'ın Peygamberi, biz dünyayı çocuğun anasına bağlanması gibi sevdik."


Çocuk annesinden dayak yer yine "Anne" diye ağlar. Enayi çocuk "Baba" diye ağlasa babası onu belki kurtarır. İşte dünya da insana neler eder, insan yine dünyayı sever. Halbuki Rabbini sevse Rabbi onu kurtarır.


Sonra Îsâ (Aleyhisselam) şöyle dedi:


"Dünya sevgisi bütün günahların başıdır."


Bu yılbaşı kutlamalarının nedeni nedir? Dünya sevgisi! Bu kadar yeme, içme, eğlenme, merasim, keyif bu kadar haramın sebebi ne? Dünya sevgisi! Ahirete imanı olanın, âhirete iştahı olanın ne işi var bunca melanette? Mevlâ'ya dönmedik, dünyaya taptık kaldık.


Ardından Îsâ (Aleyhisselâm): "Burada bu kadar insan gördük, hepsi ceset olmuş, kimse konuşmuyor da neden bir tek sen cevap veriyorsun?” deyince, adam hemen cevap verdi:


"Ey Allâh'ın Peygamberi, ben bunlardan değildim, dün gece misâfir gelmiştim. Bunların eğlencelerine ortak oldum, hiçbir şey de demedim. Bunlara vuran belâ bana da vurdu.


Şimdi bunlar cehennem çukurunun dibindeler, ağızlarına ateşten gem vuruldu, konuşamıyorlar. Beni ise çengelde askıda bıraktılar, ağzımı da açık bıraktılar. Sana cevap verebiliyorum ama ben de aşağıya mı itileceğim yoksa yukarıya mı çekileceğim bilemiyorum."


İşte bu anlatılandan ders çıkarmak lazım. Ölüm ve hesap var.


Kaynak: Ünlü, Ahmet Mahmut, Noel Kutlama Tehlikesi, Tuana Basın Yayın, s. 18-25, 6. Baskı, 2015.

14 görüntüleme0 yorum
Join my mailing list