Yeni Dünya Düzeninde Tıp ve İlaçlar

Yeni bir düzen beklentisi, aşı ve ilaç balonunun uçurulduğu bugünlerde, dev ilaç firmalarından siz hiçbir açıklama okudunuz mu? Okumazsınız, zira onlar konuşmaz, icraat yapar. Onların sözcüleri Bill Gates ve Dünya Sağlık Teşkilatı gibi paravan kuruluşlardır. Konuşup neden açık versinler ki, maşa kullanmak varken?


...


Söz konusu mafyatik uygulamaların en barizi, en etkileyici rakipleri Hindistan’a uygulanır. Herkesin aksine Hindistan patent kanunu, patenti nihaî ürüne değil sürece vermeyi öngörmekteydi. Bu da Hintli ilaç firmalarının önünü açar. Hint ilaç sektörünün, batılıların fiyatları karşısında âdeta sembolik bedellere ilaç üretmeye başlamasına daha fazla tahammül edemezler.


Önce 1 Ocak 1995’de Dünya Ticaret Örgütü’nü kurarlar. Bu teşkilatın asıl amacı, dünyadaki patent ve faaliyetleri denetlemek olup, ticaret ise bahanesidir. 1995’in ilk aylarında TBMM’de DTÖ’nün 21 bin sayfalık mevzuat metni okunmadan bir saatlik görüşme ile kabul edilerek, Türkiye bu şer yapıya ilk katılan ülkelerden biri olur. Bizde buna hata yapmak değil ihanet denilir, ama herkes bunu dillendirmez.


Hindistan 2005’te zorla yani cebri olarak DTÖ’ye dâhil edilir. Bu, Hintli ilaç şirketlerinin artık üretim yapamaması manasına gelir. Onlara kalan şey, Batılı ilaç firmaları gibi davranmak idi, ama buna da yemlemeler izin vermezdi. Çünkü Hindistan’da ilaç üretmek, Batı’da üretmeye göre daha ucuzdu, ama mesele sadece para değildi. Beşli çeteden başkası sahada at koşturursa kötü örnek olur ve böylece büyü ve tuzak bozulurdu. Bu durumda Hintli ilaç şirketlerinin bir kısmı için büyücü büyüklere taşeronluk etmenin dışında bir seçenek kalmaz. Bir kısmı da biyoteknolojiye yönelip, molekül geliştirmekten başka seçenek bulamaz, onlar da buna yönelir.


NANO ÇİPLİ İLAÇ VE AŞILAR


Şimdi ise işin içine nanoteknoloji dâhil oldu. Fazları birden 5’e ulaştı. Bugünlerin en meşhur çipli aşı tartışmaları da elbette bu sürecin bir ürünü. Daha önce bu konuda farklı yazılar kaleme aldığımız için çipli aşılar meselesine girmeyeceğiz. Ancak şunu belirtmeliyiz ki, koronadan kurtulmanın tek yolunun aşı olarak pazarlandığı -yahut samimi ifadesiyle yalanıyla teslim alınmak istediği- bugünlerin ardından gelecek olanlar çok daha acıklı olacak.


Bunları sizi korkutmak için değil, tedbirli olmak için kaleme alıyoruz. Çünkü aşı bekleyen kişi ve ülkeler, olup biten rezil tiyatroyu görememiş demektir. Zaten haydutların asıl amacı, korkutarak avuçlarının içine alıp ham yapmak.


Yeni bir düzen beklentisi, aşı ve ilaç balonunun uçurulduğu bugünlerde, dev ilaç firmalarından siz hiçbir açıklama okudunuz mu? Okumazsınız, zira onlar konuşmaz, icraat yapar. Onların sözcüleri Bill Gates ve Dünya Sağlık Teşkilatı gibi paravan kuruluşlardır. Konuşup neden açık versinler ki, maşa kullanmak varken?


Hâsılı mesele para değil, yeni düzenin sahibi olmak. Ancak belli oldu ki, bu düzen de tıp eliyle kurulacak. 2005-2007 yılları arasında Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’nın başkanlığını yapan Çapa Tıp’tan mason Prof. Dr. Asım Akin’in “Masonluk tıp âleminde güç odağıdır” cümlesini de aklınızda tutunuz. Ve doktorların yeniden (hâşâ) kutsî bir kurtarıcıya dönüştürüldüğü bugünlerde, “acaba biri gözümüze kibrit çöpü tutarak ormanı mı kaçırıyor” diye sormalı herkes. Çünkü yeterince dünyevileşmiş Müslümanlar dahi ölümle korkutulup sağlığı ile meşgul edilirken, saman altından kimler hangi okyanusları taşıyor acaba?


KİBİR VE CEZA


Allah (c.c.) kişiyi, kibri ve iddiasından vururmuş. Herkesi kurtarma iddiasındaki bu ölüm makinelerinin kurucularının akıbetleri son derece ilginçtir. Zira bu ilaç firmalarının erkenden ölen ilk ve ikinci kuşak kurucu babalarının kendi kellerine sürecek merhemleri bile yoktu. Bugün de değişen bir şey yok… Önümüzde iki yol var, ya tüm beşerî kurtarıcılar gibi ‘ilaççılardan da kurtulmak, yahut da teslim olmak. Hangisini tercih ederdiniz?


Kaynak: Özer, Kemal, "İlaç" savaş ve suç ürünüdür, Gerçek Hayat Dergisi, 1020. Sayı, s. 21, 11-17 Mayıs 2020.

10 görüntüleme
Join my mailing list